Mafya dizileri gibi yaşamımız...

Mafya dizileri gibi yaşamımız...

02.09.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dün gazetemizde Barış Pehlivan cezaevinden bir mafya üyesinin anlattıklarını yazdı. Sevgili Barış demirparmaklıklar arkasından da mesleğini etik değerler üzerinden sürdürme başarısını gösterdi. Aslında mafya üyesinin söyledikleri herkesin bildiği sırlar... Ülkemizde mafya üstünden ilerleyen ilişkiler ağını Sedat Peker üzerinden konuşsak da ilk defa 90’lı yıllarda Susurluk kazasında tesadüfen ortaya çıkan derin yapıdan duyulan huzursuzluk sokağa taşmış, temiz toplum talebindeki kitleler bu kapandan kurtulma yollarını tartışmıştı. Buna karşın televizyon dizileri mafyaesk ilişkileri anlatmaya devam ediyor, bir zamanlar top oynayan mahalle delikanlıları “Kurtlar Vadisi”nden fırlamış gibi uzun siyah paltolarını yerlerde sürünen uzun beyaz atkılarla tamamlıyordu. Artık Mario Puzo’nun meşhur romanından uyarlanan “Baba” filmi serisi bir anlamda alaturkalaşmıştı. İşin ilginç yanı özellikle televizyon dizilerinde çokça rastladığımız bu kirli ilişkiler ağını ortaya koyan tipler çok sevildi. Öyle ki Ayşen Gruda “Ana” ile bir kadın mafya lideri tersinlemesini bir parça grotesk özellikler katarak gerçekleştirdi. Bu noktadan sonra mafya dizi piyasasının önemli bir konu başlığı oldu. Özellikle son yıllarda televizyon dizilerinde mafya olgusu, “Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz”dan “Ezel”e, “Çukur”a kadar neredeyse fenomen halini aldı. Bizi ilgilendiren dizi sektöründe mafyanın kullanılmasının yanında yeraltı örgütünün toplum açısından normalleştirilmesi... üstelik “Kurtlar Vadisi” özelinde müesses nizamı koruyan kim varsa kıymetlidir, söyleminin meşrulaşması...

*

Senaryo gelişimi açısından da burada önemli bir yan karşımıza çıkıyor: Süreç içinde mafyöz tiplerin etten kemikten canlılar olarak görünüp karakter boyutuna geçebilecek özellikler gösterdiğini görüyoruz. Bu noktada dizilerde de bir gelişim gözlerden kaçmıyor: Doksanlı yılların ilk yarısındaki mafya tiplerinin yerini “özdeşlik” kurabileceğimiz dizi kişileri alıyor. Mesela kendi alanında son derece sert, ama ailesine karşı son derece sevecen bireylerle karşılaşıyoruz. Böylece onları sevme, anlama, kızma yolunda adımlar atıyoruz. 

*

Brecht, ünlü oyunu “Üç Kuruşluk Opera”da, polis, mafya ve sermaye sınıfı üçgeninin kuraldışı birlikteliğini ironik bir biçimde gözler önüne sererken aynı zamanda kendisine yeni bir yol açan kapitalizme dair renkli eleştiriler getiriyor, yeni sistemin kısa zamanda farklı biçimlere doğru ilerleyeceğini öngörüyordu: “Bir banka soymak bir banka açmaktan daha büyük suç değildir!” diyordu. Brecht’in “Üç Kuruşluk Opera”yı 1929 yılında yazdığını düşünürsek üzerinden neredeyse yüz yıla yakın bir zaman geçti. Dolayısıyla onun dillendirdiği illegal olarak nitelendirilebilecek bu üçgen yapı kimi zaman meşru zemine bile itilmeye çalışıldı. Dahası şimdilerde her şey bu kadar basit bir düzlemden ilerlemiyor. İşin içine pek çok kurum girdi: Medyadan eğitime, özerk olarak tanımlanan kurumlara ve hatta örgütlenme biçimlerine kadar... Oyunun sonunda Brecht, Kraliçe’nin Mac’i affetmesini sağlamış, böylece iktidar ilişkisi ağına mafyayı entegre etmişti. 

*

Şu bir gerçek ki Brecht’in “Üç Kuruşluk Opera”yı yazarken amacı kapitalizmin toplumsal çöküşünü göstermeye çalışırken seyirciyi de huzursuz etmek, bu sayede onun düşünmesini, sorgulamasını sağlamaktı. Şimdiki süregelen mafya kullanımının yoğun olduğu dizilerde böyle bir düşünsel iklim yaratıldığını söyleyemeyiz. Dahası seyircinin mafya dizilerini çokça seyretmesinin arkasındaki “güç”e aşık olma olgusunu da tartışmaya açmakla  yükümlüyüz. Bunun eğitimin önemsizleştiği bir çağda kolay yoldan mevki elde etmenin bir yolu olarak sunulmasının tedirginliği var üzerimizde...

*

Burada bir soru daha karşımıza çıkıyor: Devlet dışındaki yapıların müesses nizamı koruması ne kadar meşrudur? Ve bu dizilerde neden bir olgu olarak sunulur! Aslında mafia, Sicilya lehçesinde “gizli örgüt” anlamına gelen bir sözcük. Nitekim dünyada mafya yapılanması içinde bu tarz ilişkiler ağının en kanlısı, kısa zamanda “devlet içinde devlet” kuran Sicilya mafyasıydı. Patriarkal hükümet yapısını en ince ayrıntısına kadar oluşturmuş, ülkenin dört bir yanında yürürlüğe sokmuştu. Dallanıp budaklanmış bir idari yapılanma içinde, kendine ait bir yargı sistemi, hatta mahkemeler bile kurmuştu. Bu ilişkiler ağı geçen yüzyıl başında Amerika’ya taşındı. İtalyanlar, yeni dünyaya adımını atar atmaz, uçsuz bucaksız Amerikan topraklarındaki merkezi yönetim boşluğunu kullandı, otorite zayıflığından yararlandı, kendi yönetim modelini geliştirdi. Yani devlet aygıtı yerine tam olarak oturmamış toplumların temel özelliği başka bir güç yapılanmasına büyük ilgi duymaktan geçer. Tıpkı bizde olduğu gibi. Ancak devletin kendi gücünü başka bir yapılanmaya devretmesi normal şartlarda devlet erklerince de kabul edilemez. Ancak bizim gibi toplumlarda senaristler bu girift ilişkiler ağının sıradışı olduğu noktaları doğal olarak ilgi çekici görür... Mesele seyirciye sunumun nasıl olduğudur. 

*

Ne yazık ki televizyon ekranlarından basit oyun olarak sunulan bu kanlı ağın önemli bir güç ve konum elde etmesinin kaçınılmaz yansımaları popüler kültürün de meselesini oluşturuyor! 

Yazarın Son Yazıları

Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!

1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.

Devamını Oku
10.01.2026
Acının sonunda aydınlık pencere...

Yüzyıllardır özgürlüğün ne olduğunu anlatmaya çalıştı aydınlar.

Devamını Oku
03.01.2026
A. Kadir’i düşünelim

1940 kuşağının gözde şairlerinden biriydi A. Kadir. Subay babası genç yaşta dünyayı terki diyar eyleyince ailesi yoksulluğa düşmüştü.

Devamını Oku
27.12.2025
Rıfat Ilgaz Sempozyumu

Rıfat Ilgaz’ı üç kere gördüm.

Devamını Oku
20.12.2025
Yayıncılık krizi kapıda...

Yayıncılık krizi kapıda...

Devamını Oku
13.12.2025
Kapitalizmin laneti futbolda şike...

Sam Shepard’ın yazdığı “Aç Sınıfın Laneti” vahşi Amerikan rüyasının çöküşünü bir çiftlikte yaşayan dört kişilik ailenin hikâyesi üzerinden anlatır bize.

Devamını Oku
06.12.2025
Erhan Gökgücü Ödülleri

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanında aklımda ellenmeden duran bir bölüm vardır.

Devamını Oku
29.11.2025
Çocuk Mezarlığı

Geçtiğimiz hafta Urfa’da marangoz atölyesinde çalışan bir çocuk işçi cezalandırılmak maksadıyla önce soyuldu.

Devamını Oku
22.11.2025
Evler...

Gülten Akın “Evler” şiirinde dediği, “Odaları şarkı tutan ev/ biri mistik biri güncel biri öyle eski/ pancursuz, yeşile gizli, çekilmiş yarışmalardan, melâli hüzünden ayıran ev/ işte o ev”di bizim ev de...

Devamını Oku
15.11.2025
Bizi Öldürdükleri Yer: İlhan Erdost Mezarlığı

12 Mart’ın hemen sonrası.

Devamını Oku
08.11.2025
Otel odalarında…

Otel odalarında…

Devamını Oku
01.11.2025
Bir Davanın Düşündürdükleri: Toplumsal Cinayet

Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanı, dünyanın en güzel adalarından birinde geçer: Mercan.

Devamını Oku
25.10.2025
Kitabın onurunu korumak

D.H. Lawrance “Kitaplar” adlı denemesinde, “Bir kitap iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. Yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer...” diyor.

Devamını Oku
18.10.2025
Okan Toygar’la Ataol Behramoğlu söyleşisi: ‘Hayatımız Güzeldir’

Yıl: 1983. Tren iki saat kadar rötar yaptığı Kapıkule’den ayrılmak üzere.

Devamını Oku
11.10.2025
Bir kadının hikâyesi

Kardeşim Zeynep Altıok’la birlikte geçtiğimiz haziran ayında Kadıköy Belediyesi’nin katkılarıyla Asım Bezirci üzerine bir panel gerçekleştirmiştik; şimdi de Bezirci için o panelden yola çıkarak hazırlayacağımız bir kitap çalışması için kolları sıvadık.

Devamını Oku
04.10.2025
Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda Yaşar Kemal

“Çocukluğum cennetimdi.” Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır...

Devamını Oku
27.09.2025
Çizgi roman denilince...

90’lı yıllarda Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken ders çıkışı sınıf arkadaşımla sahafları dolaşırdık.

Devamını Oku
20.09.2025
Hangi 12 Eylül?

Yıllar önce okumuştum Yiğit Bener’in yazdığı “Eksik Taşlar” romanını.

Devamını Oku
13.09.2025
Kültürün demokratikleşmesi için festivallerin yaygınlaşması

Son yıllarda “kültür politikası” üzerine çok sayıda çalışmanın karşımıza çıktığı bir gerçek.

Devamını Oku
06.09.2025
Yanı başımızda oluşan nefret dili

Coetzee’nin çok sevdiğim romanı “Utanç”a, bir “modern diller” hocasının, Cape Town Teknik Üniversitesi’nde “romantik şairler” konulu bir ders verirken öğrencisiyle yaşadığı rahatsızlık verici ilişkiyi sorgulayarak başlarız.

Devamını Oku
30.08.2025
İki deprem: Sındırgı depremi ile siyaset depremi

“Hadi, gelin de dikkatle seyredin bu korkunç yıkıntıları,/ Küllerini şu talihsizin, şu döküntüleri, şu kalıntıları...”

Devamını Oku
16.08.2025
Gazze’de katliam, dünyada ikiyüzlülük

Geçtiğimiz günlerde son on beş yıldır Gazze’ye gönüllü olarak giden İngiliz doktor Nick Maynard’ın İsrail’de devam eden gaddarlığı anlattığı haberler yansıdı basına.

Devamını Oku
02.08.2025
Adalet terazisi

Paris’te bir sonbahar günüydü...

Devamını Oku
26.07.2025
Attila Jozsef dosyası

“Notos” dergi bu ayki sayısında Sevgican Yağcı Aksel’in hazırladığı Attila Jozsef dosyasıyla okurla buluşuyor.

Devamını Oku
19.07.2025
Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Sivas’tan sonra Rıfat Ilgaz’ı anımsamak...

Devamını Oku
12.07.2025
Bir yangının külü...

Yanıyoruz. Hem de birer ikişer değil, azar azar değil, biner biner...

Devamını Oku
05.07.2025
Bilimden yana edebiyata doğru

Bizlerin yaşam döngüsü tam otuz iki yıldır ortaçağ karanlığı olarak nitelendirdiğimiz Sivas katliamının yaşandığı o kara günde saklı...

Devamını Oku
28.06.2025
Nükleer savaş dersleri

Bazı kitaplardan bazen bir duygu tohumu, bir im kalır geriye.

Devamını Oku
21.06.2025
Siz Nihat Genç deyin ben abi…

Gökbilimciler, iki yıldızın evrende çarpışmasını “birleşme” olarak yorumlar...

Devamını Oku
14.06.2025
Cezaevi kapısında...

Bugün bayramın ikinci günü. Canımız sıkkın, yüreğimiz buruk. Düşünceleri nedeniyle kırk kilit altına alınanlarla özgürce buluşuncaya kadar tadımız tuzumuz yok!

Devamını Oku
07.06.2025
Sarıyer Edebiyat Günleri

Geçtiğimiz hafta pazar günü Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği “12. Sarıyer Edebiyat Günleri”nde “Öykücülüğümüzün Yüz Yılı” başlıklı bir panelde Sadık Aslankara, Özcan Karabulut, Hürriyet Yaşar’la birlikte konuşmacıydım.

Devamını Oku
31.05.2025
Bir Aydınlanmacı: Refik Ahmet Sevengil

Elimde uzun süredir Cemal Ünlü’nün kaleme aldığı “Söylemenin Vakti Var: Bir Yirminci Yüzyıl Bilgesi: Refik Ahmet Sevengil” kitabı var.

Devamını Oku
24.05.2025
İç sıkıntısı

Umutsuzluk ölümcül sayılabilecek bir hastalıktır. Büyük iç sıkıntıları daha çok geçmişle değil gelecekle ilişkilidir. İnsan geçen günlerden çok gelecek günlere ilişkin kaygı duyar.

Devamını Oku
17.05.2025
Dün, bugün, yarın

Dün, bugün, yarın

Devamını Oku
10.05.2025
Bir ‘örgü’ meselesi

Bir ‘örgü’ meselesi

Devamını Oku
03.05.2025
Yazarın masası

Yazarın masası

Devamını Oku
26.04.2025
Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Saf kötülüğün karşısında ayakta kalmaya çalışan iyilik

Devamını Oku
19.04.2025
İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

İyi ki doğdun Ataol Behramoğlu

Devamını Oku
12.04.2025
‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

‘Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!’

Devamını Oku
05.04.2025
Hüzünlü bir tiyatro günü

Hüzünlü bir tiyatro günü

Devamını Oku
29.03.2025