Kendime ait bir ülke

10 Şubat 2016 Çarşamba

Herkes kendisine ait bir ülkenin hayalini kurar.
Kış ortası annelerinin eteklerine tutuna tutuna yürüyerek sınırı geçen o çıplak ayaklı çocuklar...
Kendine ait bir ülkede büyümek umuduyla doğarlar.
Onların evini yıkan, ülkesini dağıtan, geleceğini karartanlar...
Kendilerine ait bir ülke kurmak için savaşırlar.
Apartmanın bodrum katında topluca ölen o gençler...
Kendilerine ait bir ülkede yaşamak için vuruşur; vurulurlar.

Bodrum katını ateşe veren o askerler...
Kendilerine ait bir ülkeyi korumak için canlarını tehlikeye atarlar.
Yaptıkları haber yüzünden tutuklu o gazeteciler...
Kendilerine ait bir ülkede özgürce yazabilmek için hapsi göze alırlar.
Onları hapse atan o hâkimler...
Kendilerine ait bir ülke yaratabilmek için hukuku kullanırlar.
Ve nihayetinde...
Rütbesini bin bir zalimlikle yükselten o adam...
Kendisine ait bir ülkenin başına geçmek için gözünü vahşice karartır.

*** 

Herkesin ama herkesin kendine ait bir ülke hayali vardır...
Ve herkesin ama herkesin kendine ait bir ülke hayali, bir başkasının kendine ait kâbusu olur.
Bu dersi almak için bugünden çok uzağa gitmeye gerek yok.
Delik deşik botlarla fırtınalı denizlere açılan...
Artık kendilerine ait olmayan bir ülkeden ölümüne kaçan...
Üstelik hiçbir zaman kendilerine ait olmayacak bir başka ülkeye bile varamayan o yığınla insanın neyi, neden yaşadığını biraz düşünsek...
Bize tuttukları aynaya gözümüzü kırpmadan bir dakika bakmayı becersek...

O insanlar üzerinden tüm dünyanın gözü önünde çirkin bir dille rahat rahat pazarlık yapan politikacılar...
Ve tüm bu olan biteni eski bir filmmişçesine uzaktan izleyen diğer halklar...
Bize herkesin kendine ait bir ülke hayalinde hem kaybolduğunu, hem de kaybettiğini en sert ve en etkili şekilde anlatacaklar.
Bir an dursak ve o aynaya baksak, her şeyi göreceğiz.
Verdiğimiz oylar ve ödediğimiz vergilerle sahibi olduğumuzu ve koruduğumuzu sandığımız o gafil hayatlarımız ve ülkelerimiz asla bize ait değiller.
Bir sabah yatağımızdan bir mülteciye dönüşmüş olarak kalkmamız...
Ve bir daha yatacak bir yatak bile bulamamamız an meselesi.
Aslında ne bir ülkeye ne de bir hayale gerçekten sahip olmak mümkün değil.
Bizi geçmişe ve geleceğe bakmaya programlayan sinsi sistem bugüne kör ediyor.
O yüzden her yüzyılda, her coğrafyada diktatörlere de onların diktaları altında ezilecek halklara da yer var.
Savaşlar insanlara bir şey öğretmiyor; her biri sert bir rüzgâr gibi gelip geçiyor.
Yeniden eseceğini bile bile her korkunç fırtınadan sonra biz de onun gibi usulca ve usluca diniyoruz
Öğrenilmiş bir yılgınlıkla durduğumuz yerde yeni fırtınaları bekliyoruz.
En güzel devrimleri bile el yordamıyla zar zor yapan; sonra el birliğiyle yıkıp bir de o enkazın altında yaşayan çağdaş insan...
Üst üste devrilecek devletler kurup, o devletlere önce kendi halkını kurban vermeye bin yıllardır şerbetli.
O yüzden tarih, felsefe, bilim, sanat... Hiçbiri fayda etmiyor.
İlla kendi yarattığımız tanrılara tapıyoruz...
Sonra da bir devletin egemenliği altında bulunan, başkenti ve bayrağı olan bağımsız topraklara ülke diyoruz.
Bir devlet ve bayrak altında kimden ve neden bağımsız olunur; kime, neye bağımlı hale gelinir hiç umursamıyoruz.
Kendimize ait bir ülke hayal ettiğimiz müddetçe; bu uğurda insanlığımızdan utanacağımız bedeller ödemeye mahkûmuz.
Oysa ihtiyacımız olan tek şey, bir devlete, bayrağa, sisteme değil sadece kendimize ait bir hayat.
Sonrası kolay...
Dinle, devletle, bayrakla, ülküyle değil, bizzat kendiyle uğraşan insan, başkasını bu kadar hırpalamaz.


Yazarın Son Yazıları

Fetih ve işgal 7 Ekim 2020
Anarko Kemalist 16 Eylül 2020