2015’ten 2016’ya

28 Aralık 2015 Pazartesi

2015 özellikle uluslararası ilişkiler düzleminde yüz yıl önceki olayları anımsatan çok tehlikeli gelişmelere sahne oldu. 2016 bu gelişmelerin sonuçları açısından bir dönüm noktası olabilir.

2015’te denge arayışları
2015 yılı, ABD-AB ekseni ile etkilerini artık kesin bir biçimde belli eden yeni büyük güçler arasında denge arayışlarının yılı oldu. Bu denge arayışları Ukrayna’dan Suriye’ye, ABD, Avrupa Birliği (esas olarak Almanya-Fransa) ile Rusya’yı, Uzakdoğu’da ABD-Japonya ile Çin’i karşı karşıya getiren iki çok kırılgan fay hattının oluşmasına yol açtı. Yıl kapanırken, Rusya ile Hindistan’ın enerji ve savunma alanlarında imzaladıkları, Financial Times’ın dünyanın en değerli askeri ilişkisi olarak nitelediği anlaşma bu denge arayışlarını daha da karmaşıklaştırdı.
Yılın ikinci yarısında, Almanya ve Japonya’da silahlanmanın hızlanmasına, militarist politikalara yol açacak yasaların gündeme gelmesine şahit olduk.
Bu iki fay hattı üzerinde Suriye-Irak coğrafyasında, 2015 yılı boyunca son derecede girift vekâlet savaşlarıyla, iç içe geçmiş ittifaklar zinciriyle, tüm büyük güçleri içine çekmeye başlayan, bölgesel, hatta küresel savaşlara gebe mükemmel bir “Tükidides kapanı” oluştu.
AKP Türkiyesi’nin Rus uçağını düşürmesiyle tam bu “kapana” uygun, 1914 yılında, Avusturya Veliahdı Franz Ferdinand’ın Saraybosna’da öldürülmesini anımsatan bir durumun kıyısına gelindi. Maalesef, hâlâ o noktadayız; 2016 yılı bu bağlamda kritik bir yıl olacak.

2016 kritik bir yıl
Bu bağlamda üç gelişmenin yönü çok önemli. Birincisi: ABD, Avrupa, Rusya, Çin medyası (kültür endüstrisi) bir Irak- Suriye sorunu gibi başlayan IŞİD’i (radikal İslamın) giderek Batı ve Kuzey Afrika’dan Afganistan’a, hatta son olarak Madagaskar’a kadar uzanan bir global tehlike olarak tanımlamaya başladı. İkincisi: Irak, Suriye, Libya üzerinden yükselerek Avrupa kıyılarına vuran sığınmacı dalgası, bu sırada Fransa’da, ABD’de gerçekleşen IŞİD damgalı terör saldırıları, bu iki gelişmeyi birbirine bağlayarak, Avrupa ve ABD’de zaten yükselmekte olan aşırı sağcı- faşizan akımlara yeni bir ivme kazandırdı.
Üçüncüsü: İngiltere’de muhafazakâr The Times, cumartesi günü “İnanç ateş altında” (Faith Under Fire) başlıklı bir başyazı yayımladı. Bu yazı, Hıristiyanların dünya çapında, özellikle dinlerinin ortaya çıktığı topraklarda radikal İslamın saldırısı altında, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını anlatıyor, kaçınılmaz olarak Avrupa- ABD’de faşistlerin kurmaya çalıştığı, dinci-ırkçı “özsavunma” söylemini besliyordu.
Müslümanlar, ABD ve Avrupa’da İslamafobi’den yakınır, dini özgürlüklerin genişletilmesini isterken, İslamcı yönetimlerin, Bruney, Somali, Suudi Arabistan’da Noel’i kutlamayı suç olarak tanımlanması, Türkiye’de Noel karşıtı bir dalganın yükselmesi de The Times’da vurgulanan algıya katkı yaptı.
Avrupa Birliği’nde bir ortak kriz yönetim modeli yokluğuna bir de bu üç gelişmenin basıncı eklenince, birlik karşıtı milliyetçi akımlar 2015’te daha da güçlendi, ulusal sınırlar ve geçmiş savaşların, soykırımın hayaletleri geri gelmeye başladı.
Çin, 2015 yılında, ekonomisindeki yavaşlamayla, borsasındaki şiddetli gerilemelerle dünya emtia ve mali piyasalarına damgasını vurmuştu. Çin’de, ekonomik modeli mali serbestleşmeye, iç tüketime yönelik bir yönde değiştirme eğilimi yılın sonuna doğru durdu. Çin yönetimi yatırıma, ihracata dayalı büyüme modeline yeniden öncelik vermeye başladı. Bu eğilim devam ederse, dünya ekonomisinde kapasite fazlası sorunu (depresyon eğilimi) 2016’da daha da artar. O zaman, piyasalar, döviz oranları ve kaynaklar üzerinde rekabet daha da sertleşir; yukarıda değindiğim, büyük güçler arasındaki denge arayışlarının içerdiği tehlikeli olasılıklar daha da güçlenir. 2016 çok kritik bir yıl olacak.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir ‘büyük yenilgi’ 10 Mayıs 2021