Önemli bir eşik aşıldı

13 Temmuz 2020 Pazartesi

Baro sistemi değişti. Ayasofya ibadete açılıyor. Sosyal medyanın kapatılması veya yakından denetlenmesi için hazırlıklar başladı. Böylece Türkiye’de, siyasal İslamın yaklaşık 17 yıldır ilerleyen “pasif karşıdevrimle restorasyon” sürecinde önemli bir eşik daha aşıldı.

Sosyal medyaya ilişkin planlar eğer gerçekleşirse, muhalif sesleri tamamen susturan bir adım olacaktır. Baro sisteminde yapılan son değişiklik bu susturma çabalarıyla uyumludur. Avukatlık sisteminin bütünlüğü bozulurken, direnmeye çalışan avukatlar polis şiddetine maruz kaldılar, bedenleri ve cüppeleri yerlerde sürüklendi. Laik Cumhuriyetin, modern hukukun bu onurlu temsilcileri itibarsızlaştırılmaya çalışıldılar. Siyasal İslamın rejimi, şimdi çoklu baro sistemiyle bu laikliği destekleyen avukatları tasfiye ederek, avukatlık kurumunu yalnızca kendi taraftarlarına teslim etmeye, böylece siyasal İslamın “hakikat rejimine”, hukuk anlayışına uymayanları savunmasız bırakmaya çalışacaktır.

Bu eşikte en önemli gelişme Ayasofya’nın ibadete açılmasıydı. Ancak bu, kimi yorumcuların vurguladığı gibi halkın dikkatini giderek kötüleşen ekonomik sorunlardan uzaklaştırmakla ilgili değildir. Çünkü Ayasofya’nın ibadete açılması salt bir mekânın işlevinin değişmesinden, bir ulus devletin egemenlik hakkını kullanmasından çok daha önemli, geriye doğru tarihsel, ileriye doğru rejimin geleceğine ilişkin bir anlama sahiptir.

Danıştay’ın konuyla ilgili kararının ruhu ve Cumhurbaşkanı’nın tarihsel konuşması bu anlamı açıkça ortaya koyuyordu. Danıştay, aldığı kararın gerekçesinde artık olmayan bir kapitalizm öncesi devletin, Osmanlı İmparatorluğu’nun hukuk sistemini, mülkiyet ilişkilerini canlandırıyor, yeniden geçerli kılıyordu. Böylece, yalnızca bir mekânın statüsü değişmiyor, aynı zamanda, Osmanlı İmparatorluğu çürüyüp çöktükten sonra onun yıkıntıları üzerinde kurulan modern kapitalist Cumhuriyetin hukuk sisteminin bütünlüğü bozuluyor, fiilen ikili hukuk sistemine geçiliyordu.

Siyasal İslam, daha önce fiilen başkanlık rejimine geçmiş, bu rejimin yasal çerçevesi yeni anayasa ile daha sonra kurulmuştu. Şimdi de fiilen ikili bir hukuk sistemine geçildiğini saptıyorsak, bunun kalıcılaştıran adımların gelmesini beklememiz gerekiyor.

‘Res publica delenda est!’

Romalı senatör Cato senatodaki her konuşmasına “Carthago delenda est” (Kartaca yıkılmalıdır) sözleriyle başlarmış. Bugün gelinen noktada geriye bakarak siyasal İslamın iktidarının attığı her adımın arkasında “Res publica delenda est!” (Cumhuriyet yıkılmalıdır) ilkesinin yattığını söyleyebiliriz. Bunun böyle olduğunu daha başından söylemişizdir de...

Bu ilke, Ayasofya’nın ibadete açılmasına ilişkin kararda ve Cumhurbaşkanı’nın tarihsel konuşmasında bugüne kadar görülmemiş bir açıklıkla ortaya konulmuştur.

Cumhurbaşkanı, tarihsel konuşmasında, Ayasofya’yı müzeye dönüştüren kararı yalnızca ihanet olarak nitelemekle kalmamış, bu kararı alanları, Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesindeki, “En büyük haramı işlemiş ve günahı kazanmış olur…. Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun… Azapları hafiflemesin, haşr gününde yüzlerine bakılmasın” ifadelerinden hareketle lanetlemiştir.

Şimdi, bu karardan, konuşmadan sonra ülke yeni bir durumdadır: Osmanlı İmparatorluğu’nun bir yasası, bir Sultan’ın aldığı bir karar, Cumhuriyetin almış olduğu bir kararı bugün iptal edebiliyorsa, bir başka Sultan’ın, örneğin Halifeliği Osmanlı İmparatorluğu’na getiren Yavuz Sultan Selim’in kararı, yarın halifeliği kaldıran kararın iptal edilmesine neden gerekçe gösterilemesin? Ya da Abdülhamit’in Meclis’i kapatma kararı canlandırılarak mutlak monarşi ilan edilmesin? Tabii ki bunlar bugün siyasal İslamın fantezileridir. Ama bunların fantezi olması içlerinde gerçeklik payı olmadığı anlamına gelmez. Çünkü, siyasal İslamın “Respublica delenda est” ilkesi hâlâ geçerlidir.

Cumhuriyetin kurucu partisi CHP mi dediniz? Onu pek bilemiyorum ama “eşiği” geçerek Ayasofya’da namaz kılabilmek için uygun bir davet bekleyen birilerinin olduğu kesindir


Yazarın Son Yazıları

Geri dönüş yok! 6 Ağustos 2020
Ya Trump gitmezse? 20 Temmuz 2020
‘Adam’ gidiyor mu? 29 Haziran 2020
Rüyadan kâbusa Amerika 22 Haziran 2020