Örnek olmaktan ibret olmaya

29 Mart 2021 Pazartesi

Dün, AKP Türkiyesi bölgenin gelişmekte olan ülkelerine örnek gösteriliyordu. Bu hafta Forbes’tan The Economist’e, Wall Street Journal’dan Financial Times’a ekonomistlerin yorumlarına bakınca görüyoruz ki AKP Türkiyesi, ibret alınacak bir ülke haline gelmiş: ABD ekonomisi toparlanıyor, şimdi sermaye merkeze dönüyor, faizler artmaya başlamak üzere; aman Türkiye’nin yaptığını yapmayın, sonra kimse size borç vermez… “Peki, ne oldu da bu oldu” diye sorarsam okuyucunun bilgisini küçümsemiş olacağım. Onun yerine, biraz daha derin (yapısal) nedenler üzerinde durmaya çalışayım.

MADDE VE MERMER MESELESİ

“Önce kelam değil, madde vardı” ve “imanla mermer delinmez” demiştim, bir sonraki yazımda da “siyasal İslamın Şehrinde” yaşayanların ekonominin değil, kültür ve siyasetin belirleyici olduğuna inandıklarına işaret etmiştim. Son gelişmeler, bu saptamaların işaret ettiği aklın ürünüdür. Bu rejim değişmeden bu akıl değişmeyecek ve bir şeyleri fena halde kırıp dökmeye devam edecek.

Bu ülkenin ekonomisi yapısal olarak, dış kaynak girişine bağımlıdır. Bu yapı değişmeden bağımlılık biçimi değişmez. Çok bilmiş bir edayla “Türkiye’yi köşeye (Hangi köşe bu? - E.Y.) sıkıştırmak istiyorlar” gibi komplo teorilerini biteviye tekrarlayarak çatık kaşlarla “yedi düvel bize düşman” sloganlarıyla iman tazeleyerek bu yapı değişmez. Sanayi ve tarım üretmeye, devlet de hurafeleri değil, bilimi ve teknolojiyi besleyecek eğitim süreçlerini desteklemeye başlamadan, eleştirel ve yaratıcı akıl özgürleşmeden bu “yapı” bir değişim sürecine giremez.

ANLAMADAN DEĞİŞTİRME ÇABASI 

“II.Tez”i biraz çarpıtıp tersine çevirirsek “Ülke, dünyayı, ‘anlamadan değiştirmeye’ çalışanların elinde kaldı” diyebiliriz. Bunlar, uluslararası kapitalizmin dinamiklerini yok sayarak “ben söylersem olur” inancıyla hareket ediyorlar. Merkez Bankası’nın başına getirilen şahsın, hangi evrende yaşadığı belli değil, antisemitizmi de cabası.

Diyor ki: “Amaçları, yüksek faizle Türkiye’nin yatırımlarının önünü kesmek… Bu yüksek faizle Türkiye’yi sömürmeye devam etmek ve gücünü zayıflatmak. Yani döviz kurunu bir siyasal mühendislik aparatı olarak belki de daha da ötesi bir silah olarak kullanıyorlar.” Dahası, “Yüksek faiz, düşük kur politikasından kaybeden hep ülkemiz” olmuş.

Peki, “düşük faiz, yüksek kur” istiyorsun da senin yabancı sermaye girişine gereksinimin yok mu? Uluslararası yatırımcıyı çekmek için diğer gelişmekte olan ülkelerin ekonomileriyle rekabet etmek zorunda değil misin? Yatırımcı, başka bir yerde daha kârlı bir ekonomi varsa neden senin ülkene gelsin? Gelen, kâr yapmaya mı gelecek, senin projeni ihya etmeye mi? Dünyada senin ürettiğin mallara, dövizinin değerini yükseltecek düzeyde talep de yok. İşine gelmiyorsa, kapatırsın sermaye hesaplarını, “yabancı sermaye istemiyorum, ithalat da yapmayacağım” dersin olur biter. Yapabilir misin? Yapamazsın! Bankaların, dışarıdan alıp içeride kredi olarak veriyor. Bu kanal kuruyunca, tüketim de yatırımlar da hızla daralır. İhracatın, ithalata bağımlı olduğundan, durur. Kısa dönemli kâr adına yaptığın gıda malları ithalatıyla tarımın birçok stratejik dalını çökerttin. Kısa sürede halkını da doyuramaz noktaya gelirsin. 

Bunlar yetmezmiş gibi, TMB başına gelen şahıs, hangi evrende yaşadığının ayırdında olmadığından “Gelişmiş ülkelerde negatif faiz uygulanırken bizde niye uygulanamıyor” gibi garip sorular soruyor: Orada “aşırı birikim” ve deflasyon sorunu var da ondan! Senin ülkendeyse “yetersiz birikim” ve enflasyon…

Bu şahıs, çözümü de bulmuş: Tüm teşvik ve öncelikler enerji, ihracat ve turizm sektörlerine (rant yaratan alanlara-EY) ayrılmalı. İş dünyası yurtdışındaki parasını Türkiye’ye getirmeli, ellerindeki dövizi satıp Türk Lirası almalı (kâr ve birikim kaygısını bir yana bırakmalı; Anadolu Kültür’e kâr yapmıyor diye soruşturma açmak ne peki! - EY). Vatandaşlar bankalardaki dövizlerini bozdurup TL yatırım araçlarına yönelmeli (maaşını, tasarruflarını korumaktan vazgeçmeli-EY). İyi de neden?  

Yoksa burası, piyasa sinyallerine ve arz talep dengesine, en önemlisi kâr ilkesine göre işleyen bir kapitalist ekonomi değil mi? Belli ki sizin “Şehirde” ekonominin, vatan, millet, iman yasalarına göre işlediğine inanıyorsunuz. Nasıl olsa öbür “Şehir” hızla çözülüyor değil mi?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları