Çin’de balon patlayınca-II

14 Temmuz 2015 Salı

Çin’de borsalardan 3.4 triyon dolar silinirse, dünya ekonomisinin etkilenmemesi olanaksız; ama ne ölçüde bunu kestirmek kolay değil.

Tüketici talebi
Kimi hesaplara göre, Çin borsalarında yapılan işlemlerin yüzde 80’i Çin vatandaşı bireyler tarafından gerçekleştiriliyor. Bu kesim Çin nüfusunun yüzde 14’ünü oluşturuyormuş. Bu kesimin borsadaki tırmanıştan elde ettikleri gelirlerin dünya ekonomisinde harcandığı alanlara bakınca, karşımıza, geçen yıl turizmde 165 milyar dolar küresel lüks tüketim hacminin yüzde 12’si, Fransa lüks tüketim mallarının yüzde 40’ı gibi veriler çıkıyor. Buna Kanada, ABD, Avustralya, İngiltere üniversitelerinde okuyan yaklaşık yarım milyon Çinli öğrenciyi, Çinli yatırımcıların gelişmiş ülkelerdeki gayrimenkule yatırdıkları servetleri ekleyince tüketici talebi açısından önemli bir büyüklük oluşuyor (Quartz, 08/07/2015).
Borsadan silinen 3.4 triyon doların ne kadarı bu tüketim gücünü olumsuz etkileyecek kestirmek güç. Bir Goldman- Sachs araştırmasına göre, Çinli yatırımcıların portföyleri büyük ölçüde “kaldıraçlı” (borçlanarak kurulmuş). Bu nedenle yüzde 30’luk bir değer kaybı kimi portföylerde yüzde 60’lık kayıplara yol açabiliyor (Forbes, 10/07/2015). Tüm bunlara bakarak, “Çin yatırımcısında oluşacak negatif servet etkisinin küresel ekonomide hissedilebilir bir yansıması olması kaçınılmaz” sonucuna ulaşabiliriz.
Bu negatif servet etkisinin iki siyasi yan etkisi olacak gibi görünüyor. Borsadaki bireysel yatırımcıların toplam sayılarının 90 milyona ulaştığı hesaplanıyor. Bu kesim son yıllarda borsaya, devlet yöneticilerinin yönlendirmesi ile, onların sürekli artışı güvence altığına aldığına inanarak girmişti. Şimdi bu güvenin sarsılması, hatta kayıpların çapına bağlı olarak toplumsal huzursuzlukların patlak vermesi olasılığı var.
Yönetim ise borsadaki kırılmanın sorumluluğunu üstlenmeyip, “suçu”, “yabancı timsahlar”, “yabancı şeytanlar” gibi ifadelerle uluslararası sermayenin, Morgan Stanley, Bank of America, gibi bankaların ve heç fonların sırtına yıkmaya çalışıyor. Halbuki, yabancıların borsadaki payı yüzde biri geçmiyor, heç fonların milyarlarca dolar kaybettiğinden söz ediliyor.

Üretim, büyüme etkisi
Çin ekonomisinin büyüme hızındaki yavaşlama, ithalatının hız kesmesi, sanayinin üretim yapısını iç piyasaya yönelik olarak yeniden şekillendirmeye yönelik yeni adımlar, dünya ekonomisinde özellikle gelişmekte olan ülkeler üzerinde iki yönlü etki yapıyordu.
Bir taraftan metaller, mineraller gibi temel sanayi girdilerinin ihracatçıları, Çin’den gelen talebin yavaşlamasına paralel olarak fiyatların gerilemesiyle gelir kaybediyorlardı. İkincisi Çin ithal ettiği kimi malları artık kendi üretmeye başlayınca, küresel ve bölgesel tedarik zincirleri kırılmaya hatta dağılmaya başlıyordu (South ChinaMorning Post, 09/07). Bu iki etkiden yalnızca Hong Kong, G.Kore, Malezya, Singapur, Şili, Peru, Brezilya gibi ülkeler değil, Almanya gibi yüksek teknoloji, yüksek katma değer içerikli mallar ihraç edenler de etkileniyordu.
Çin borsalarında yaşanan 3.4 triyon dolarlık kırılmanın yayılmaya başlayan etkilerine bağlı olarak, gelişmekte olan ekonomilerin ihracat gelirlerinde oluşacak ek kayıpların, zaten yavaşlamakta ve kırılganlaşmakta olan dünya ekonomisi (“Ufukta fırtına var”, Cumhuriyet, 15/06) üzerinde, belkide yeni sarsıntılara yol açabilecek bir etki yapması çok yüksek bir olasılık olarak karşımıza çıkıyor.
Brezilya’nın mali durumu “Gelişmekte olan ülkelere en büyük bulaşıcılık riski oluşturacak biçimde bozuluyor” (The New York Times, 08/07). Güney Afrika gibi kimi büyük ekonomiler çok kırılgan. IMF, küresel ekonomik büyüme beklentisini bir kez daha düşürdü. Yunanistan krizinin, ekonomik ve siyasi sonuçları gittikçe belirsizleşiyor. Çin borsasındaki kırılma bu gelişmelerin üzerine geldi; olası etkilerine bakarak, yeni mali kırılmalara, yeni ve sert bir resesyon olasılığına hazır olmakta yarar var. Hele Çinli yatırımcılar, kayıplarını karşılamak için ellerindeki dolar ve diğer yabancı kaynaklı varlıkları çözmeye başlarlarsa...  


Yazarın Son Yazıları

Trump dersleri - II 26 Kasım 2020
Rejim ve realite 29 Ekim 2020
Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020