Doğan Satmış

Eski bir medya patronu öyküsü

23 Nisan 2016 Cumartesi

Asil Nadir 80’li yıllarda İngiltere’nin en zengin işadamları listesindeydi.
Tekstilde büyüyen şirketi Polly Peck’in merkezi, Londra’nın en görkemli yerinde, Bond Street yakınındaydı. ABD’de, Hong Kong’da büroları, bütün kıtalarda fabrikaları vardı.
Özel uçaklar, Rolls Royce’lar gırlaydı.
Gözü kara bir girişimciydi, önce 250 milyon doları bastırıp Japon firması Sansui’yi aldı (Japonlar, ilk kez bir yabancı böyle büyük şirketimizi alıyor diye karalar bağladılar.)
Sonra 875 milyon dolar verip, ABD gıda firması Del Monte’yi aldı.
İngiltere pasaportu, Kıbrıs kökenli dünyanın en zengin Türk’ü olmuştu.
Eşi ayrılmak isteyince İngiliz gazeteleri, “Dünyanın en pahalı boşanması” diye manşetler attı.
80’lerin sonunda Türkiye’ye gelip gazeteler satın almaya başladı.
Önce Günaydın gazetesini aldı. Satın aldığı gazeteyi bir ağustos gecesi ansızın ziyaret edince, gece çalışanlar çok şaşırdılar.
Yıldırım gibi gazeteyi dolaştı, klima ve asansör yoktu, yukarı aşağı 5 kat inip çıkınca, üzerindeki birkaç bin sterlinlik ipek gömleği terden sırılsıklam oldu, vücuduna yapıştı.
Mesajı almıştı, ertesi gün Günaydın gazetesinin yazıişleri salonuna iki dev klima takıldı.
Günaydın ekibi “Kalemimizi kırarız ama satmayız” diye ayrıldı, büyük paralarla, başka gazetelerden ünlü gazetecileri transfer etti.
Sonra Güneş gazetesini satın aldı.
Onun döneminde gazeteciler, özel uçaklarla Londra’ya gidip yazıişleri toplantılarını, Berkeley Square’de yapma şansına sahip oldu. (Silivri Cezaevi önünde nöbet tutan Cumhuriyetçilerin kulakları çınlasın.)
Para ganiydi.
Gazeteleri, promosyon yarışında çıtayı, “Bizden 100 otomobil”e kadar taşıdı.
Medyaya sırtını dayayıp gücünü artırınca “Ne oldum delisi olma” günleri çabuk gelmişti.
Bir gün gazetelerinde bir genelge yayımladı.
Kıbrıs’taki siyasete el atmak istiyordu ve genelgede, “Kıbrıs haberleri benim istediğim gibi yayımlanacak” dedi. Türk basınının özgür olduğu, bu tür genelgelerin bilinmediği dönemdi. Gazeteciler itiraz edecek oldu, itiraz edenin başı derde girdi.
Yetmedi. İngiltere’de de İngilizlere kafa tutup, Kıbrıs sorununu kendince çözmeye soyundu, formüller önerdi.
Paranın her şey olmadığını, bir gün gelip devranın döneceğini anlamıyordu.
İngilizler, “Bu artık çizmeyi aştı” dediler ve şirketlerini didik didik etmeye başladılar.
Sonunda, halka açık şirketlerinin parasını zimmetine geçirmekten yakalama kararı çıkardılar. Bir daha kimse aynısını yapamasın diye de şirketlerle ilgili kanunda değişiklik yaptılar.
Asil Nadir yakalanacağını anlayınca gece uçakla önce Türkiye’ye, sonra KKTC’ye kaçtı.
Devran çabuk dönmüştü. Yıllarca Kıbrıs’ta kaçak yaşadı. Ama içi içini kemiriyordu.
2010’lu yıllarda, “Gidip aklanacağım” diye Londra’ya geri dönmeye kalktı.
İngiliz adaleti, başkalarına benzemiyordu tabii.
Parasına, puluna, fabrikasına bakmayıp 10 yıl hapis verdiler.
İngiliz adaleti iyidir ama İngiliz cezaevlerinin durumu, bizden de kötüdür.
Sonunda sıkıldı İngiliz cezaevlerinden...
“Kalan cezamı Türkiye’de çekeceğim” dedi.
Eski medya patronu, önceki gece elinde valiziyle, gizlice İstanbul’a getirildi, cezaevine konuldu. Saçları beyazlamış, 74 yaşına gelmişti.
Ve dün de serbest bırakıldı.  


Yazarın Son Yazıları

Volkan nasıl patladı? 21 Haziran 2016
İspanya fark yaptı 18 Haziran 2016
Cenazeler 11 Haziran 2016
Hoca ve cemaat 2 Nisan 2016