2011, Türkiye Cumhuriyeti’nin Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla gözümüzün önünde rayından çıkartılıp makas değiştirdiği hain bir yıldı. Zihinlere atılan sis bombalarına rağmen, girilen yolun nereye varacağını tahmin etmek zor değildi. Kankam Elif Yıldız Harmankaya ile Fethiye’ye, birkaç günlüğüne kafa dinlemeye gittik.
Mayıs ayının son günleriydi. Telefonum çaldı, İlber Ortaylı kendisine çok yakışan “rehavi” makamında bariton sesiyle “Şekerim, seni özledim. Birine içimi dökmem gerekiyor, çok bunaldım, aklıma geldin” diyordu. İlber Hoca’nın hiç eleştirmeden yakınında tuttuğu iki kadından biriydim. Öteki, can dostumuz Prof. Dr. Özlem Kumrular’dı. Üçümüzün her buluşması, bir kahkaha ziyafeti olurdu.
Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın 2005’te Topkapı Sarayı’na müdür atanması, AKP hükümetinden umulmayacak kadar liyakate dayalı ve yerinde bir karardı. Ancak cahil ve görgüsüz tabanın açlığından beslenen iktidar yanlış yaptığını anlamış; 2011 Ocak ayında İlber Ortaylı’yı yetkisiz başkanlık statüsüyle garaja çekerek işlevsel müdür koltuğuna Yusuf Benli’yi oturtmuştu.
LİYAKAT LİGİNDEN PAÇOZLUK LİGİNE
Telefonun hoparlörünü açtım. Çok sevdiği İlber Hoca’yla yakında tanıştıracağım Elif’le birlikte derdini dinlemeye başladık. En ağır eleştiriyi, hatta hakareti bile sesinin rehavi tonunu değiştirmeden yapan İlber Ortaylı’nın o gün söyledikleri; liyakat liginden düşürülen Türkiye’nin paçozluk liginde yükselişini vurguluyordu: Yeni müdür Yusuf Benli, Üçüncü Selim’in kanepe biçimindeki eşsiz tahtını lojmanına taşıtmaya kalkmış, taht kapıdan sığmayınca avluda yağmur altında bekletiliyordu.
Türkiye, 1993 konseri sonrası Üçüncü Selim’in tahtına oturup fotoğraf çektirmek isteyen Michael Jackson’a izin vermemişti. İlber Hoca, boğuk bir öfkeyle: “Yusuf Benli, Michael Jackson’ın oturamadığı tahta gazete serip üstünde sucuklu yumurta da yedi! Ben böyle yıkıcı bir cehalet görmedim” diyordu.
Hızla medyaya yayılmasında emeğim geçen skandal haberin Röveşata versiyonu, paçozlaştırılan Türkiye’nin özeti oldu:
MELİH GÖKÇEK’İN DİSNEYLAND BAŞKENTİ
Topkapı Sarayı Müze Müdürü Yusuf Benli, geçen ocak ayında verdiği bir demeçte, müze başkanı ve dünyaca ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı için “O sadece misafirleri ağırlamakla görevli” demişti. Merak ediyorum, müzeden sorumlu “esas kişi” olarak lojmanına taşıtmaya kalktığı III. Selim’in tahtını kapıdan sokabilseydi n’apıcaktı, acaba?
Muhteremin, saraydaki14. Louis tarzı bir masaya oturup kahvaltı ettiği ve işlemeli mermerde onarılmaz lekeler oluştuğu ileri sürülüyor. III. Selim’in tahtını da misafirleri için çekyat olarak kullanmayı düşünmüş olabilir mi?
Versailles Sarayı’nda bilet bile sattırılmayacak bu zatın müzecilik birikimiyle elbette ki bu memlekete ağaç diye plastik hurma, heykel diye polyester kaşar, Seymen Ankara kedisi, Karaman koyunu anıtları dikmek vaciptir ve teke zortlatması vals sayılmalıdır!
Resmi ve heykeli putperestlik diye yasaklayan bir kültür geleneği, bu yasağı deldiğinde cart renkli kart resimlerini, kitap kaplamaya yarayan ebru zanaatını sanat sanıyor. Polyester çocuk oyuncaklarının büyüğüne heykel diyor. Üstelik, gerçek ve kalıcı bir heykeli yıkıp yerine “kaşar peyniri anıtı” dikecek kadar kendinden emin...
Sadece kaşarın mı heykelini dikiyor? Ne gezer. Seymen kılığına bürünmüş polyester kedi Misket’le Ankara, dünya başkenti olamasa bile dünyadaki tüm Disneyland’ların başkenti olmaya aday...1
TÜRKİYE’NİN ERASMUS’U
Prof. Dr. İlber Ortaylı ile çoğunu (şimdilik) yazamayacağım pek çok anım var. Ama onu en iyi anlatan, zaten yine onun yetiştirdiği en entelektüel diplomatımız, emekli büyükelçi Gürcan Türkoğlu’dur:
“İlber Hoca kitaplarında, konuşmalarında, derslerinde gençlere çok yönlü olmalarını, değişik dil ve kültürlere ilgi göstermelerini tavsiye eder.
Benim öğrencilik sürecimde, kendisi çiçeği burnunda, dal gibi bir asistandı. Birkaç meraklı öğrencisi bize, ders dışında Osmanlı paleografyası (el yazmalarını okuma) öğretmek için gönüllü olmuştu.
Onun değerli zamanından yaptığı özverinin, daha sonra görev yaptığım dört Arap ülkesi ve İran’da Arap harflerini önceden öğrenmiş olarak Arapça ve Farsçaya girişimde büyük yararı dokundu.
Hocamızın bugün de aynı özveriyi başka biçimlerde sürdürdüğünü görüyorum: Tüm Türkiye’yi dolaşarak, TV kanallarında konuşarak ülkenin bilgi düzeyini yükseltmeye, erdem ve akıl temelli bir toplumsal anlayış ve uzlaşıyı özendirmeye çaba gösteriyor. Bu açıdan kendisini 16. yüzyılda Avrupa’yı bir uçtan bir uca gezerek kıtada benzer bir uzlaşı sağlamaya çalışan Erasmus’a benzetiyorum...”2
1- Röveşata, 12 Haziran 2011.
2- Türkoğlu’nun SBF’deki konuşması, 2022.