Sığınmacılar ve bombalar

17 Mart 2016 Perşembe

Türkiye iki krizle karşı karşıya. Bu krizler yaklaşan toplumsal çöküşün işaretleri. İki krizin de kökeninde, AKP liderliğinin ihtirasları, siyasal İslamın gerici refleksleri yatıyor.

Kafa ne kadar kalın olursa olsun...
HDP, AKP’nin dayattığı çerçevenin dışına çıkarak seçime parti olarak girmeye, AKP liderliği de haziran seçimlerinin sonuçlarını beğenmeyip yeniden seçime gitmeye karar verdiğinde “durum” hızla değişti. Kürt siyasi/askeri hareketinin artık itiraf ettiği hesap hatalarının da katkısıyla (Bu hataları yapanlar hâlâ yerinde duruyor!) ülke yangın yerine döndü: Suruç, İstanbul, Ankara’da bombalı saldırılar, 200’den fazla ölü, yüzlerce yaralı. Bu sırada, Diyarbakır/Sur, Cizre, derken Yüksekova, Nusaybin; yüzlerce insanın canı pahasına, TSK’nin doğrudan müdahalesiyle, “terörizme karşı” polisiye bir operasyondan çıkıp düpedüz iç savaşa dönüşerek, genişlemeye devam eden çatışmalar. Krizin biri bunlarla ilgili.
AKP Türkiye’si, maddi manevi kapasitelerinin çok üstünde, gittikçe ağırlaşan bir sığınmacılar kriziyle karşı karşıya. AKP liderliği bu krizi Avrupa Birliği üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmaya kalktığından bu yana, kriz, çok sayıda can pahasına daha da derinleşti. AKP liderliği Avrupa ülkelerinin tepkisini çekmeye başladı. AKP’nin sığınmacıları pazarlık konusu yapma politikası, Avrupa’nın yabancı düşmanı, ırkçı faşist hareketlerinin değirmenine su taşıdı.
AKP hükümeti her iki krizi de yönetemiyor. Hâlâ imanla vurursa deleceğini düşünüyor. Ancak kafa ne kadar kalın olursa olsun, realite duvarına, bu ısrarla vurmaya devam ederse, sonunda mutlaka kırılacaktır. Korkutucu olan şu ki o noktada ülke kırılan bu kafanın yerine yenisini koyacak durumda olmayabilir.

İslamcılar gelince...
Tam da bu konuyu yazmaya hazırlanırken, Washington Post’un hafta sonunda yayımladığı “Suriye isyanı nasıl bu kadar feci ve trajik biçimde yanlış yöne gitti” başlıklı araştırması dikkatimi çekti. Araştırma, bizim, başından beri yaptığımız saptamaları, isyanın görgü tanıklarının, düzenleyicilerinin ağzından aktararak doğruluyordu.
İlk demokratik, barışçıl gösterilerinin, Yerel Eşgüdüm Komiteleri’nin liderlerinden, Rami Nakhla, “Başlangıçta bu hareketler halkı ne kadar temsil ediyordu; bir taraftan İslamcılar bir taraftan rejim saldırırken, hiç kazanma şansımız var mıydı bilemiyorum” diyor. Halep’te ilk gösterileri örgütleyenlerden Barry Abdullatif de aynı fikirde: “Protestolar barışçıydı, büyümeye devam ediyordu sonra İslamcılar gelmeye başladı... Onlara siyah bayraklarınızı alın başka yere gidin dedik, gittiler. Bizim toplantılarımız daha kalabalık oluyordu”. “Silah kullanılmaya, Türkiye, Körfez ülkeleri Müslüman Kardeşler’e, sonra da radikal gruplara silah, para vermeye başlayınca, bu denge değişti”. Abdullatif, “İlk hata İslamcıları kabul etmekti, ikinci hata da silah kullanılmasına izin vermek...” diyor. Rami Jarra’a göre, “Ondan sonra isyan devrim olmaktan çıktı, bölge güçleri arasında futbol maçına döndü”.
Dış güçler, özellikle AKP Türkiye’si isyana burnunu sokmasaydı ne olurdu? Büyük olasılıkla isyancılar yenilirdi, ölenler, işkence görenler de olurdu, Karam Al Hamad gibi, tutuklandıktan, işkence gördükten sonra, mahkeme ifadesinin işkence altında alındığına karar verince serbest bırakılanlar da... Bundan sonra, Esad’ın reform vaatleri üzerinden tartışmalar, uluslararası baskılar devam eder, rejim başlamış olduğu gevşeme sürecine devam eder, belki isyan yeniden canlanırdı. Ancak neticede, can kaybı, yıkım, sığınmacılar sorunu bugünkü boyutlarına kıyasla son derecede sınırlı kalırdı.
AKP hükümeti Suriye isyanına burnunu sokunca, bilanço insanlık adına yüz kızartıcı bir boyuta yükseldi, bu boyut Türkiye’yi de etkiledi. Kürt sorunu barış süreci yerini, AKP ve devlet güvenlik bürokrasisinde, şoven milliyetçi kesimde akut bir paranoyaya, Kürt tarafında, yanlış hesapla, kibirle (hübris) artık nereye gideceği belirsiz çırpınmalara bıraktı.
Daha sonra IŞİD tarafından kaçırılarak öldürülen Wael İbrahim’in sözleriyle, “Bir kötü adamdan kurtulmak için açılan kapıdan içeri bir sürü kötü adam girdi”. Kapının kolunda AKP’nin parmak izleri var...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Evet, umut var 22 Temmuz 2021