‘Yurtta barış...’ aymazlık mı?

05 Kasım 2019 Salı

Uzun sayılabilecek bir süredir Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturmakta olan Mevlüt Çavuşoğlu, sanki dış politika konusunda  Cumhuriyet tarihinin en sorunlu ve başarısız döneminin simgelerinden biri değilmişçesine, ona buna akıl vermeye ve neyin nasıl olması gerektiğini öğretmeye kalkan bir kişi.

Nitekim Sayın Çavuşoğlu, hafta sonunda Antalya’da yaptığı konuşmada şunları söylemekten geri durmamış:

...“Her şeyden önce Cumhuriyet kurulurken Atatürk ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ demiş, bu temel prensibi muhafaza ediyoruz, geliştiriyoruz, her zaman barıştan yanayız. Ama yurtta sulh demek suya sabuna dokunmamak, kendi kabuğuna çekilmek demek değildir...” AKP’nin Dışişleri Bakanı bu konuşmasıyla yolu açınca da, Atatürk’ün dış politikasının bu temel ilkesinden rahatsız olanları, ne derlerse desinler sonuna kadar desteklemekle kendilerini yükümlü görenler, daha da ileri gittiler ve Atatürk’ün bu ilkesiyle, AKP’nin Suriye politikasını eleştirenleri, “tembellik, basiretsizlik ve aymazlık”la suçlamaya koyuldular.

Onlara göre AKP’nin Suriye politikası, Suriye topraklarından kaynaklanan terör tehdidine karşı ülkemizin “milli çıkarlarını” korumaya yönelik doğru bir politikadır. “Yurtta barış, dünyada barış” diyerek buna karşı çıkmak tembelliktir, basiretsizliktir, aymazlıktır.

Acaba öyle mi?

Her şeyden önce, Türkiye’nin milli çıkarı, Ortadoğu’daki Amerikan projesi BOP ya da GOP’a karşı çıkmayı gerektirir, onun eşbaşkanı olduğunu ilan etmeyi değil.

Böyle bir şey yapılmamalıydı, ama yapıldı.

Suriye konusuna gelince: Suriye ile Türkiye arasında 1998’de varılan, daha sonra da “Terör ve Terör Örgütleri Karşısında İşbirliği Anlaşması” olarak 2010 yılında genişletilen anlaşmaya göre, her iki ülke de, toprakları üzerinde birbirlerine yönelik terorist faaliyetlere müsaade etmemeyi, bu gibi örgütlere herhangi bir silah veya lojistik destek vermemeyi, bu terörist sızmalarına methaldar olmamayı taahhüt ederler.

Peki, uygulamada ne oldu?

ABD Suriye’yi parçalamaya karar verip, ülkede iç savaş patlak çıkınca, bölgeye İhvan gözlüğünü takarak bakan AKP, Şam’a karşı ayaklanmış asilerin yanında yer aldı. Özgür Suriye Ordusu olarak adlandırılan bu dinci unsurlardan bazılarına silah, malzeme ve militan sağlamak için sınırlarının kevgire dönmesine göz yumdu.

Bu arada, bölgede PKK’nin uzantısı güçler eliyle, arkadaşımız Mehmet Ali Güller’in deyişiyle bir Amerikan koridoru kurdurmayı aklına koyan ABD’nin bu tavrı üzerine Türkiye, Suriye ile sınırında PKK uzantısı bir birime izin veremeyeceğini söyledi. ABD’nin yoğun biçimde silahlandırdığı PYD - YPG dolayısıyla Türkiye Washington’ı uyardı. ABD Türkiye’nin uyarılarını kulak asmayıp oyalama yolunu tutunca da, Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattı. Daha sonra da ABD’nin yaptırım tehditlerine boyun eğerek “harekâtı” durdurdu.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, AKP’nin Adana Mutabakatı’na aykırı olarak, Suriye’ye yönelik terörist hareketlerle işbirliği yapması, Suriye toprakları üzerinde bir PKK koridoru oluşturmaya çalışan ABD ile görüşürken Esad ile görüşmeyi kabul etmemesidir.

AKP’nin, Mevlüt Çavuşoğlu’nun da damgasını taşıyan, Atatürk’ün özellikle Ortadoğu’yu kasteden “yurtta barış, dünyada barış” politikasına aykırı çizgide olan ve Türkiye’nin Suriye ile birlikte, savaştan en büyük zararı gören ülke olmasına yol açan yanlış politikasıdır asıl aymazlık olan.

“Yurtta barış, dünyada barış” politikası, ne aymazlıktır, ne kabuğuna çekilmek ne de basiretsizlik. 

Nitekim, AKP’nin yanlış politikası bizzat kendisi tarafından görülmüş olup, şimdi Şam ile görüşmeye hazırlanılmak suretiyle yanlıştan dönülmeye çalışılmaktadır.

Eğer, Çavuşoğlu’nun aymazlık olarak ilan ettiği ilkeye baştan uyulsaydı, bu kadar büyük acıya ve kayba uğramadan daha  sağlıklı bir sonuca daha erken ulaşılabilirdi.

Bu hususun hâlâ görülememiş olması en büyük aymazlıktır.


Yazarın Son Yazıları

Ordu ve AKP 4 Aralık 2020
Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020