Gezi’den Suruç’a Ya sonra?

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Bir süredir, Türkiye siyasetinde bir “Siyah Kuğu” (düşük olasılıklı, yüksek etkili) olayının gerçekleşme riski artıyordu. Bölgedeki tüm politikaları çökmüş bir AKP liderliği, AKP Türkiyesi’ni kaosa doğru sürüklüyordu. Suruç katliamı bir “Siyah Kuğu” olayı idiyse, onu izleyen gelişmeler de “kaos” ortamına girdiğimiz gösteriyor.
Kaosun nereye kadar ilerleyeceği henüz belli değil, ama bence bir şey kesin: Yaşananlar AKP hükümetinin 12 yıllık restorasyon projesiyle uyumlu.

Tarih olarak bugün
Bugünün tarihine, ülkede yeni bir “durum” yaratan “Gezi olayı”ndan başlamak gerekir. Bu “durum” Suruç katliamıyla yeniden değişmeye başladı.
Gezi olayı”, AKP önderliğindeki siyasal İslamın, bir süredir restorasyon projesine, toplumun rızasını alamadığını, giderek daha fazla şiddete başvurduğunu; liberallerin desteklerini çekmesiyle boşalan yeri milliyetçiliğin doldurmaya başladığını ortaya koydu. Bu noktadan sonra, ülke siyaseti bir “tek adam”, totaliter rejim konjonktürü içinde ilerlemeye başladı. “Bu ilerlemenin momentumu seçimlerde kırılabilir mi” sorusu gündeme oturdu.
AKP’nin elindeki devletin, medyanın giderek daha fazla şiddete dayanma eğilimine, bir taraftan “Gezi olayı”nın yankıları diğer taraftan, AKP söyleminin giderek daha fazla Sünni-milliyetçili bir eksene oturması eklenince, seçimlerde HDP barajı aştı. Böylece totaliter konjonktürdeki ilerlemenin momentumunun kırılmasının koşulları oluştu.
AKP’nin tek başına hükümet kuramayacağı, başkanlık sistemine geçemeyeceği anlaşılınca, ilerici demokrat hatta liberal kesimlerde bir özgürlük, iyimserlik havası esti; medya, üzerinden bir yük kalkmış gibi davranmaya başladı. Cumhur Başkan ister istemez dilini yumuşatmak, medyada profilini düşürmek, durumu kabul etmiş gibi davranmak zorunda kaldı.
Bu sırada, siyasal İslamcı entelijansiya (bu kesimi bir sınıf gibi değerlendirdiğimi vurgulamıştım), iktidarda kalamayabileceklerine ilişkin büyük bir korkuya kapılmıştı. Şimdi bu ikilemin merceğinden geriye, o birkaç haftaya bakınca insanın aklına Weimar Almanya’sı geliyor: Kısa süreli bir özgürlük, iyimserlik patlaması dönemi; faşizmin devleti ele geçirmesinden önce... Bu benzetme de, Suruç katliamı acaba “Reichtag Yangını”mıydı sorusuna açılıyor.

Madendeki kanarya
Suruç katliamından (“Reichtag Yangını’ndan”) çıkan dumanların havayı ne derecede zehirlediğini madendeki en renkli kanaryanın, antikapitalist ve özgürlükçü Müslüman olduğu iddia edilen İhsan Eliaçık’ın, “IŞİD açılımı” sırasında gerçekleşen “siyasi” ölümü gösterdi. Bu konuyu, merak edenler, Nilgün Cerrahoğlu arkadaşımızın pazar yazısına bakabilirler.
Bu “ölümün” “Gezi olayı”nın yankılarına, mirasına karşı bir türlü sonu gelmeyen saldırılarla da ilgisi var. Suruç katliamından sonra başlayan durum içinde AKP iktidarının (hükümet kavramı artık yetersizdir) bu yankıları, mirası kesin olarak yok etmek için kararlı bir biçimde harekete geçtiğini görüyoruz. “Gezi olayı” sırasında özellikle dikkat çeken “sendika. org” portalına erişimin engellenmesi de bu kararlılığın bir başka göstergesidir.
Terörizmle mücadele”, içine, IŞİD teröristlerinden çok, “Geziciler” olarak damgalanan herkesin, Kürt siyasi hareketinin, en radikal kesimlerinden başlayarak doldurulmaya başlandığı bir torbaya dönüştü. Şimdi “bu operasyonlar nereye kadar ilerleyebilir, bir iç savaş tehlikesi yaratır mı” soruları gündemdedir.
Bence, bu koşullarda bir AKP-CHP koalisyonu, siyasal İslamın hesaplarına uymaz; uyacak olursa CHP yok olur. Bir AKP-MHP koalisyonu, eğer MHP, Kürtlere yönelik baskıda, başlayan savaşın tetiğinde benim de parmak izim olsun diyerek kararından vazgeçmezse, olanaklı değil. Yok vazgeçerse devlet şiddetin dozunun daha da artması kaçınılmaz.
Bir erken seçim ise HDP imha edilmeden AKP’ye istediği sonucu getirmez, HDP imha edilirse seçim sonuçları siyasal İslamın projesine arzuladığı “rızayı” sağlamaz. AKP’ye de, seçimler, parlamento gibi incir yapraklarından kurtulup, totaliter rejimi tüm açıklığıyla, kapasitesiyle olarak oturtmayı denemekten başka bir seçenek kalmaz.  


Yazarın Son Yazıları

Trump dersleri - II 26 Kasım 2020
Rejim ve realite 29 Ekim 2020
Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020