Marksizmi yeniden okumak
Ataol Behramoğlu
Son Köşe Yazıları

Marksizmi yeniden okumak

08.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İnsana insan olma niteliğini kazandıran üç temel olgu olduğunu düşünüyorum: Bilim, felsefe ve sanat.

Bilimi bilgide, felsefeyi akılda, sanatı duyguda derinleşme olarak tarif ediyorum.

Sanat dallarının (edebiyat, müzik, resim, başka görsel sanatlar vb.) tarifleri kendi özgün özelliklerine göre çoğaltılabilir.

Bunu şiir için yaparsak: Şiir duyguda ve dilde derinleşmedir... Üniversite çağımda edebiyat okumalarıma felsefe okumalarını da kattım.

Bunu hep yapageldim.

Hatta felsefe alanında okumalarımın (şiiri ve şiir hakkında yapıtları dışında tutarak) edebiyata göre çok daha ağırlık taşıdığını söyleyebilirim.

Felsefe derken bu parantezin içinde psikoloji, tarih, edebiyat ve sanat tarihleri, çeşitli toplumsal vb. konulu yapıtlar da kuşkusuz yer almaktadır.

***

Felsefe okumalarımda ya da klasik felsefe okumalarımda diyeyim, sonuçta şunu görüyorum: Bütün bu derinlikli usa vurmalar eninde sonunda açık ya da üstü örtük Tanrı fikrinde odaklanıyor ve bir türlü bu fikrin ötesine geçemiyor.

Bu nedenle kendime en yakın düşünce akımı olarak yapıtlarıyla 1960’lı yıllarda karşılaştığım Marksizmi buldum.

Marx demiyorum. Çünkü onun felsefesi yakın arkadaşı, düşündaşı Engels, sonrasında Lenin, o dönemlerden günümüze kadar da çok sayıda düşünürce yorumlanmış, bir anlamda yenilenmiştir.

Fakat benim zihnimde ekonomik altyapı/düşünsel üstyapı, artı değer, sınıf savaşımı, diyalektik ve tarihsel maddecilik kavramları sapasağlam yerli yerindedir ve kanımca asıl olan da bunlardır.

***

Uzun süre önce okumaya koyulduğum Modern Felsefenin Kısa Tarihi adlı yapıtta (pek kısa sayılmaz, 315 sayfa!) başka okumalar, çalışmalar, hastalıklar vb. nedeniyle, sonlara doğru Siyasal Dönüşüm/ Marx bölümüne ancak gelebildim.

Bu vesileyle de Marksizm konusunda daha geniş okumalar yapmak için bu konuda kitaplığımda okuduğum okumadığım ne kadar kitap varsa masama yığdım (Buarada Hegel’i de daha iyi kavramam gerektiğini biliyorum.)

Felsefe tarihindeki bölümü okuduktan sonra masama yığdığım kitaplardan sevgili Taner Timur Hoca’nın Marksizm, İnsan ve Toplum adlı (daha önce bir bölümünü okuduğumu altını çizdiğim satırlardan anımsadığım) kitabını yeni baştan okumaya koyuldum. (Bu arada internet sayesinde haberleştiğimiz Taner Hoca’nın, 90. yaşını kıl payı geride bıraktığını, yaşamını sağ salim İstanbul’da sürdürdüğünü öğrenmekle mutluyum. Büyük düşünürümüzle ilgili herkese duyurulur.)

Taner Hoca’nın kitabı beni çağdaş Fransız düşünür Etienne Balibar’ın Marx’ın Felsefesi’ne götürdü. Bende olmayan kitabı getirttim ve şimdi iki kitabı, dönüşümlü olarak birlikte okuyorum.

Balibar, kitabının daha giriş sayfalarında “Marx gerisinde birçok şantiye bırakan ebedi yeniden başlamanın filozofudur” diyor.

Felsefe, dünyayı olduğu gibi yorumlamakla yetindi, oysa asıl olan onu değiştirmektir diyen Marx’ın felsefesi değişen dünya karşısında elbette donmuş, kalıplaşmış bir düşünce sistemi olamazdı.

Taner Hoca’nın Balibar’ı yorumlayarak aktardığı gibi “Marx yakından izlediği olayları çözümlerken a priori bir ‘ilerleme’ şemasına göre düşünmüyor, daha sonra Lenin’in meşhur ettiği bir formülle ‘somut durumların somut analizine’ dayanıyordu”.

Bu ise ilerlemenin bir kader olmayışı, ilerleme dediğimiz olgunun somut durumların doğru somut analizinin sonucu (ve elbette bu sonucun uygulanması/yani devrim/ olabileceğidir.

***

1848 devrimlerinin başarısızlığının Marx’ta yarattığı düş kırıklığından söz eden Balibar bir sonraki sayfada şunları yazıyor: “Marx’taki teorik alt üst oluşların çapını az saymak mümkün değildir. Çünkü sınıflı toplumdan sınıfsız topluma derhal geçişi kesinlikle ifade eden ‘sürekli devrim’ kavramının ve (‘burjuvazinin diktatörlüğü’ ne karşıt) ‘proletarya diktatörlüğü’ programının terk edilmesi işte buradadır.”

Demek ki Marksizmi donmuş-kalıplaşmış bir öğreti olarak değil, tıpkı süreç içinde somut koşulların analiziyle nasıl oluştuysa, tıpkı öyle, somut koşulların analizine bağlı olarak düşünüp uygulamak gerekiyor.

Marksizm bir felsefe midir gibi ilk okuyuş ya da duyuşta şaşırtıcı, hatta irkiltici bir sorunun yanıtını ve Marksizm hümanizm mi değil midir sorunsalına ilişkin görüşleri, söz konusu kitaplardan alıntılar ve kendi düşüncelerimle birlikte önümüzdeki hafta paylaşacağım.