Enflasyon inkârı
Veysel Ulusoy
Son Köşe Yazıları

Enflasyon inkârı

05.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

2000’ler boyunca Yunanistan İstatistik Ofisi, özellikle bütçe açığını, borçların milli gelire oranını ve kısmen de ekonomik büyüme oranlarını olduğundan daha iyi gösterdi. 2009’da iktidara gelen Papandreou hükümeti önceki hükümetin yüzde 6 civarında açıkladığı bütçe açığının gösterilenin yüzde 100’ünden daha fazla olduğunu kamuoyu ile paylaştı. 

Daha sonra revize edilen gerçek veri, farkı yüzde 200’lere taşıdı. 

Bu sadece bir revizyon muydu? 

Tabii ki hayır. 

Bu bir devletin yıllarca yanlış istatistiki raporlar yaptığının bir itirafıydı. 

Yunanistan doğal olarak Avro kullanan ülkelerin verileri güvenilirdir varsayımı ile çalışan AB İstatistik Ofisi olan Eurostat’ın da üyesidir. 

Bu süreçte Eurostat’ın varsayımı çöktü. Daha kötüsü, diğer üye ülkelerin de yanlış bilgi verip vermediği konusunda derin şüpheler oluştu. 

Tam anlamıyla bir güven kriziydi bu. 

Kurumsal erozyona neden olan süreçte ekonomik sonuçlar daha da önem kazanmaktaydı. Borç artış hızı yukarılara giderken gelecek vergi yükü de artıyordu. Bu da kaçınılmaz olarak ülke batma riskini ve onun olasılığını gündeme getiriyordu. 

Böyle olunca ülke risk primi arttı, borç çevirme daha pahalı hale geldi ve kendi kendini besleyen kriz başladı. Bu aşamanın hemen arkasında klasik gelişmekte olan piyasa krizi dinamiği devreye girdi. Yatırımcılar Yunan tahvillerini ellerinden çıkarmaya başladı. Yeni borçlanmanın maliyeti arttı. Ani duruş sinyalleri oluştu. 

Finansal piyasa yatırımcıları, sadece Yunanistan mı sorusu kapsamında Portekiz, İspanya ve İtalya’da benzer olguları sorguladılar ve bildiğimiz Avrupa borç krizinin temelleri atıldı. Avrupa’da işsizlik patladı, üretim daraldı, sert kemer sıkma süreci başladı. 

Kriz aniden ortaya çıkmadı, doğal olarak. Bu bir yüksek bütçe açığı, ulusal gelir hesaplarının abartılması değildi sadece. Sorun bu açığın daha önceden saklanması ve gecikmeli gelen bilginin hastalığı tedavi etme önünde engel teşkil etmesi, bir güven krizi, rasyonel beklentilerin çöküşü ve veri güvenilirliğinin ekonomik sistemde bir durum değişkeni haline gelmesiydi. 

Benzer bir süreç de 2007 ile 2015 yılları arasında Arjantin’de yaşandı. Devletin istatististik ofisi, INDEC, enflasyonu sistematik olarak düşük gösterdi. Resmi veri yüzde 8-10 bandındayken gerçekleşen oran yüzde 40’lara yaklaşıyordu. 

Diğer bir ifadeyle enflasyon ölçülmüyordu, yönetiliyordu. 

Enflasyon sepetindeki oynamalarla başladı her şey. Daha ucuz ürünler ağırlıklandırıldı. Hızlı artan fiyatlar dışlandı. Devletin kontrolündeki yönetilen, yönlendirilen fiyatlar kullanıldı. Gerçek piyasa fiyatları göz ardı edildi. 

Dahası açıklama yapılmadan hesaplama yöntemi değiştirildi. 

Sonuçta resmi fiyat endeksleri politik bir değişken/veri haline getirildi. 

Tüm bunlar ücret pazarlıklarını bozdu, sözleşmeler anlamsız hale geldi. Paralel dengeler/dengesizlikler oluştu. Ve... 

Resmi ekonomi (kâğıt üzerinde) ve gerçek ekonomi (piyasada) çoklu ekonomik dengeye taşıdı süreci. 

Faiz oranları yanlış belirlendi. Ücretler baskılandı. 

Devletin kontrolü dışındaki kiralarda patlama oldu. Fiyat etiketleri anlamsız hale geldi. Firmalar gizli zam uygulamaya başladı. 

IMF bu veri skandalı dolayısıyla Arjantin’i resmi olarak kınadı. 

Tüm bunlar bilim insanlarını enflasyon ya da milli gelir verileri bir ekonomik değişken mi, yoksa politik olarak belirlenen bir çıktı mı sorusu üzerinde zaman harcamaya yönlendirdi. 

***

Arjantin ve Yunanistan deneyimleri, veri güvenilirliğinin bozulmasının er ya da geç ekonomik krize dönüştüğünü açıkça göstermiştir. Enflasyonun inkârı fiyatlama davranışını bozarken gizlenen bütçe açıkları bir anda borç krizine dönüşen sürecin tetikleyicisi olmuştur. Benzer olumsuzlukların yaşandığı ülkemizde, 2018’den beri giderek derinleşen ve bitmeyen ekonomik bunalımın da nedenlerini aynı kapsamda değerlendirmek gerekecektir.

İlgili Konular: #enflasyon