Zamanın ruhu
Feridun Andaç
Son Köşe Yazıları

Zamanın ruhu

13.02.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Arayışın sonu yok. Gene de bir yerde durmalı insan. Durmalı ve bakmalı gökyüzüne, ağaçlara, dağlara, ovalara... Bulutların rengine dönüşünceye dek gözlerini ayırmamalı, her birine verebileceği anlamı düşünmeli sonra. Devam edecekse de yoluna öyle yol almalı, gitmeli.

İçinizde Don Quijote’un hevesi, gönlünüzde Kolomb’un merakı, bilincinizde Spinoza’nın ışığı olmalı.

Araya düşen gölgelerden uzaklaşmalısınız. Kendi sözünüzü bulmak, katedralinizi inşa edebilmek için yapmanız gerekendir bu.

Günü güne kavuşturan sözlerin ırmağından geçeceğinizi bilseniz de öncelikle ağartılı bir zamanın dervişi olmanın sabrını öğrenmelisiniz. Çünkü insan, kendi sözünün taşlarını tek tek üst üste koymadan ne kendine ait bir katedral kurabilir ne de başkasının göğünde yankılanacak bir ses olabilir.

Yaban dilin tellallarına meyleden bakışın berisinde dursanız da korkularınıza payanda aramamalısınız.

Kendinde olan söz’e açık tutmalısınız kapılarınızı.

Şimdi, sen de “Korkarsam mahvoldum demektir” sözünü unutmuyorsun anlatıcının.

Kendi çölünde yaşayanlar öyledir.

Oradan öğrenirler her bir şeyi, sonra alıp taşırlar yeryüzüne.

Bir söz döneniyor zihninde:

“Çünkü Don Quijote’un işi, Tanrı’nın bıraktığı yerden başlar.”

Öyle demiyor muydu bir başka anlatıcı da:

“Trajik dram bize akıl, düzen ve adaletin sınırlarının müthiş bir şekilde kısıtlanmış olduğunu ve bilim ya da teknik kaynaklarımızdaki hiçbir gelişmenin bu durumu değiştiremeyeceğini anlatır. İnsan içte ve dışta dünyanın bir ‘ötekiliği’dir.” (*)

KIYISIZ YERDE...

Kuşkusuz Don Quijote olmak gerekiyor, tabularla savaşmak için, çünkü o çağ geride kaldı sansak da zaman büyütüyor korkularımızı ve yeni çağ, kendi tabularına karşı çıkış için yeni bir bakışı, yeni bir sözü kuşanmayı gerektiriyor.

Gitmeyi seçerken insan, göz ardı edemediklerini de düşünmeli. Başka söz, başka dil, başka bakış o nedenle gerekli bize.

Augustinus’u hatırlayalım; o da korkularından sıyrılmak istiyordu çağında, bir o kadar da sorular sorarak tabulardan uzaklaşmak...

Onun iç çatışmalarında gördüğümüz, korkudan özgürlüğe uzanan o ince çizgi, bugün de kendi yalnızlığımızdan çıkmanın yollarını ararken bize ayna tutuyor. Tam da bu yüzden bugün Augustinus’un şu sözlerini kendi sözümüzmüş gibi benimsemiyor muyuz?

“Cahilliğim yüzünden bu sorular aklımı iyice karıştırıyordu, hakikatten uzaklaştıkça hakikate erdiğimi sanıyordum. Çünkü bilmiyordum ki kötülük yoktur, kötülük denilen şey sadece hiçbir iyi kalmayıncaya kadar iyilikten mahrum kalmaktır.” (**)

GEÇİTTESİNİZ MADEM...

Aşınınca aşmayı da öğreniyor insan. Bir bakışı solduran zamanın tutsağı olmaktan da belki de bu şekilde kurtarıyor kendini.

Gitmeyi seçenler öyledir, önce kendi çöllerini yaratırlar. Henri Michaux diyordu ya: “Bir başkasının gelip içinize alçı dökmesine izin vermeyin...” İşte önce çöl gerek size.

Ruhu ehlileştirmenin yolu salt buradan geçmez elbette, içinizdeki kandili söndürmemek için bilginin ışığına gitmelisiniz.

IRMAKLARLA ÇOĞALALIM...

“Yolbulan Zahit” derlerdi. Adı yaban gelse de bu yol bulma öyküsünü merak ederdim. Bazen, “Bir meczup halleri var” deseler de giyimi kuşamı, sözü edasıyla bir dervişe benzetirdim onu.

Ne zaman ki Cervantes’le Don Quijote; onun Sancho ile yolculuğu ve Dulcinea ile platonik aşkı gelip karşıma çıktı, işte o zaman Zahit’in sözü ve eylemi bende anlamını buldu: “Az gören, çok sever.”

Bu sözü yazmıştım bir yere. Sonra; “Cehennemde marifet yoktur” diyen Sancho’nun sesindeki sese dönerek o mahzun yüzlü şövalyenin adını, eylemini, düşlerini tüm zamanlara taşımıştım.

Birinin derdini dert etmekti sanki bu.

Belki de Don Quijote’un mızrağıyla meydan okuyuşu, tam burada devreye giriyor; kötülüğün sıradanlaştığı her yerde vicdanın atını yeniden dizginleyip yola çıkmak için.

Ve sonunda da şunu düşündürmüştü bana tüm okuduklarım: Galiba bize bir Don Quijote gerek ama her alanda, yani şöylesi biri:

“Donkişotluk öyle ya da böyle paranoyak, kötü niyetli, saldırgan, her an değişebilir, inkârcı bir kişiyi, olumlu bir örneğe, hatta yel değirmenleriyle savaşta yiğit bir şövalyeye, hatta gerçek bir kahramana, yani her engeli aşarak, faydacılıktan ve ikiyüzlülükten uzakta, kötülüğün sağladığı refahın ve erdemin yarattığı mutsuzluklarının insanı inkâra ve ahlakla yapılan küçük anlaşmalara, hatta satılmış yaşamlara davet ettiği bir dünyada yönü hep ideale dönük bir kahramana dönüştürmek, tuhaf bir simya işlevidir.” (***)

Belki de o içimizde, yanımızda yöremizde, sesimizde bir yerde! Ve belki de asıl cesaret, o sesi duyduğumuzda, dünyanın alaycı bakışlarına aldırmadan kendi Don Quijote’luğumuzun peşinden gitmeyi göze almaktır. Zamanın ruhunun bize öğrettiği de biraz bu değil mi?

(*) Tragedyanın Ölümü, George Steiner, çev.: Buse İdem Dinçel, (**) İtiraflar, Augustinus; çev.: Çiğdem Dürüşken, 2010, Kabalcı Yay., 508 s. (***) Gerçekleşmeyen Gerçeklik, Michel Onfray; çev.: Aytekin Karaçoban, 2017, Everest Yay., 158 s

İlgili Konular: #Don Kişot

Yazarın Son Yazıları

Zamanın ruhu

Arayışın sonu yok. Gene de bir yerde durmalı insan. Durmalı ve bakmalı gökyüzüne, ağaçlara, dağlara, ovalara... Bulutların rengine dönüşünceye dek gözlerini ayırmamalı, her birine verebileceği anlamı düşünmeli sonra. Devam edecekse de yoluna öyle yol almalı, gitmeli.

Devamını Oku
13.02.2026
Hangi Kürtler?

Dünya Savaşı’na katılmak zorunda olduğu gibi, gene onlarla ittifak kurarak bu “tehcir” kararını çıkarmak zorunda kaldı. Hızla çöküşe giden imparatorluk komitacılık zihniyetiyle bile olsa, kurtulamadı. Kuşkusuz Dr. Bahaeddin Şakir önemli bir siyasi figürdü. Akıbeti bunun da bir göstergesi...

Devamını Oku
30.01.2026
Kemal Tahir’i bugün okurken...

Bir dostum, kendisiyle Beş Romancı Tartışıyor’un yeni basımı* üzerine konuşurken şunu sormuştu bana...

Devamını Oku
16.01.2026
Kendi sesinde yolcu...

Öyledir zaman.

Devamını Oku
02.01.2026
Türkiye’nin Doğu sorunu: ‘Sorun’un öte yanı

Yabancı devletler, bugünkü dolaylı müdahaleyle Türkiye’yi kıskaç altına almaktadır.

Devamını Oku
19.12.2025
Türkiye’nin Doğu sorunu: Bu bir ‘Kürt reformu’ mu?

Yıllardır “sorun” olarak, temcit pilavı gibi ısıtılıp duran Kürt realitesi palyatif öneriler, siyasi manevralarla bugüne kadar taşındı.

Devamını Oku
05.12.2025
Kendi sesini bulmak

- Bu yazıyı bekleyen okuryazara

Devamını Oku
21.11.2025
Farkında olmak da erdemdir!

Bir çıyanı kınayamam.

Devamını Oku
07.11.2025
‘Labirent’ neyi anlatır?

Amin Maalouf, bir dünya romancısı.

Devamını Oku
24.10.2025
Suçlar, suçlular, müritler

Baştan başlayalım dilerseniz.

Devamını Oku
10.10.2025
Yazı yordamı

Her şey bir şeydir, belki de!

Devamını Oku
26.09.2025
Karanlığınız kadarsınız!

Borges, kendi körlüğünden söz ederken şunu diyordu...

Devamını Oku
12.09.2025
‘Ah, bu sessizliği anlat!’

'Nefes almak isteyen okur için...'

Devamını Oku
29.08.2025
Çürümenin göstergeleri

Türkiye’nin bugünkü gerçeği birçok açıdan irdelenmeye değer.

Devamını Oku
15.08.2025
Türkiye’den çürüme manzaraları: (1) Sayın dolandırıcı!

Size hanımefendi ya da beyefendi demeyeceğim çünkü siz bir hırsız, bir dolandırıcısınız!

Devamını Oku
01.08.2025
İroni değil, gerçek!

Bugün size, Anadoluhisarı’ndaki Şeyhülislam Yasincizâde Abdülvehhap Bey Yalısı’nda bir sabah kahvaltısında buluştuğum Ali Rıza Bozkurt ile yaptığımız uzun sohbetten söz etmek istiyorum.

Devamını Oku
18.07.2025
Cicero’nun cesareti var mı?

Lucius Cornelius Sulla dönemi; Roma’nın yozlaşmaya, siyasal erkin de çürümeye başladığı bir dönemdir.

Devamını Oku
04.07.2025
Geleceği kurmak için: Kütüphane

Şunu hemen söyleyeyim ki kütüphanem ile oldukça özel belgeler barındıran arşivimin bazı “açgözlü sahaflar”ın eline düşebileceği düşüncesinden dolayı endişeliyim!

Devamını Oku
20.06.2025
Aydınlanma nerede başladı, değişim nereye kadar?

Köy Enstitüleri bir uyanış hareketiydi. Tarım toplumu olan Türkiye’nin kırsal kalkınmasıyla değişim dönüşüme uğrayabileceğinin ilk hamlelerindendi.

Devamını Oku
06.06.2025
Kendimizi unutmamak için

Annem öldü.

Devamını Oku
23.05.2025
Benim İstanbul çağım

Benim İstanbul çağım

Devamını Oku
09.05.2025
‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

‘Çıkar oyunu’ mu, ‘uzlaşma’ mı?

Devamını Oku
25.04.2025
Hayal değil, gerçek!

Hayal değil, gerçek!

Devamını Oku
11.04.2025
Sen beni dönüştür

Sen beni dönüştür

Devamını Oku
28.03.2025
‘Milliyetçi Türkiye mi?’ MHP nerede duruyor?

‘Milliyetçi Türkiye mi?’ MHP nerede duruyor?

Devamını Oku
14.03.2025
Görebilseniz eğer...*

Görebilseniz eğer...*

Devamını Oku
25.02.2025
Bir Naomi Klein bakışı: Yeni dünya düzeni ve ikizleşme

Bir Naomi Klein bakışı: Yeni dünya düzeni ve ikizleşme

Devamını Oku
11.02.2025
Çaltıözü’de sabah

Çaltıözü’de sabah

Devamını Oku
28.01.2025
Kendi ‘kör kuyu’larımız

Kendi ‘kör kuyu’larımız

Devamını Oku
14.01.2025
Uğultulu zamanlar

Uğultulu zamanlar

Devamını Oku
31.12.2024
‘İlgilen ve ilişkilen’dir

‘İlgilen ve ilişkilen’dir

Devamını Oku
17.12.2024
‘Sen bana neler öğrettin?’

‘Sen bana neler öğrettin?’

Devamını Oku
03.12.2024
Anlatısız toplum

Anlatısız toplum

Devamını Oku
19.11.2024
‘Karanlık zamanlar’dan geçerken

‘Karanlık zamanlar’dan geçerken

Devamını Oku
05.11.2024
Bahçe, portakal çiçekleri yaseminler

Bahçe, portakal çiçekleri yaseminler

Devamını Oku
22.10.2024
Edebi buluşmaların anlamı

Edebi buluşmaların anlamı

Devamını Oku
08.10.2024
Kötülüğü nerede aramalı?

Kötülüğü nerede aramalı?

Devamını Oku
24.09.2024
Kapitalizmin çirkin yüzü

Kapitalizmin çirkin yüzü

Devamını Oku
10.09.2024
Oliver Sacks’tan yolu geçmek...

Oliver Sacks’tan yolu geçmek...

Devamını Oku
27.08.2024
Belleğin çağrısı

Belleğin çağrısı

Devamını Oku
13.08.2024