Saadet bölünür mü?

15 Nisan 2021 Perşembe

Saadet Partisi’nden 9 saat arayla iki mesaj geldi. İlki partinin Adana il kongresini haber veriyor, ikincisi ise ertelendiğini duyuruyordu. Halbuki Karamollaoğlu da gidecekti Adana’ya. Merak ettim. Önce, pandemi şartlarından dolayıdır dedim. Meğer değilmiş. Genel merkezin desteklediği mevcut il başkanı Musa Ahmet Kaya ile partinin genel idare kurulu üyesi Muhammet Çelebi Keyhıdır’ın karşı karşıya gelmesiymiş mesele. Tasfiye edileceğine inanan “ağabeylerden” Keyhıdır’ın “yenilikçi” Kaya’ya karşı adaylığını koymasının, Adana gibi bir ilin kongresinde kavgaya neden olabileceğinden endişelenilmiş. Ve aslında genel başkan Temel Karamollaoğlu ile Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün arasındaki çekişmenin yansımasıymış bu. 

DÜNÜRLER AMA... 

Sahi, iki ismin arasında yaşananlar partide nasıl yankılanıyor? Yakın çalışma arkadaşları, Karamollaoğlu ile Asiltürk’ün ilişkilerini nasıl okuyor? 

Saadet Partisi’nde kime sorsam, “onlar dünür” diye söze başlıyor. Karamollaoğlu’nun oğlu ile Asiltürk’ün kızının evli olduğunu hatırlatarak günün sonunda anlaşacaklarını vurguluyorlar. Zira, iki ismin de aile içinde deprem yaratacak bir kırılmaya izin vermeyeceklerini öngörüyorlar. Ama, diyorlar; “Her şey güllük gülistan değil.” 

Peki, nedir asıl sorun? Asiltürk, Saadet Partisi’ni Cumhur İttifakı’na katmak istiyor da Karamollaoğlu mu karşı çıkıyor? Şu yanıtı alıyorum: “O kadar basit değil. Asiltürk’e göre Millet İttifakı bir seçim ortaklığıdır. Yeniden seçim yaklaştığında AKP ile de CHP ile de görüşülür. AKP, Meclis’te daha iyi temsil edileceğimizin garantisini verirse, ilkelerde anlaşırsak, onlarla da yürürüz. Zamanında Mustafa Şentop çok geldi gitti buraya. Ama AKP’nin verdiği kontenjan ile CHP’nin teklifi arasındaki fark sonucunda Millet İttifakı seçildi. Oğuzhan Bey’e göre hiçbir parti bizim düşmanımız değil. Rakip olabiliriz ama üslubumuz çok sert.” 

Genel merkezin “geçim ittifakı” çıkışının işte tam da bu tartışmaların önünü kesmek için yapıldığı tezi ortaya atılıyor. Amiraller bildirisinin gündemi sarsmasıyla, bu çıkışın hakkıyla konuşulmadığından dert yanılıyor. 

ASIL PATLAMA, İRAN KONUSUNDA OLACAK

Karamollaoğlu cephesinde ise şu iddiaları duyuyorum: “Asiltürk dolduruşa getiriliyor. Birileri ‘partide hiç ahlak ve maneviyattan söz edilmiyor’ diye onu etkilemeye çalışıyor. Ama bu gerçek değil. Aynı kişiler ‘Oğuzhan Bey’in görüşü böyle’ diyerek ona atfettikleri cümlelerle güç kazanmaya çalışıyor.” 

Devamında, şu öngörüde de bulunuyorlar: 

“Partideki asıl patlama başka konuda olacak. Bakınız, Temel Bey de Oğuzhan Bey de İran konusunda çok hassas ve fikir birliği içinde. İki isim de İran’ı kardeş olarak görüyor ve onu tekfir etmeyen bir duruş sergiliyor. Halbuki Asiltürk’ü Karamollaoğlu’na karşı kışkırtmaya çalışanların bir bölümü bu konuya mezhepçi bakıyor. Asiltürk bilse ki İran’a bakışında sakatlık olanlar var, onları bir dakika yanında tutmaz. Keza, Suriye konusunda Amerika’yı değil İran’ı eleştirenleri Milli Gazete’den uzaklaştırmıştı.”

‘ÇOCUĞUNU ÖLDÜRTMEYECEK’

Saadet Partisi’nin olağan kongresi Kasım 2022’de. Ancak partide olağanüstü kongre beklentisi de var. Bu yaz ya da sonbahar tarihleri dile getiriliyor. Bununla birlikte, Saadet Partisi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerine Karamollaoğlu liderliğiyle gideceğine dair inanç ağırlık kazanıyor. Fakat Asiltürk’ün kafasında Anadolu Gençlik Derneği’nin (AGD) mevcut başkanı Salih Turan’ın ve eski başkanı İlyas Tongüç’ün olduğu iddiası da konuşuluyor. 

Bilinen bir gerçek var ki parti içindeki tüm bu kaynama yayın organlarına da sıçramış durumda. Milli Gazete Asiltürk’e yakın konumlanırken, TV5 Karamollaoğlu’nun çizgisinde ilerliyor. Ama nihayetinde bu çekişme bir bölünmeye gider mi? Hayır, diyor herkes. Karamollaoğlu’nun buna izin vermeyeceğini “Çocuğunu dövdürtmeyecek, öldürtmeyecektir” sözleriyle dile getiriyorlar. 

BİNALİ YILDIRIM MUTSUZ

Biliyorum, muhtemelen “Benim için her görev kutsaldır” diye açıklama yapacak. Biliyorum, burada yazılanları asla tasdik etmeyecek. Açık söyleyeyim, onu da anlıyorum. 

Binali Yıldırım’dan söz ediyorum...

Defalarca bakan oldu. AKP Genel Başkanlığı yaptı. Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı koltuklarına oturdu. 

Ancak...

Yeni dönem AKP siyaseti Yıldırım’ı eldeki joker gibi kullandı. Hor kullanma politikası nedeniyle, belediye adaylarının yenileni, sade bir İzmir milletvekili oldu. Herkes Cumhurbaşkanı yardımcılığına ya da kabinede kritik bir göreve geleceğini konuşuyordu. 

Ama olmadı…

Yıldırım’a buluna buluna AKP’de yeni kararla sayısı ikiye çıkan genel başkanvekilliği bulundu. Yani tabiri caizse “eşgenel başkan yardımcısı” oldu. Parti kulislerinde görüştüğüm isimlere göre, Binali Yıldırım’ın beklentisi bu değildi. Haliyle, memnun olmadığı da partide konuşuluyor.

Hatta...

Daha çok “icra” işini seven Yıldırım için bu görevin kişiliğine de pek uygun olmadığı anlatılıyor. 

Söylenenler haksız mı? Pek değil. 

AĞZI OLAN KONUŞMASIN

Her kafadan bir ses çıkıyor. Hayır, Merkez Bankası Başkanı’nın ya da Hazine ve Maliye Bakanı’nın konuşmasından bahsetmiyorum. Elbette onların konuşması, hatta daha çok konuşması lazım.

Ama işte Cumhurbaşkanı’nın ekonomi konusundaki görüşleri bilinince, mesele tam bir yandaşlık yarışına dönüşüyor. Ekonomi Kurulu üyesi de Politikalar Kurulu üyesi de konuşuyor. Danışmanlar da kamu bankalarının yöneticileri de konuşuyor. İşte bu çok başlılığının ekonomiye de zarar verdiği tezine inanılıyor.

Öğrendiğime göre “en tepeden” yeni bir karar alınmış. Buna göre “artık herkes konuşmasın” denmiş. Yeni Merkez Bankası Başkanı’nın da Hazine ve Maliye Bakanı’nın da isteği buymuş. Ama uyulur mu bu yeni kurala, şüpheliyim. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları