Değerli okur! Ben önce şair, sonra yazar, daha sonra da gazete yazarıyım. Hayatımı bu sıfatlara layık olmaya ayırdım. Bugün (5 Nisan 2026), 2 Nisan 1967 tarihinde Aydın’da yazdığım Kavun Acısı adlı şiirimle tanıştıracağım sizi. İkinci şiir Elmanın Tarihi, 5 Ağustos 1968 tarihinde Muğla’da yazıldı.
KAVUN ACISI
Bu kavun acısı gelecektir
bu kavun acısı geçecektir
demir tavını bulacaktır
ağır kuru ve gebe bir sesle
çekiç örse vuracaktır
karımın devsel yeşil gözleri
öfkenin şiirini yazacaktır
Kavun acısı
kışın ilk sesidir camlarda
yazın boş bir okul avlusunda birikmesidir,
unutulmuş bir kalemdir öğretmen masasında
gülen ayvadır ağlayan nardır
bir umut sürgünüdür Dicle boyunda
kavun acısı gelecektir
kavun acısı geçecektir
kırağı gibi dalların üzerinden
bir al turna gibi tüfeğin önünden
su gibi damlayacaktır
ve dağlayacaktır yalım gibi
kavun acısı geçecektir
kiraz zamanı gelecektir
Çünkü
saat çalışır ve tamamlar günü
bir kan damlar kaldırımın üzerine
bir daha bir daha damlar
acı yağmur suyuna karışır
bir adam durur direğin dibinde
boynu kıldan ince bir adam
saat vurur yürek atar kan damlar
atar sigarasını adam ezer böcek gibi
atar sigarasını adam ezer yazgı gibi
atar sigarasını adam, çünkü
bir yerlerde beyaz mügeler açmaktadır
incir sütü biber gibi yakmaktadır
ak döşekler diken gibi batmaktadır,
dağlar dağlar dağlar çağırmaktadır
Türkünün yurdu insanın yüreğidir
türkünün yüreği insanın belleğidir
onlar senin türkünü anlamazlar
türkün bütün sularda yıkanmıştır
bütün otların ince tadını bilir
bütün zindanları özgürlüğe çevirmiştir
onlar senin türkünü anlamazlar
çünkü onlar gak deyince et
guk deyince su isteyen
Anka’dırlar
Kavun acısı geçecektir
kiraz zamanı gelecektir
bu kütük çiçeğe duracaktır
karımın devsel yeşil gözleri
öfkenin şiirini yazacaktır.
ELMANIN TARİHİ
Elmanın hızını düşün
Tomurcukları gördün bir sabah
tomurcukları düşün
saniyede 300.000 kilometre yol alan hızda
sayısız güneşlere bölünüyordu
sayısız su kabarcıklarına
Çiçeklerini gördün bir sabah
çiçekleri düşün
güneşin inatçı gücünü
erguvan tülünü ilkyazın
tutsak insanları ölü çocukları
hedefe giden merminin hüznünü
köyleri kentleri kasabaları düşün
çiçekleri düşün
hepsinin düşleri bir
ama hepsinin düşleri ayrı
Yeşil tüylerini gördün ilk patlamada
yeşil tüyleri düşün
bir şey olmayacakmış gibi duran tüyler
dengeli bir coşkuyla bekleyip kafa tutarak
yelin bağrına gümüş kakmalar döken
yeşil tüyler
onları düşün
İlkyazda durumu bu elmanın
yeşil kırmızıya dönüşecek
kırmızı tada dönüşecek
ve sonra doludizgin bir koku
ve elmanın doruk noktası:
Yumruktan küçük ve yuvarlak
kabuğu parlak ve sert
kırmızıdan yeşile kadar türlü renkte
kokusu hoş
tadı tatlı ve mayhoş
dokusu gevrek ufak çekirdekli-
Gülgiller’den Elma.
Elmanın hızını düşün
Elini uzatsan elindedir
yere düşerse çürür ayrışır
ve çekirdekleri yayılır toprağa
toprağın dölyatağına
Elma çürür ama öcünü içinde taşır
bir filiz olmanın bir ağaç olmanın öcünü
Döllenmenin hızını düşün yeşermenin hızını
yeşilin kırmızının mayhoş tadın ve kokunun
dalından düşmenin ve çürümenin hızını
Saniyede 300.000 kilometre yol alan hız
benim dışımda benden ayrı bana karşı
parmak uçlarımı karıncalandıran uygar
sıcaklık
sevgilimin yeşil saçları gibi yığılan
ölümün sakladığı dirim
ertelenen dirim
benim yaşama tarzım
bu benim direnmem
bu benim...
değişmem delidumanlığım zorbalığım;
ölümsüz ve benden bağımsız bir başka şey
bu beni saran beni sarsan bir bengi salgı
Elmanın hızını düşün sevgilim
seni beklememin hızını düşün