Dünyanın V. Köşesi
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Dünyanın V. Köşesi

09.06.2014 02:04
Güncellenme:
Takip Et:

Geçen hafta, Financial Times’da, Philip Stevens’in “Xi (Çin Devlet Başkan) ve Putin (Rusya Devlet Başkan) Batı hakkında gerçekten ne düşünüyorlar” başlıklı yorumuna eşlik eden karikatürde, ön planda Xi ve Putin dünyayı birbirlerine top gibi atıp tutuyorlar, arka planda daha küçük boyutta çizilmiş Obama ve Merkel de aradan çıkıp bu topu yakalamaya çalışıyorlardı. Bu yorumda dünya dört köşeli olarak betimleniyor. Bu dört güç arasındaki ilişkiler önümüzdeki dönemde dünya siyasetinin dinamiklerini, halklarının yaşamlarını belirleyecek gibi görünüyor. Bence bu resim eksik, dünyanın bir köşesi daha var: Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar geniş bir bölgeyi ateşe veren, Avrupa’da siyasi iklimi etkileyen İslamcı hareket.

‘Sistemik düzensizlik dönemi’
İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague, geçen hafta Chatam House’da gerçekleştirilen Londra Konferansı’nın açış konuşmasında, “Dünyanın yaşamakta olduğu geçici bir istikrarsızlık dönemi değil. Dünya sistemik bir düzensizlik dönemine girdi” saptamasını yapmıştı. Konferansın web sitesinden izlenebilen panelinin, 1914 ile 2014’ü karşılaştırmaya, “Küreselleşme ve entegrasyon daha fazla istikrarsızlık ve çatışmaya mı yol açıyor” sorusuna cevap aramaya yönelik olması da ayrıca anlamlıydı.
“Sistemik düzensizlik” saptaması açık bir biçimde Çin’in yükselmesine, Rusya’nın etkisini yeniden artırmaya başlamasına, ABD ve Batı’nın olaylara yön verme gücünün gerilemekte olmasına ilişkin.
Son aylardaki duruma bakarak bu resmi doğrulamak olanaklı. Ukrayna krizi ve Rusya’nın Kırım’ı alması, Rusya’ya yaptırımlar uygulamaya gelince, Almanya’da Siemens’in İngiltere’de BP ve finans kesiminin karşı yöndeki lobileri, ABD ve Batı’nın yetersizliğini ortaya koydu. Alman Şansölyesi Merkel, geçen hafta yine, “Rusya’ya karşı düşmanca tavır almanın yanlış olacağını” vurguladı. ABD’nin Polonya ile askeri ilişkilerini geliştirmeye başlaması da uzun dönemli, soğuk savaşı anımsatan bir askeri konuşlanmanın gündemde olduğunu düşündürüyordu.
Çin’in Kıta sahanlığı ve güvenlik alanı konularında, Vietnam, Filipinler ve Japonya’yı tedirgin eden girişimleri için Philip Stephens, “Çin’in kararlılığını, ABD’nin kararsızlığını gösteriyor” diyor. Geçen hafta yapılan Shangri- La Güvenlik Konferansı’nda Çinli yetkililer “ABD büyük stratejik hatalar yapıyor. Çin’i düşman olarak düşünmeye başlarsanız sonunda Çin düşmanınız olur” diyorlardı (Wall Street Journal, 01/06/14). ABD Savunma Bakanı Hagel de, “Çin’in tek taraflı girişimleriyle istikrarı bozduğunu” söyledi. Bu sırada Hindistan’da milliyetçidinci- ırkçı bir parti hükümet oldu. Rusya, Pakistan’a silah satmama uygulamasını tek taraflı olarak kaldırdı, hem de “Pakistan dağılıyor mu” sorusunun gündeme geldiği bir noktada. Deneyimli diplomat Bhadrakumar, “bu durumun Hindistan’ı ABD’ye yakınlaştırarak bölgede yalnızlaştıracağını” düşünüyor. ABD’nin bölgedeki en yakın ittifakı Japonya ise milliyetçi bir hükmet, milliyetçilik eğilimi artan bir nüfusun etkisi, Çin tehdidi algısı altında ABD’ye bağımlılığını azaltmaya, askeri olarak kendi başının çaresine bakar duruma gelmeye hazırlanıyor.
Chatam House Konferansı’nın konuşmacılarından Harold James de “Yüz yıl önce böyle bir toplantı yapsaydık aşağı yukarı benzer temaları dile getirirdik” dedikten sonra, yükselen güçlerden, gerileyen güçlerden, güç dengeleme politikalarından söz etti. Ancak bu kez dünyanın bir köşesi daha var: ABD “Büyük Ortadoğu” olarak tanımladığından bu yana Ortadoğu ve Kuzey Afrika başlı başına bir bölge. İslamcı hareketin şiddete dayalı cihat savaşı da bu bölgede özel bir durum yaratmış bulunuyor.

Cihat, isyan, gıda fiyatları
Geçen hafta Wall Street Journal’da aktarılan bir Rand Corporation araştırmasının bulgularına göre, 2010-2013 döneminde, cihat projesine bağlı terörist grupların sayısında yüzde 58 artış olmuş. Araştırmada, bu grupların militan sayısının ikiye katlanarak 100.000’e ulaştığı tahmin ediliyor. El Kaide taraftarı grupların saldırıları 392’den yaklaşık 1000’e yükselmiş. Bu yıl bu sayının hızla artmaya devam ettiği de söylenebilir. Libya ve Suriye bir yana, yalnızca Boko Haram’ın eylemlerinde nisandan bu yana bu saldırılarda yalnızca Nijerya’da 500’den fazla insan öldü (Financial Times, 05/-6/14); kaçırılan 200 kız öğrencinin kaderi de hâlâ belli değil. Kuzey Afrika, Nijerya, Gana, Mali, Yemen, Somali bu grupların eylemlerinin etkilerini yaşamaya devam ediyor.
Ortadoğu’ya gelirsek, hemen kapımızın yanında, Suriye, Irak ve Lübnan gibi üç ülkeyi tek bir savaş alanına çevirmeye başlayan bir savaş var. Bu savaşın yayılmasında, AKP hükümetinin de desteklediği, Türkiye topraklarında rahat rahat dolaşmalarına izin verdiği cihatçı gruplar adeta belirleyici rol oynuyorlar. Söylentilere göre bu grupların en acımasız militanlarının da İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda gibi ülkelerden geliyor olması, bu savaşın geleceği hakkında önemli işaretler veriyor.
Bu savaşların, cihatçı grupların etkinliklerinin geleceği hakkında başka önemli işaretler de var.
İstihbarat çevrelerinde gıda fiyatları, siyasi istikrarsızlık eğilimlerine ilişkin çok önemli bir öncü gösterge olarak kabul ediliyor (Foreign Policy, 05/6/14). Ben de geçmişte, bu ilişkiyle ilgili kimi araştırmaları yayımlamıştım.
Mayıs sonunda Dünya Bankası, temel gıda fiyatları eğiliminde bu yıl yaşanan önemli gelişmeleri gösteren bir rapor yayımladı. Rapor 2012 Ağustos ayından bu yana gerilemekte olan gıda fiyatları indeksinin, bu yılın başından bu yana belirgin biçimde artmaya başladığını saptıyor. Bu dönemde, genel gıda fiyat indeksi yüzde 4 artarken, buğdayın fiyatı ocak-nisan arasında yüzde 18, şekerinki yüzde 13, mısırınki yüzde 12 artmış. Rapor, bu fiyatların, önümüzdeki dönemde, kuraklığın ve genel iklim koşullarındaki değişimin, siyasi etkenlerin de basıncıyla artmaya devam etme olasılığının da yüksek olduğunu saptıyor. Ben de “heç fonların” spekülatif hareketlerini hızlandırıcı etkisini eklemek isterim.
Gıda fiyatları kronolojisiyle “Arap isyanlarının” kronolojisi arasında güçlü korelasyon olduğunu gösteren çalışmaları, Suriye iç savaşıyla ülkede patlak veren büyük kuraklık arasındaki güçlü bir ilişkiyi daha önce aktarmıştım. Gıda krizlerinin yarattığı yıkım cihatçı örgütlerin yeni kadro kazanmasını hızlandırıyor.
Özetle Büyük Ortadoğu bölgesinde siyasi istikrarsızlıkların hatta savaşların artabileceğini, İslamcı-cihatçı hareketin dünyanın beşinci köşesi olmaya başladığını düşünmek olanaklı.  

Yazarın Son Yazıları

Kazananın-kaybedenin ötesinde...

Kazananın kaybedenin ötesinde...

Devamını Oku
23.03.2026
İki imparatorluğun trajik yolculukları

Tarih, bazen bir trajediyi, yeni aktörlerle sahneler.

Devamını Oku
19.03.2026
Savaşta devrim’

Şimdi uygarlık şu soruyla yüz yüze: Sivil meşruiyet, hukuki hesap verebilirlik, asgari insani-etik kaygılar, bilgisayar hızında yürütülen bir savaşta anlam taşıyabilir mi? Minap’taki 175 kız öğrencinin ölümü, bu soruyu teorik olmaktan çıkardı.

Devamını Oku
16.03.2026
‘III. dünya savaşı’ değil ama...

İran’a yönelik operasyon “Epic Fury”nin başlamasının üzerinden 11 gün geçti.

Devamını Oku
12.03.2026
Savaşın bir başka boyutu

Bu savaşı anlamanın birçok yolu var. Büyük güçler rekabeti, enerji, silah, finans, teknoloji; hepsi önemli. Ancak, burası, Ortadoğu ve kültür (din) çok önemli; özellikle dinci faşizmin yükseldiği bir çağda.

Devamını Oku
09.03.2026
Savaş üzerine ek notlar

Pazartesi yazımda “büyük felakete”, kararları veren “küçük adamlara” değinmiştim.

Devamını Oku
05.03.2026
Savaş üzerine kimi notlar ve spekülasyonlar

İnsanlar kimi zaman çaresizlik duyguları içinde, biraz olsun rahatlayabilmek için bir büyük aklın, önlenemez bir büyük planın kapitalizmin kaosuna bir düzen verilebileceğine inanmak isterler: “Biri düğmeye bastı!”, “Devlet aklı!”, “Büyük ... projesi”, “ABD şunu yapıyor İsrail bunu, İran onu...”

Devamını Oku
02.03.2026
Yeryüzünde bir ‘cennet’: Afganistan

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası devleti “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlar.

Devamını Oku
26.02.2026
‘BOP’ olmadı ‘BoP’ verelim

Dahası, bu asimetrik ortamda, BoP bir taraftan, Hamas’tan tam silahsızlanma talep ediyor diğer taraftan halen Batı Şeria’da tekrarlanan yapısal işgal, yerleşim genişlemesi, pogrom ve ilhak baskılarına gözlerini kapatıyor. BoP aslında şu mesajı veriyor: İsrail’e güvenlik, Filistin’e disiplin, yoksa şiddet baskı.

Devamını Oku
23.02.2026
Münih’te uğursuz nostalji

Münih Güvenlik Konferansı’nın en tehlikeli konuşmasını ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptı.

Devamını Oku
19.02.2026
Münih’te Zerstörungslust

“Zerstörungslust” salt bir liderin kaprisi değil, derin bir toplumsal ruh halinin semptomu: İlerleme (giderek daha da iyileşme) masallarına inanç sarsılmış, reform vaadi ikna gücünü yitirmiş. İnsanlar, “Hayatım artık daha iyiye gitmiyor” duygusu içinde. G7 ülkelerinde toplumun önemli bir bölümü hükümetlerin gelecek kuşaklara daha iyi bir yaşam bırakacağına inanmıyor; çoğunluk yaşamın daha da bozulmasını bekliyor. “Kendimi çaresiz hissediyorum” diyenlerin oranı birçok ülkede yüzde 60’ların üzerinde. Demokratik kurumlar, uluslararası kurumlar, bürokratik, işlevsiz, artık “bizden yana” olmayan yapılar olarak algılanıyorlar.

Devamını Oku
16.02.2026
Hangi Batı? Elveda demokrasi

Le Monde’da Jaroslaw Kuisz “İki Batı’dan söz etmek hiç de abartılı olmaz” (“Parler de deux Occidents n’a rien d’exagéré”) başlıklı yazısında, Trump modeli ve Avrupa’nın liberal demokrasisi olarak iki Batı şekilleniyor diyordu.

Devamını Oku
12.02.2026
Kamplar var ama direniş de...

Geçen ayın son yazısında, “Faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de ‘sürecin’ kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor” diyordum.

Devamını Oku
09.02.2026
Bir semptom olarak skandal

Açıklanan, Epstein dosyalarındaki, salt bireysel sapkınlıkların, “ahlaksız birkaç zenginin” hikâyesi değildir.

Devamını Oku
05.02.2026
Ayrılmak zor!

Le Monde, Wall Street Journal ve Financial Times geçtiğimiz günlerde bu krizi “karşılıklı bağımlılık” ve “kopuş” bağlamında değerlendirdiler; Atlantik bağlarının yapısal özelliklerini, bir “kopuşun” gerçekte ne kadar zor olduğunu vurguladılar.

Devamını Oku
02.02.2026
Amerika’da kritik yol ayrımı

Geçtiğimiz haftalarda, faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de “sürecin” kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor.

Devamını Oku
29.01.2026
Bir semptom olarak Grönland

Grönland krizi, ABD’nin liderlik kapasitesini yitirdiğini, telaşla artık salt askeri gücüne dayanmaya çalıştığını gösterdi. İlk kez 9/11 olayı bahane edilerek denenen, henüz Çin’in bir büyük güç olarak yükselmediği koşullarda bile başarı üretemeyen bu imparatorluk refleksinin, bugünün koşullarında, başarılı olmak bir yana son derecede tehlikeli sonuçlar üretmeye aday olduğu bilinçlere çıktı.

Devamını Oku
26.01.2026
Davos: ‘Geçiş değil kopuş’

Deneyimli analist Walter Russell Mead, Wall Street Journal’da Davos Dünya Ekonomik Forumu (DEF) üzerine yazısına “Davosçular geçen yıl yadsıma politikası izlediler.

Devamını Oku
22.01.2026
İran’ı düşünürken

İran’da halk yine büyük cesaretle molla rejimine başkaldırıyor. Molla rejimi yine bu isyanları şiddetle bastırıyor. Yine Batı medyasında “Bu kez farklı”, “İran rejimi artık dayanamaz” filan... Peki “Daha fazla dayanamazsa ne olur”?

Devamını Oku
19.01.2026
Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025