Ayşe Emel Mesci

Tarih ile bugün kol kola: Tarsus

29 Mayıs 2017 Pazartesi

İlhan Selçuk bir gün, “Dördüncü boyutu, zamanı unutmadan bakmak gerek yaşama” demişti. Fotoğraflar ve insanlar hakkında konuşuyorduk. Bugünün deneyiminden yola çıkarak şunu ekleyebilirim bu söze: Yaşama zaman perspektifini hesaba katarak bakmak, gündelik olanın boğduğu, tıkadığı kanalların açılması olanağını da veriyor.
Mersin Belediyesi’nin nazik daveti sayesinde gezip görebildiğim Tarsus’ta bu olanağı buldum. Çünkü Tarsus öyle bir yer ki içinde şimdiki zamanla tarihin karşılaşmamasına, hatta deyim yerindeyse çarpışmamasına olanak yok.
6 bin yıllık geçmiş; Hititler, Persler, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar... Sayısız uygarlıkla tanışmış, sayısız inancın, kültürün beşiği olmuş, kelimenin tam manasıyla kadim bir kent Tarsus, Hitit dilindeki ilk adıyla Tarşa.
 
Gerçek bir Tarsuslu
Tabii Tarsus’u gezmeyi düşünürseniz, yanınızda bu tarihi biraz bilen birilerinin bulunmasında fayda var, çünkü Gözlükule’de yapılan kazılardan çıkan buluntulara göre, Neolitik (Yenitaş) döneminden İslam dönemine değin katman katman birikmiş yerleşimler söz konusu. Ben bu açıdan çok şanslıydım. Çünkü Tarsus’u bir proje üzerinde birlikte çalıştığımız gazeteci, yazar dostum sevgili Mehmet Canbolat ile gezme olanağını buldum. Uzun yıllardır Almanya’da yaşayan Canbolat, tarihine, kültürüne sonuna dek sahip çıkan, araştıran ve tanıtmak için uğraşan gerçek bir Tarsuslu.
Tarsus’un eski Cumhuriyet Meydanı’ndaki kazı çalışmalarında alttan çıkan Roma yolunu; Danyal Peygamber’in kabrinin bulunduğuna inanılan yerdeki kat kat kalıntıları; Gözlükule’deki kazıları; Aziz Paulus’un evinin bulunduğu söylenen noktada ortaya çıkarılmış kadim yerleşim izlerini görünce... Ve Tarsus Bedesteni’ndeki esnafla, Ulucami’nin çıkışında önümüzü kesip caminin tarihini anlatmak için ısrar eden emekli imamla, o muhteşem “Şelale”nin önündeki mesire alanına toplanmış, birbirlerini oldukları gibi kabul eden insanlarla, Canbolat ailesiyle tanışınca, insan tarihin şimdiki zaman içine nasıl sızdığını hem fiziksel, hem de ruhsal olarak algılayabiliyor.
 
Altında tarih yatan kent
Fiziksel olarak, Tarsus’un bende bıraktığı ana çağrışım şu: Dolaştığımız sokakların, bastığımız asfaltın altında başka bir, hatta birkaç dünya var ve üstlerindeki örtü yer yer kalkmış, “biz buradayız” diyorlar, kendilerini hatırlatıyorlar. “Tüm Anadolu böyle aslında, ama kıymetini bilen kim?” diyorum kendi kendime, korumaya alınmış eski Tarsus evlerinin arasında yürürken. Tanıştığım Tarsuslularda hissettiğim o “partilerüstü” Tarsusluluk duygusu ise bence sayısız uygarlığın, kültürün, inancın iç içe geçtiği bir toprağın tüm acılara karşın günümüze uzanan hoşgörü izlerini barındırıyor içinde. Umarım alınan aşırı göçler, Mersin’den sonra Tarsus’un da demografik yapısını, dengelerini fazla zorlamaz, gözlemlediğim o hoşgörülü Akdeniz ortamını zehirleyecek gerilimleri tetiklemez.
Tarsus gezimizin ilk durağı ise unutulmazdı benim için. Çanakkale’de sadece maketi bulunan kahraman Nusret mayın gemisinin aslını, Tarsus’un girişinde özel olarak hazırlanmış parkın içinde dolaşma olanağını buldum. Nusret savaştan sonra uzun süre yük gemisi olarak kullanılmış, sonra sahipsiz kalmış, jilet yapılmak üzere satılması gündeme gelmiş. O zaman Tarsus Belediye Başkanı (şimdi Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkanı) Burhanettin Kocamaz gerçekten saygı duyulacak, duyarlı bir tavır sergileyerek Nusret’i kurtarmış.
Güverteye çıktım, o küçücük gemiyi arada herhalde gecenin karanlığı ve sisten başka hiçbir koruyucusunun olmadığı dev düşman zırhlıları karşısında hayal etmeye çalıştım. O inancı, o cesareti hayal etmeye çalıştım. Parktan ayrılırken sordum, 19 Mayıs’ta 20 bin vatandaş ziyaret etmiş Nusret’i. Sevindim.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Suda Ayak İzleri 12 Nisan 2021