Dinci-ırkçı demokrasi ve CHP

19 Ocak 2016 Salı

Dincilik ve mezhepçilik ile ırkçılık ve şoven milliyetçilik, insanlar arasında kimlik farkına göre ayrımcılık yaptıklarından, demokrasinin düşmanlarıdır.
Aslında demokrasi hakkında bir yazıya, bu anımsatma ile başlamak bile insana hüzün veriyor: “Hâlâ buralarda mıyız” diye!

*** 

Ama ne yazık ki “Evet, hâlâ buralardayız”
İnsanlarımız hâlâ dinci-mezhepçi ve ırkçı-şoven partilerden demokrasi bekliyor...
Ve elbette bu bekleyişin sonu hüsran oluyor...
Aynen 7 Haziran seçimlerinden sonra, AKP despotizmine karşı muhalefetin bir ortak demokrasi cephesi oluşturması umudunun çöpe gitmiş olması gibi.

***

İnsanlarımız hâlâ buralarda olunca, seçmenleri tavlamaya ve avlamaya yönelik demagojik liderler ve siyasal partiler de bu durumu sonuna kadar istismar ediyorlar:
Dinci-mezhepçi ve ırkçı-şoven eylem ve söylemleri, demokrasi ambalajı içinde topluma sunuyor ve “Millî İradenin Temsilcisi” olarak Meclis’e giriyor, hatta iktidar oluyorlar.

*** 

Hem tarih hem de günümüz, bu tür dinci-mezhepçi ve ırkçı-şoven yönetimlerin halklarına ve insanlığa yaşattığı trajedilerle doludur.
Tarihte Avrupa’da yaşanan ırkçı-şoven faşizm, günümüzde de Ortadoğu’da yaşanan dinci-mezhepçi zulümler, bu tür sapmaların çirkinliklerini yeterince açığa vurmaktadır.
Bütün bu gerçekler ortadayken hâlâ dinci-mezhepçi ya da ırkçı-şoven otoriter eylem ve söylemlere destek veren yazarlara ya da şimdi karşı çıkmakla birlikte, eskiden böyle politikalar izleyen partilere ve liderlere destek vermiş olanlara hayret ediyorum.

*** 

Şimdi ülkemizdeki rejim, AKP’nin kendi içinde hedeflediği daha da tehlikeli bir ittifak ile, dinci-mezhepçi ideoloji ile ırkçı-şoven ideoloji arasındaki bir birleşme tehdidi ile karşı karşıyadır.
AKP iktidarını bu tehlikeli ittifaka taşıyan iki dönemeç vardır:
Birinci dönemeç, yargıyı siyasal iktidarın emrine veren 12 Eylül 2010 referandumudur.
Bu referandumla, demokrasiyi iktidara karşı korumakla yükümlü olan yargı devre dışı bırakılmıştır.
İkinci dönemeç de demokratik seçimlerin bütün kurum ve kurallarını altüst eden, Erdoğan’ın Başbakanlık makamında otururken girdiği Cumhurbaşkanlığı seçimidir.
Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra zaten “Parlamenter Demokrasinin beklemeye alındığı” ilan edilmiştir.
Bu ortamda yine demokrasinin kurum ve kurallarına ve adalet ilkelerine aykırı olarak yaşanan iki genel seçim, bu iki dönemecin sonuçlarıdır ve Türkiye’yi bugünkü kaos ortamına taşımışlardır.

*** 

Bu durumda, Demokratik rejimi, (bütün kışkırtmalara ve tuzaklara karşın) dinci-mezhepçi ve ırkçı-şoven çizgilerde saptırmayan tek parti olarak CHP kalmış görünmektedir.
Elbette bir siyasal partinin tek başına, demokratik rejimi korumaya ya da kurtarmaya gücünün yetmesi düşünülemez...
Başta sendikalar, meslek odaları gibi Sivil Toplum Kuruluşları olmak kaydıyla, Demokrasiye inanan tüm kurum ve kuruluşların, öteki partiler içinde demokrasiye inanan politikacılarla birlikte, rejimi korumak için güç birliği yapması gerekmektedir.
Böyle bir demokratik güç birliği cephesinin siyasete yansımasının öncülüğü ise CHP’ye düşen bir görevdir.
Bu görevi yerine getirip getiremeyeceğini ise hep birlikte yaşayarak göreceğiz.


Yazarın Son Yazıları

Otorite Boşluğu 24 Kasım 2020