“Fransa, kendi toprakları üzerinde uygulanan egemenliğin tam olarak geri alınmasına karar vermiştir. Bu nedenle, yabancı askeri birliklerin veya unsurların artık Fransız makamlarına karşı sorumlu olmayan bir şekilde topraklarımızda bulunması kabul edilemez."
Dedi ve Fransa’da yabancı askerin bulunmasını “egemenlik ihlali” olarak gören Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, 1966’da Fransa’yı NATO’nun askeri kanadından çıkardı. NATO’yu ABD hegemonyasının resmi bir aracı olarak niteliyor, nükleer silah denetimini NATO’ya bıraktığında aslında ABD’ye teslim ettiğini düşünüyordu. Bu karar, “ulusal bağımsızlık” ilkesine bağlıydı.
De Gaulle, ABD askerlerinin Fransa’yı terk etmesini tebliğ edince, ABD yönetimi Normandiya Çıkarması’na atıfla, Fransa’da ölen Amerikan askerlerini hatırlatarak “Buna, mezarlıklarda yatan Amerikalılar da dahil mi?” diye sormuştu. Yanıta gerek görülmedi.
HİÇ ŞAŞMAZ
De Gaulle, her pelerinsiz, gerçek kahraman gibi ülkesinin ‘tam bağımsızlığı’nı savunuyordu. Doların uluslararası ticaretteki yerini zayıflatmaya çalıştı. İngiltere’yi dışlayarak Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu örgütledi. Ulusal çıkarları ‘en üstte’ tutuyordu. O nedenle; başkentteki havalimanına adı verildi, Fransa’nın her yerinde izleri yaşatılıyor.
De Gaulle’un kararı, “Kamu fonlarının zimmete geçirilmesi, pasif yolsuzluk, suç örgütü kurma” gibi suçlarla yargılanarak hapse giren Sarkozy’e kadar yürürlükte kaldı.
TARTIŞMALAR
Norveç’te, NATO aracılığıyla 12 ayrı askeri bölgeye ABD askerlerine erişim yetkisi verildi. Tabii ABD’nin Norveç’e 1,94 milyar dolarlık füze ve askeri ekipman satışını onaylaması gecikmedi. NATO üsleri, “Rusya ile kriz üssü” olarak görülüyor.
Almanya, NATO aracılığıyla ABD askerlerinin en fazla bulunduğu ülke. “Tam bağımsızlık” sesleri sertleşiyor.
Polonya için NATO, Rusya’ya karşı güvenlik perdesiydi. Ancak Rusya’nın bunu bir meydan okuma olarak algıladığı düşüncesi ağırlık kazanıyor.
TÜRKİYE’NİN “TAM BAĞIMSIZLIĞI”
Türkiye’de “çokuluslu NATO kolordusu”nun kurulma kararı, MSB’nin açıklamasına göre 2023’te alınmış. Hatta 2024’te Türkiye, bunu hızlandırma talebinde bulunmuş. Barış Terkoğlu’nun haberini verdiği kolordunun adında geçen “çokuluslu” ifadesi, NATO’nun ona en çok finans sağlayan ABD’nin askerî varlığının ve çıkarlarının görünürlüğünü azaltmıyor. Çünkü “NATO” demek, “ABD” demektir. NATO’nun kullandığı üslerde, genelde ya da ağırlıkla ABD askerleri bulunur. Egemen bir devletin toprağında, müttefik de olsa yabancı bir askerî gücün bulunması kabul edilemez.
Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci askerî gücü. NATO’nun, ordusuz İzlanda’da asker bulundurmasıyla elbette Türkiye’de bulundurması arasında ciddi fark var. Üstelik İncirlik, Kürecik gibi “Türk üslerinin” ABD askerlerince barış zamanında dahi kullanımının açıklaması yok! Türkiye’nin kriz anında, topraklarındaki birliğin operasyonel kontrolünü, NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı’na (SACEUR) devretmesi bir başka kritik konu. Bu, onaya bağlı olsa da bir “egemenlik devri”. Yani istemediği kararlara “dolaylı çekilebilir.”
SORULAR
Türkiye’de bir NATO kolordusu kurulması bir karargâhtan ötesidir; yabancı güçlere bir lojistik merkezi, planlama üssü, operasyonel sıçrama tahtasıdır. Ne amaçla, kaç kişi, ne kadar süreyle, hangi şartlarla bu yeni üslere yerleşecek? Bölgede krizin hiç eksik olmadığını göz önünde tutarsak, ABD ve diğer yabancı güç unsurları zamanla kalıcı hale gelmez mi? Geçici konuşlanmalar, fiilî üsleşmeye dönüşmeyecek mi?
NATO Hızlı Konuşlandırılabilir Kolordusu (NRDC-T) zaten vardı. Planlanan kara unsurlu MNC-TÜR Kolordusu ile Ukrayna Savaşı sonrası Karadeniz’in güvenliği için öngörülen Çokuluslu Deniz Komutanlığı, Ukrayna ile savaşan Rusya’ya karşı Türkiye’yi gereksiz bir fay hattına sürüklemeyecek mi?
Karadeniz, Rusya ile NATO’nun yüz yüze geldiği yer. Montrö, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin askerî varlığını “denizde” sınırlıyor. Türkiye’de konuşlanmış kara ve hava unsurlarını bağlamıyor. Denizden giremeyen güçler, karayı ve havayı mı deniyor? Rusya ile bu stresi tetiklemeye gerek var mı?
Kaldı ki; Beykoz’da konuşlandırılacak NATO unsurları MONTRÖ’nün aşındırılmasıdır.
Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlayacak güçlü bir ordusu var. Askere gereksinim varsa, yabancı askerlerin postalları Türk toprağını çiğneyeceğine, bizleri ordumuza katın.
Bizi de askere alın!