Erdal Sağlam

Merkez Bankası, faiz artışına mecbur bırakıldı

18 Mart 2021 Perşembe

Merkez Bankası, bugünkü toplantıda faiz oranlarını artırmaya mecbur bırakıldı. Piyasadaki oyuncuların neredeyse tümü, bugün 1 puanlık artışla, faiz oranlarının yüzde 18’e çıkmasını bekliyor. Piyasalar bu artışı hafta başından bu yana satın aldığı için, artırım olmazsa kurların yukarı çıkması kaçınılmaz olacak.

Bir ara 6.9 TL’ye kadar düşen dolar kuru, son günlerde 7.5 TL civarında seyrediyor. Halbuki geçen ay 6 TL hatta daha aşağıya gelebileceği tartışılıyordu. Artırım olmadığı takdirde ise “doların daha önce gördüğü 8.5 TL’lik seviyeye yeniden çıkıp çıkmayacağını” tartışmaya başlayacağız.

Peki, kasım ayındaki ekonomi yönetimi değişimi ve alınan parasal tedbirler sonucu oluşan iyimser hava nasıl oldu da dağıldı? 

Bunun için birçok neden sıralanabilir, çoğu da tartışılabilir. Ancak bence asıl neden, “İktidarın kasımda ortaya koyduğu rota değişikliği algısının kaybolması, iktidarın samimi olarak değişiklik yapma niyetinin olmadığının anlaşılmaya başlaması” denilebilir. Hem küresel riskler hem iç ve dış politika riskleri hem de enflasyon riskinin büyüdüğü gözleniyor ve bunlar birer neden. Buna karşılık iktidar sağlam bir irade koyup “gerekeni artık yapıyorum” algısı yaratabilseydi, bu risklerin piyasa üzerindeki etkileri dengelenebilirdi. Yani Cumhurbaşkanı aldığı-almadığı kararlar ve değişmeyen ekonomik tavrı nedeniyle, oluşan iyimser havanın dağılmasına, piyasada yeniden karamsar bulutların oluşmasına neden oldu.

İşte bu nedenle göreve geldiğinden bu yana önemli faiz artışları yapan, fiyat istikrarını öncelikli hale getiren söylemleri ve yaptıklarıyla piyasanın güvenini kazanan Naci Ağbal, yeniden faiz artışı kararı vermek zorunda kalacak. Yabancı ajanslar, toplantı öncesi “Ağbal, oluşturulan güvenilirliği korumak için faiz kararıyla test edilecek” başlıklarını, bu nedenle attılar. Karar öncesi yapılan anketlerde Reuters’ın sorduğu 20 piyasa oyuncusunun 19’u, Bloomberg’in sorduğu 22 piyasa oyuncusunun tümü birden “faiz artışı yapılacak” dedi. Faiz artışı bekleyenlerin büyük çoğunluğunun tahmini 1 puan.

Dün piyasalar kapandıktan sonra gelen FED kararı, daha doğrusu 1.9 trilyonluk paketin etkileri, enflasyonun gidişatıyla ilgili FED üyelerinin tahminlerinin belli olması, hem küresel ve iç piyasaları hem de Merkez Bankası’nın kararını etkileyecek. Ancak içeride oluşan hava, FED’den ne karar gelirse gelsin, “Merkez Bankası’nın 1 puanlık artışı yapmak zorunda olduğu” yönünde. 

Yüzde 1.5 reel faiz yetmiyor

Enflasyon şubat ayında tahminlerin üzerinde artıp TL’nin son 1 aydaki değer kaybı yüzde 10’u bulunca, faiz artış beklentisi büyüdü. Yüksek enflasyona rağmen, 2 hafta öncesine kadar, özellikle yabancı bankacılar faiz artışının gerektiği konusunda bu kadar net değillerdi. Daha öncesinde, yani şubat ayı ortasına kadarsa, faiz artışı beklemeyen yabancı bankacılar çoğunluktaydı. Ancak ABD’deki tahvil dalgasının de etkisiyle, kurlardaki yüksek oranlı artışlar piyasaları tedirgin etti. ABD’deki dalganın üzerine, önce açıklanan hukuk reformu, ardından geçen hafta ortaya çıkan ekonomi reformu piyasalardaki havanın tümüyle bozulmasına neden oldu. Reform açıklamalarından görüldü ki iktidarın her alanda sıkışmasına rağmen, radikal ve köklü bir değişiklik yapmaya niyeti bulunmuyor. Üstüne üstlük Cumhurbaşkanı’nın faizlerle ilgili söylemini devam ettirip eski başarısız ekonomi yönetiminin simgesi haline gelen Berat Albayrak’ı ısrarla savunması, ekonomik reformlara Bakan Elvan’ın damgasını vurmasının engellenmesiyle büyüyen, “yeni ekonomi yönetiminin istediklerini hayata geçiremeyeceği” kuşkusu eklenince bu noktaya geldik. 

Özetle; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kasımdaki rota değişikliğinin sadece sözde kalma ihtimali güçlendi. İşte bu hava, Merkez Bankası’nı faiz artırımına mecbur bırakıyor.

Reel faiz konusunda iktisatçılar değişik hesaplamalar yapıyor. Şu anda reel faizin, beklenen ve gerçekleşen enflasyon ile Hazine tahvil faizleri birlikte hesaplandığında, yüzde 1.5 civarına indiği hesaplamaları öne çıkıyor. 

Normal bir ekonomide, bizimki gibi açığı büyük, gelişmekte olan bir ülkede bile, yüzde 1.5’lik reel faizin yatırım için cazip görülmesi mümkün. Ancak bu yüzde 1.5’in mart ve nisandaki enflasyon artışlarıyla daha da gerileyeceği beklentisi büyük. Yanı sıra petrol ve gıda fiyatlarındaki küresel artış beklentisi, ithal enflasyon unsurunu da bu riske ekliyor.

Samimi olarak enflasyonla mücadele için gerekli adımların atılmaması, ekonomideki çarpık yapının düzeltilmesi için önemli bir değişiklik öngörülmemesi, önümüzdeki döneme ilişkin riskleri iyice büyütüyor.

İşte bu nedenle, “Faize karşı söylemini devam ettiren siyasi iktidar, yine faizlerin gerekenden daha fazla artmasına neden oluyor” denilebilir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları