Mehmet Ali Güller

Atatürk’le hesaplaşma sembolü: Ayasofya

13 Temmuz 2020 Pazartesi

Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine dair 24.11.1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını 10 Temmuz günü iptal etti. Karar birkaç saat içinde Resmi Gazete’de yayımlandı, hemen ardından Erdoğan bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile Ayasofya’yı Diyanet’e devredip cami olmasını onayladı, aynı akşam 20.53’te de “millete seslendi” ve ilk namazın 24 Temmuz’da kılınacağı ilan edildi.

Mesele ibadet değil

Ayasofya’ya uygarlık penceresinden değil, din penceresinden bakarak verilen bu karar, sıradan bir karar değildir.

Çünkü mesele ibadet değildir, ibadet yeri ihtiyacı da değildir. Nitekim daha önce bu konu gündeme geldiğinde, daha bir yıl önce Erdoğan, “Önce karşısındaki Sultanahmet Camisi’ni bir doldurun da ondan sonra bakarız” diyordu. Kaldı ki aslında Ayasofya’da zaten namaz kılınabiliyor; 1991’den beri bir bölümü ibadete ayrılmış durumda.

Evet, mesele ibadet değil, mesele “eğitimin birliğini” bile hedef alan toplam bir rejim meselesidir. Nitekim Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Sadece ibadet etmekle kalınmasın, içinde bir mektep, bir medrese olsun” demektedir!

Mesele Atatürk’le hesaplaşma

Danıştay’ın iptal ettiği karar, altında Mustafa Kemal Atatürk’ün de imzasının bulunduğu 24.11.1934 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararıydı.

Erdoğan, 20.53’teki konuşmasında o kararla ilgili aynen şöyle dedi: “Tek parti döneminde alınan bu karar, tarihe ihanet olmanın yanında hukuka da aykırıydı.”

Yıl 1934… “Tek parti dönemi” dediği bizzat Atatürk’ün dönemi… İmza Atatürk’ün imzası…

Ve Atatürk’ün koltuğunda oturan Erdoğan, Atatürk’ün “tarihe ihanet ettiğini” savunuyor!

Mesele devrimle hesaplaşma

Mesele egemenlik ve bağımsızlık meselesi de değildir; Ayasofya neticede müze olarak da, cami olarak da Türkiye’nindir, Türk milletinindir.

Ayasofya’nın yeniden cami yapılmasını “egemenlik ve bağımsızlık” ile açıklamaya çalışmaları da doğrudan Atatürk karşıtlıklarıyla ilgilidir. Yani 1934’te Ayasofya’yı müze yapan Atatürk’ün aslında emperyalizme boyun eğdiğini demeye getiriyorlar.

Ki bunu açık açık savunan AKP’liler de var: “İngilizler istedi, Yunan istedi diye Atatürk Ayasofya’yı müze yaptı” diyorlar…

Ne vahim ki aynı zihniyet, tam tersinden “Keşke Kurtuluş Savaşını Yunan kazansaydı” da diyebiliyor! Yani duruma göre olgular eğilip bükülüyor. Asıl olan kendi davalarında hedefe ilerlemeleri… İhtiyaç olursa genel merkezlerine Atatürk posteri asarlar, ihtiyaç olmadığında da “iki ayyaş” derler, “tarihe ihanet ettiğini” iddia ederler!

Ayasofya’yı emperyalistlerden Atatürk kurtardı

İstanbul ve elbette Ayasofya, yaklaşık beş yıl boyunca emperyalistlerin işgali altındaydı. Padişahları Vahdettin İstanbul’un temsili anahtarını İngiliz komutana teslim etmişti.

İstanbul’u ve Ayasofya’yı Mustafa Kemal Atatürk kurtardı; padişahları Vahdettin de bir İngiliz zırhlısıyla kaçtı.

Bugünün Abdülhamitçileri ve Vahdettincileri ise Ayasofya’yı emperyalistlerden kurtaran Atatürk’ü “tarihe ihanet etmekle” suçlayabiliyor!

Mesele Lozan’la, Cumhuriyetle hesaplaşma

Ayasofya, karşıdevrimcilerin devrimle mücadelesinin sembolüdür. O nedenle ilk namaz için 24 Temmuz seçilmiştir.

Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunun resmiyet kazandığı, Lozan Anlaşması’nın tarihi…

“Lozan hezimettir” diyenler, Lozan’ın yıldönümünde, Lozan’ı imzalayanların 1934’te aldığı kararı yok sayarak “laik Cumhuriyete” karşı “fetih” namazı kılacaklar!

Öte yandan Danıştay’ın gerekçesi de gösteriyor ki Cumhuriyetin hukukuyla da hesaplaşmaktadırlar: 1470’li yıllarda hazırlanmış bir vakıf senedine dayanarak 1934 tarihli kararı değiştiriyorlar; Osmanlı hukukunu Cumhuriyet hukukunun yerine geçiriyorlar!

Nitekim “çoklu baro” yasasını da Cumhuriyetin sağladığı hukukun birliğini yıkmak için çıkardılar!

Atatürk’ün partisinin aymazlığı

Yaşanmakta olan, devrim-karşıdevrim çarpışmasıdır; 150 yıldır sürmektedir.

Ne yazık ki Atatürk’ün partisinin bugünkü yöneticileri bu gerçeği görememektedir. İktidarın her devrimle hesaplaşma hamlesine, sözde “AKP’nin kozunu elinden almak” gibi bir gerekçeyle sessiz kalıyorlar. “Laiklik tehlikede değildir” demeleri de peşin peşin “Ayasofya’nın cami olmasına itiraz etmeyeceğiz” sözü vermeleri de sözde AKP’nin kozunu ellerinden almak için…

Oysa anlamadıkları şu: AKP’nin elinden aldıklarını sandıkları her koz gerçekleşerek Cumhuriyet adım adım yıkılıyor!

Anlamadıkları şu: Karşıdevrim Atatürk’ün partisini sindirdikçe, Atatürk’ün Cumhuriyeti adım adım tasfiye ediliyor! Yani CHP, Atatürk’ün devrimci partisi olmaktan çıktığı oranda, Cumhuriyetin kaleleri düşüyor…

Ki Erdoğan’ın 18 yıllık iktidarının “sihirli formülü” de budur; kendi başarısından ötürü değil, CHP’nin başarısızlığı nedeniyle sürekli iktidardır!

Nitekim tarih kaydetmiştir: Erdoğan’ı başbakan yapan CHP’nin önceki genel başkanı Deniz Baykal’dır; cumhurbaşkanı yapan da CHP’nin şimdiki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur!


Yazarın Son Yazıları

150 yıllık çarpışma 1 Ağustos 2020
Alt kimlik - üst kimlik 23 Temmuz 2020
Libya’ya Suriye modeli 9 Temmuz 2020