Bugün sevgili arkadaşım Hrant Dink’in ölüm yıldönümü. 19 yıl önce, “güvercin tedirginliğindeki” yaşamı bir tetikçinin kurşunuyla sona erdi. Hrant niçin öldü, kim öldürdü; bu sorular hâlâ karanlıkta. Adalet yerini bulmadı.
Aslında adalet arayışı artık yalnızca bir dava başlığı değil; gencinden yaşlısına, ağacından hayvanına bu ülkede yaşayan herkes için hayatın merkezine yerleşmiş bir hayal.
Perşembe akşamı bir ödül törenindeydim. Ödül töreni denince akla ışıklar, sahne, alkış gelir. Bazıları izlenir ve geçilir. Bazılarıysa sizi izleyici olmaktan çıkarır, tanıklığa zorlar.
Gülseren Onanç’ın bireysel bir inisiyatifle kurduğu SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği’nin Yılın Kadınları Ödül Töreni, tam da bu ikinci türdendi. Çünkü sahneye çıkanlar “başaran” kadınlar değil, hayatta kalmayı bir direniş biçimine dönüştürmek zorunda bırakılanlardı.
HAYATTA KALMAK BİR DİRENİŞ
Yıllardır mücadelelerini izlediğim kadınlarla dolu salonda Filistinli, İranlı ve Afganistanlı kadınlara verilen ödüller bir jest değildi. Hayatta kalmanın bile politik bir eylem olduğunu hatırlatan güçlü bir tanıklıktı. Filistinli kadınlar için yaşam, sürekli yarım kalan bir cümle gibi.
Evler yıkılıyor, hastaneler vuruluyor, çocuklar toprağa veriliyor. Ama kadınlar enkazın başında beklemeye devam ediyor; hem yas tutuyor hem hayatı yeniden kurmaya çalışıyor. Kadın gazeteciler adına Bisan Owda, Maha Hussaini, Mariam Barghouti’ye verilen ödül, “Görüyoruz ve unutmayacağız” kararlılığının sembolüydü.
İran’da baskıcı rejime karşı direnen kadınlar adına Parastoo Ahmadi, Nina Golestani ve Narges Mohammadi’ye verildi ödül. “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganının bedelini hatırlattı. Cop, gözaltı, idam tehdidi... Bu ödül, susturulmak istenen bir itirazın kayda geçirilmesiydi.
Afganistanlı kadınlar içinse zaman geriye akıyor. Taliban’ın kadınların yaşamını kısıtlayan 135 ferman çıkardığı ülkede, hayal kurmak bile yasak. Ödül verilen Femena’nın raporundaki cümle her şeyi özetliyordu: “Afganistan sadece düşmedi, kadınların üzerine düştü.”
Türkiye’de ödül alan kadınlar ve kolektifler ise en çok bastırılan alanlarda yan yana gelmişti: Emek, çevre, hafıza, adalet, eğitim, yerel yaşam.
Hrant Dink Vakfı’na verilen ödül, Rakel Dink öncülüğünde sürdürülen hafıza kazısının altını bir kez daha çizdi: “Bu ülkede yaşananlar unutulmadı.”
Yaklaşık dört bin katılımcının oylarıyla seçilen Aile Dayanışma Ağı adına ödülü alan Dilek İmamoğlu, hukukun ve adaletin hedef alındığını vurguladı; yargı eliyle dizayn edilen siyasete karşı mücadele mesajı verdi. Gökçeyazı’da, Türkmen Dağı’nda, Karadeniz vadilerinde süren çevre mücadelelerinde artık “kadınlar önde” demek bile yetersiz.
Eğitim alanındaki görünmeyen sömürüyü görünür kılan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’na verilen ödül de bu yüzden anlamlıydı. Saraçhane’de bariyerleri aşan, üniversitelerde söz alan genç kadınlar ise artık yalnızca geleceğin değil, bugünün kurucu aktörleri.
SES’in kurucu başkanı Gülseren Onanç, 2025’i “itiraz eden kadınların yılı” olarak tanımladı.
Greta Thunberg ve Yasemin Acar, feminist yazar Berrin Sönmez, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, İstanbul Toplumsal Cinsiyet Müzesi, Gola Derneği’nin de yer aldığı bu tören bana bir kez daha şunu hatırlattı: Kadınların yaşadığı acılar evrensel, sorumluluklar ise yerel ve politiktir.
Susmak da tarafsızlık değil, suç ortaklığı anlamına gelir.