Barış Doster

ABD’nin Karadeniz hesabı ve Kafkas Seddi

20 Haziran 2020 Cumartesi

Akdeniz’de sular ısınıyor. Türkiye’nin Irak ve Libya’daki haklı, meşru, doğru askeri hamlelerini, Suriye’deki cepheleşmeyi, Ortadoğu ve Akdeniz jeopolitiğinde yerli yerine oturtmak gerekiyor. Askeri başarılardan, umulan siyasi kazanımı elde etmek için ise doğru siyasi hedefler saptamak, doğru ittifaklar kurmak şart. Sıkıntı da burada zaten.

Bir de Karadeniz var. İhmal etmemeli. Mutlaka özel ilgi göstermeli. Çünkü sıklıkla vurguladığımız üzere, Ortadoğu’da yere sağlam basmak için Avrasya’da etkili olmak, Avrasya’da güçlü olabilmek için Ortadoğu’da kuvvetli olmak zorunlu. Jeopolitik ve strateji bize bunu öğretiyor. Tarih, coğrafya, iktisat bize bunu anlatıyor.

ABD’nin Karadeniz’e yönelik hamleleri malum. Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO üyesi yapmak, Karadeniz’de Türk limanlarından daha fazla yararlanmak, hatta kalıcı deniz üssüne sahip olmak istiyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden (1936) duyduğu rahatsızlık sır değil. NATO üyesi yaptığı Bulgaristan ve Romanya üzerindeki nüfuzunu da kullanıyor. Rusya başta olmak üzere diğer nedenlerin yanında ABD; Türkiye’yi İran’a karşı zorlamak, Rusya’yla arasını açmak, bölge ülkeleriyle ilişkilerini bozmak için de Karadeniz’e çullanıyor. Kısacası ABD, Karadeniz’e çıkarsa, bir taşla birkaç kuş değil, çok kuş vuracağını biliyor.

Emperyalizmin kaması

ABD’nin Karadeniz’deki hesabı, 100 yıl önce, İngiliz projesi olarak gündeme gelen, Atatürk ve Lenin tarafından boşa çıkarılan Kafkas Seddi’ni hatırlatıyor. Bilindiği üzere İngilizler, Bolşevik ve Kemalist hareketin arasına kama sokmak için, üç Kafkas Cumhuriyeti’nde (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) İngiliz güdümlü iktidarları desteklemişlerdir. Bu emperyalist proje, Kafkas Seddi olarak bilinir. Anadolu’daki ve Rusya’daki devrimci, yurtsever, antiemperyalist kadroların işbirliğiyle ezilmiştir. Anadolu Hareketi’ne askeri, siyasi, diplomatik, mali, stratejik açıdan büyük kazanım sağlayan ve özgüvenini pekiştiren bu başarı, Batı’ya karşı elimizi güçlendirmiştir. Doğu’da, Türk dünyasında, Arap topraklarında, Afganistan’dan Hindistan’a dek mazlumlar coğrafyasında Kemalist hareketin itibarını artırmıştır. Konuyu doktora tezinde, (“Atatürk, Türk Dünyası ve Mazlum Milletler”) incelemiş bir uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak belirtmek isterim ki mesele sadece tarihsel değildir. Aynı zamanda günceldir.

O nedenle, ABD’nin Akdeniz’e ve Karadeniz’e yönelik saldırganlığını, aynı paket programın parçaları olarak, birlikte değerlendirmek, bölge ülkeleriyle, cephe gerisiyle beraber hareket ederek karşı koymak gerekir. Zira bugün Doğu Avrupa, Balkanlar, Karadeniz, Baltık Cumhuriyetleri (Estonya, Letonya, Litvanya), Kafkasya üzerinden yaptığı ataklar, 2003, 2004, 2005’te Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da ABD desteğiyle, Soros fonlarıyla yaşanan turuncu devrimlerden (lale, gül, karanfil devrimleri) bağımsız değildir. Devamıdır.

ABD’nin bu emperyalist saldırganlığına, tarihte olduğu gibi günümüzde de bölge merkezli bir dış politikayla yanıt verilebilir ancak. Bu kapsamda Türkiye; Rusya’yla, İran’la, komşu ülkelerle, Azerbaycan’la, Türk dünyasıyla ilişkilerini geliştirerek, 100 yıl önce İngiliz emperyalizmine verdiği yanıtı, günümüzde ABD emperyalizmine verebilir. 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları