Sadakatten İhanete, Politika

21 Ağustos 2011 Pazar
\n\n\n

Düşünüyorum da, keşke politikacıların biricik kusuru çapkınlık olsaydı. Halkı değil, eşlerini aldatmakla yetinselerdi. Ulusa değil, ailelerine yalan söyleselerdi. Kamu malına göz koymayıp, kaçamak aşklara gönül koysalardı. Yetimin, öksüzün rızkını çalmasalardı da felekten zaman çalsalardı. Seçmenle eğlenmeyip gönüllerini eğleselerdi, harbiden. Savaştırmayıp seviştirselerdi, gariban çocuklarını. \n

\n

Başka bir deyişle doğruluk, topluma karşı dürüstlük sayılsaydı da politikacılar belden aşağı oynak olaydı. \n

\n

Hani yani, kusursuz kul madem yok…\n

\n

Madem en büyük günah asla tinsel olmayıp hep tensel, hep cinsel…\n

\n

Yurduna ve ulusuna sadık kalıp, eşine ya da sevgilisine ihanet eden politikacılar, tersini yapanlardan daha mı kötü, daha mı zararlıdırlar gerçekten?\n

\n

***\n

\n

Bakış açısına bağlı. \n

\n

Demokrasi, benim anlayışımda azınlık haklarının çoğunluk iradesine karşı korunduğu ve küçüğün büyük, bireylerin kitle baskısı altında ezilmediği rejimdir. Zaten eşinden ibaret bir kişiye -haremi varsa da en fazla dört kişiye(!)- ihanet eden politikacıyı yığınlara sadakat gösterse de alaşağı etmek için demokrasiyi herhalde böyle düşünmek gerek!\n

\n

Belki de yanılıyorumdur… \n

\n

Eğer demokrasi, çoğunluğun savladığı ve zaten yeterince pes perdeden havladığı gibi azınlığı saymamak, hatta ezmekse, neden politikacı eş ya da sevgili, küçücük bir azınlığa sadakat borçludur da çoğunluğa ihaneti suç sayılmaz?\n

\n

Neden hiçbir politikacı kamu malını çarçur, hukuka ihanet etti, halkını aldattı diye mevkinden olmaz da ailesinin rızkını metreslere (ya da metrelere) yedirdi, evliliğine ihanet etti, eşini aldattı diye istifa etmek zorunda kalır?\n

\n

Madem çoğunluğun çıkarınadır iradesi, politikacının özel hayatındaki azınlığa karşı işlediği kusur kimi ilgilendirir? Kaderini kendi seçmen çoğunluğuna hizmette ettiği kusurun belirlemesi gerekmez mi?\n

\n

Ülkede düşünen mi kalmadı, yoksa demokrasi mi yok?\n

\n

İşte size oligarşik bir paradoks, diyeceğim amma, baş ağrıtır diye kaldırılmasaydı felsefe, ağrıtacak baş da pek bulamazdı, memlekette. \n

\n

Memleket deyişim, lafın gelişi. Nedense Fransa hariç, bütün dünyada politikacının hal ve gidişatını kamusal ahlakından çok, aile ahlakı belirliyor. Bill Clinton, ülkesine sadakat açısından ABDnin gelmiş geçmiş en başarılı başkanlarından biriydi. Salt eşine ihanet etti, Hillaryyi Monicayla aldattı, diye başına gelmedik kalmadı. Ne gariptir ki bugün Beşşar Esadı Suriye halkına yaptığı zulüm nedeniyle yargılayan, zaten Libyada da Kaddafinin yapamadığı katliamı insan hakları çerçevesinde NATOya yaptıran ve Afganistandan Iraka insan öldüren canileri devirmek için milyonlarca fazlasını öldürten ABD senatosu Bill Clintonu 1993 yılında Somalide yaptırdığı askeri operasyon ve uğradığı hezimet için değil, operasyonda ölen Amerikalılar için hiç değil, ama Hillaryyi aldattı diye yargıladı. Zavallı Bill, Vallahi oral aşamada kaldık, diye yalan yere yemin etmese, rezillikle kalmayıp bir de koltuğundan olacaktı!\n

\n

***\n

\n

Şu İtalyanın haline bakın. Politikadan önce medyanın ırzına geçen ve dünyada çöplük televizyon akımını başlatan Silvio Berlusconi, İtalyan halkını abuk sabuk programlarıyla uyutmak, yolsuzluklarıyla aldatmak ve ekonomisini batırmaktan değil, kiralık aşklar yaşamaktan yargılanabiliyor, ancak. \n

\n

Örnekler çok.\n

\n

Siyasal ahlakta çapkınlık kriteri, bence küresel anlamda önemli konu. Ve bu giriş yazısının nedeni, bir kitap. Kritere nanik yapan aykırı ülkenin eski Dışişleri Bakanı, tescilli çapkın Roland Dumasnın kaleminden, French Lover efsanesinin siyasal boyutu, gelecek hafta bu sütunda!

\n\n\n

‘G’ NOKTASI

\n\n\n

Geçmişte örnek bir önderimiz, yönderimiz vardı bizim, Atatürk. Çapkındı, rakı da içerdi. Ama halkını hiç aldatmadı, ordusunu bozguna uğratmadı, çoğunluğun çıkarlarına hiç ihanet etmedi. Tam tersine, onlara bir ülke, bir devlet ve gururla taşıyacakları ulusal bir kimlik kazandırdı. Kazandığı her şeyi de o halka bıraktı. \n

\n

Bugün, halkımız etnik kökenli. Ordumuz barışta yenik. Askerlerimiz, savaşmadan şehit. Komutanlar düşmana karşı yürümüyor, tıpış tıpış tutuklanmaya gidiyor. Neyse ki basınımız, Milli Şef zamanında olmadığı kadar tek ses. Darwinin darı yasaklı olduğundan, darbeci gazeteciler zaten derdest. Ama win-win serbest ve ekonomi tıkırında. \n

\n

Çünkü Allahın bir lütfu işte; namazında niyazında, diline olmasa da eline beline hâkim, çoluk çocuğuna düşkün, ağzına içki sürmeyen, eğlence nedir bilmeyen, fakir fukara ile oruç açıp, Somaliye kadar sadaka taşıyan merhametli ve ciddi önderlerimiz var, artık. Eşlerine sadıklar. Zaten çapkınlık edeni de don paça çekip, alıyorlar aşağı. Ahlak kol geziyor sokaklarda, yağmur olup yağıyor namus. Epeyce telef varsa da devletin bekası Allaha emanet, dolayısıyla sağlamdır. \n

\n

\n\n\n

Koyunlar keçiler ve koçlar için \n

\n

Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı, \n

\n

Bu barış var ya, bu barış\n

\n

Cephedekiler için o kadar barış…”\n

\n

\n

\n

CAN YÜCEL

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Bir annenin çığlığı 27 Aralık 2020
Mahalle temiz. Ya biz? 13 Aralık 2020
Cendere’de boğulmak 6 Aralık 2020
Damat 15 Kasım 2020
Kiralık işgal 1 Kasım 2020