Hıfzı Topuz

Kongo’dan acı tatlı anılar

17 Ekim 2021 Pazar

Kongo gibi bir ülkede görev almak beni heyecanlan-dırıyordu. Unesco’da daha iki yıldır çalışıyordum. Eşimi Paris’te bırakarak orada göreve gidecektim. İçimde genç bir ülkeye hizmet etmenin coşkusu vardı.

Yaklaşık altmış yıl önce Paris’te Unesco merkezinde çalışırken bana bir yıllığına Kongo’da görev önermişlerdi. Ben de seve seve kabul etmiştim. 

Kongo’nun güneydoğusunda Katanga adında bir eyalet vardı. Zengin maden kaynakları olan bu eyaleti sömürgeciler elden çıkarmak istemiyorlardı. Eyaletin başındaki Tshombe bağımsızlık eylemlerine karşı direniyordu. İç savaş başladı. Tshombe eski sömürgecilerin desteğini alarak o savaşı kazandı. Yani ortalık karmakarışıktı. Bu kez de BM, Adula adında gerçekten demokratik eğilimli bir lidere BM Kongo Örgütü adına geniş yönetim yetkileri tanıdı. Kongo’da bağımsızlıktan yana olan güçler de Adula’yı destekliyorlardı. 

Böyle bir ülkede görev almak beni heyecanlandırıyordu. Unesco’da daha iki yıldır çalışıyordum. Eşimi Paris’te bırakarak orada göreve gidecektim. İçimde genç bir ülkeye hizmet etmenin coşkusu vardı. Uçağımız bir sabah erken saatlerde Paris’ten kalkarak gece yarısı Kinşasa’ya, eski adıyla Leopoldville’e indi. Bir görevli beni alandan alıp misafirhaneye götürdü. Orada galiba herkes yatmıştı. Bana kalacağım odayı gösterdiler. Konuşacak tek kişi yoktu.

‘BİR YUDUM SU BULAMADIM’

Susuzluktan ölüyordum. Koridordaki buzdolabını açtım. İçinde sıra sıra şişeler, üzerindeki etiketlerde de sahiplerinin adı vardı. Dayanamayıp şişelerden birine sarıldım, galiba yarılamışım. Sonra da şişenin üzerine şöyle bir not iliştirdim. “Arkadaş, Kongo’ya geleli daha iki saat olmadı. Hiçbir yerde bir yudum su bulamadım. Suyuna ortak oluyorum, binlerce teşekkür...” 

Sabahleyin BM’nin Kongo merkezine giderek Unesco temsilcisi İtalyan kökenli Pio Carlo Terenzio’yu buldum. Kendisiyle Paris’te zaman zaman toplantılarda karşılaşıyorduk ama hiçbir dostluğumuz yoktu. Birkaç gün sonra Pio beni eve yemeğe çağırdı.

Oturdukları ev ülkenin başkentine yakın bir yerde Belçikalılardan kalma bir villaydı. Eşi Louisa çok tatlı ve olgun bir kadındı. Soylu bir aileden geliyordu. İkisiyle de çok çabuk dost olduk. Sonraları Louisa ücretsiz olarak benim yardımcım oldu, öğrencilere de kendini sevdirdi. 

Pio’nun evinde kapının önünde beni bir maymun karşıladı. Bu şirin maymun villanın maskotu gibiydi. Fırtınalı havalarda ödü kopuyor, başını iki elinin arasına alıp ağlıyordu. Kuki adındaki bu maymunun sayısız şirinlikleri vardı. Bir gün bahçenin ortasına kurulmuş olan masadaki koca pastayı kaptığı gibi ağaca fırlamış ve orada türlü numaralar yaparak pastayı tüketmişti. 

FRANCİS COOK’UN HİKÂYESİ

Kongo’da o yıl ne bir gazete vardı ne de gazeteci. Benim ana görevim gazetecilik eğitimi seminerleri düzenlemekti. Bu amaçla da bütün eyaletleri dolaşarak adayları seçtim. Lumumba’nın arkadaşları bile aday olmuşlardı. Kinşasa’da görevde bulunan yabancı gazete muhabirlerini öğretim görevlisi olarak aramıza aldım ama asıl görevi üç kişiyle paylaşıyordum. Birincisi Francis Cook, ikincisi Kanadalı Antoine Desroches, üçüncüsü Paris Devlet Radyosu’nda gazeteci Paccard. Hepimiz kırk yaşındaydık. 

Francis Cook’un çok garip bir hikâyesi vardı. Babası Birinci Dünya Savaşı’nda Amerikalı bir hava subayıymış. Bir gün uçarken yolunu şaşırmış ve bir şatonun bahçesine inmiş. Kendisini şato sahibinin soylu kızı karşılamış, bir aşk bir aşk, hemen evlenivermişler. Bu aşk serüveninden bir çocukları olmuş: Francis Cook. 

Antoine Desroches eşi ve dört çocuğuyla birlikte Kongo’ya gelmişti. Nâzım Hikmet hayranıydı. Ölümünde ona bir ağıt yazdı.

Birbirimizle yakın dost olduk. Misyon şefi Terenzio da en yakın arkadaşımız durumundaydı. Öyle şeflik meflik taslamıyordu.

Kongo’da göreve başladığım zaman büroma bir türlü yer bulunamıyordu. Durumu enformasyon bakanına anlattım, “Bana bir büro bulun” dedim. Enformasyon Bakanı N’genge daha önce ajansın müdürüymüş. Bakan olunca görevden ayrılmış. Bana “Size ajanstaki büromu vereceğim” dedi: “Buyurun, birlikte ajansa gidelim.”

‘NİYE ACELE EDİYORSUN?’

Gittik. Onun koltuğunda ajansın yeni müdürü oturuyordu. Galiba o gün ajansta hükümeti eleştiren bir yazı çıkmıştı. N’genge önde, ben arkada ajans merkezine girdik. N’genge müdürü görür görmez “Ulan sen hangi yüzle benim koltuğumda oturuyorsun? Çık buradan, defol” diye haykırdı. Müdür de tokat yemekten korkarak çıktı gitti. 

Bakan N’genge “Mösyö Topüz, size büromu veriyorum, buyurun oturun” dedi. Bir yıl o büroyu kullandım, hiç kimse beni rahatsız etmedi. 

Birinci seminere yaklaşık 40 kişi katıldı. Öğrenciler eyaletlerden geliyordu. Seminer dört aylıktı. Daha üçüncü ayda stajyerlerden biri “Hocam biz artık her şeyi öğrendik. Diplomalarımızı ver de eyaletlerimize dönelim” diye tutturdu. Bunu söyleyen Katanga’dan gönderilen Paul Katanga’ydı. Ailesi çok varlıklıydı.

Seminerin bitmesi için bu kadar dayatması garibime gitti. “Niye acele ediyorsun” diye sordum. “Hocam, ben döner dönmez enformasyon bakanı olacağım” dedi. “Dalga geçme” diye bağırdım ama o stajyer haklıymış. Diplomasını alır almaz başbakan onu enformasyon bakanlığına getirdi. 

ELEBE’NİN 1 NİSAN’I

O seminerden unutamadığım bir anım var. Stajyerlerden biri diploma törenine gelmedi. Protesto ediyor sandım. O akşam kendisini buldum. “Hocam” dedi “törene gelemedim çünkü giyecek ceketim yoktu. Tek ceketimi bir gün önce temizleyiciye vermiştim. Adam dükkânı kapatıp kaybolmuş. Ben de öyle bir törene gömlekle gelemezdim ki...”

Seminer bittikten birkaç ay sonra ikinci semineri topladım. Yine eyaletlerden gelenler çoğunluktaydı. Her biri bir an önce diplomaya kavuşmak için can atıyordu. Bu kez de diplomaları eski stajyerlerden Katangalı Paul Katanga dağıttı. 

Bütün stajyerlerle arkadaş gibiydik. Biri bir gün şöyle dedi: “Size sevgimizi kanıtlayamıyoruz. Çok isterim siz buradayken Kongolular beyazlara karşı ayaklansınlar, göreceksiniz sizi nasıl evimizde gizleyeceğiz.” 

Ajansa dair tatlı bir anım daha var. Kongo haber ajansı bir gün “Boma’da halk isyan etti. Leopoldville’e yürüyorlar” diye bir haber yayımladı. Benim bürom ajansın yönetim merkezindeydi. O gün ajansa durmadan telefonlar geliyordu. “Boma halkı yani isyancılar Leopoldville’e doğru yürüyorlarmış, tehlike çok ciddi... Haberin ayrıntılarını bekliyoruz.” Ajansın müdürü Philip Elebe’ye “Bir şeyler yazıp durumu açıklayalım” dedim. Elebe “Hiç telaş etmeyin” dedi. “Bugün 1 Nisan, şaka yaptım, kandılar.” 

‘LUMUMBA’YI SİZLER ÖLDÜRMEDİNİZ Mİ?’

Bizde buna eşek şakası derler! 

Yıllar geçti, rejim değişti, N’genge devrilmişti. Ben Paris’e döndüm. N’genge bir gün eşiyle birlikte Paris’e geldi, eve davet ettim. Canı eşiyle dans etmek istiyordu. Evde “African Jazz” plakları vardı. Onları çaldım. “Sizde hiç Kongo müziği yok mu” diye sordu. 

Bir zamanlar Lumumba için yazılmış şenlikli bir kutlama müziği vardı. Onu gramofona koydum. N’genge “Ha işte böyle” deyip karısına sarıldı ve odanın ortasında oynamaya başladılar. 

N’genge, Lumumba’nın devrilmesinde görev almıştı. Yani Lumumba düşmanı sayılırdı. Bir ara “Lumumba’yı sizler öldürmediniz mi” diye soracak oldum, “Evet ama ben suçsuzum” diye cevap verdi ve ekledi: “Bir Belçikalı Lumumba’nın cesedinden kulağını kesip sakladı. Kimse ona bir şey sormuyor.” 

Benim düzenlediğim seminerlerde eğitim gören gazeteci çıraklarına Fransızlar da burslar verdiler. Sonra her biri önemli görevlere getirildi.

İşte Kongo günlerinden bir deste acı tatlı anı. O günleri nasıl unuturum!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları