Doruk Madencilik işçileri ve Latin Amerika benzerliği
Murat Ağırel
Son Köşe Yazıları

Doruk Madencilik işçileri ve Latin Amerika benzerliği

28.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Birazdan anlatacaklarım tekil bir “işçi emekçi mağduriyeti” değil; Türkiye’de özelleştirme politikalarının, denetim mekanizmalarının ve siyasal himaye ilişkilerinin nasıl iç içe geçtiğinin çarpıcı bir özeti.

Bir yanda maaşını alamadığı için yürüyen, açlık grevine giren işçiler; diğer yanda kamu varlıklarını devralarak büyüyen ama aynı ölçüde sorumluluk üstlenmeyen bir holding yapısı.

Sorun yalnızca bir şirketin kötü yönetimiyle açıklanamayacak kadar sistematik görünüyor. Asıl soru şu: Bu düzen kim tarafından sürdürülüyor ve neden hâlâ hesap sorulamıyor?

SSS Yıldızlar Holding’e bağlı Doruk Madencilik işçilerinden bahsediyorum.

Ödenmeyen maaşları ve hakları için 12 Nisan 2026 tarihinde Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinden Ankara’ya doğru yürümeye başladılar.

Direnişlerinin bugün 17. günü. Açlık grevindeler. Bakanlık ile görüşmek ve haklarını almak istiyorlar. Ancak Ankara’ya geldikleri günden beri polis barikatları ve müdahalesi ile mücadele etmek zorunda kalıyorlar.

Bakın, maaş alamıyorlar, haklarını alamıyorlar. Holding, işçileri ciddiye dahi almıyor. Dertlerini bakana iletmek istiyorlar ancak polis barikatları ile boğuşuyorlar.

SSS Yıldızlar Holding kim peki? Neden bu sorun yaşanıyor?

Holdingin patronu Sabahattin Yıldız. Holding bünyesinde “madencilik”, “seramik-granit” ve “enerji-petrol, inşaat, nakliye, sigorta, turizm vb.” sektörlerde firmalar var.

Özelleştirme döneminde yükünü alan firmalardan birisi. Holdinge ait internet sayfasında kurucu mesaj kısmında şöyle yazıyor: “Yıldızlar SSS Holding Grubu olarak insan kaynağını hep ön planda tutmaktayız.”

Aynen böyle yazıyor.

Oysa durum hiç de öyle değil. Bahadır Özgür’ün köşesinde yazdığı gibi bu holding “ruhsat zengini”.

2 bin 364 adet ruhsata sahip. Bunun 1433’ü arama, 577’si işletme ruhsatı talebi, 354’ü ise işletme. Ruhsatların 497’si endüstriyel hammadde, 1662’si metalik madenler, 205’i de enerji madenleri.

Hey yavrum hey...

Holding ilginç bir strateji izliyor. Özellikle “sorunlu” veya “batık” olarak nitelendirilen ve atıl bırakılmış kamu varlıklarını düşük maliyetlerle devralmak üzerine kurgulanmış.

Eti Gümüş 2004 yılında 40.5 milyon dolar gibi bir rakama özelleştirildi. Türkiye’nin yıllık gümüş ihtiyacının yüzde 30’unu karşılayan, Asya’nın en büyük madenlerinden birinden bahsediyoruz.

Eti Gümüş’ün özelleştirme ihalesini ilk kazanan Söğüt Seramik ve 3 S firması, özelleştirme bedelini zamanında yatırmadığı için ihale iptal edilmiş ve firmanın teminatı yanmıştı. Sonrasında ise başka bir firma ile ikinci kez ihaleye girdi ve kazandı.

Maden-İş ve Makine Mühendisleri Odası’nın tespitlerine göre özelleştirildiğinde kasasında 18 milyon Türk lirası para, 19 ton satışa hazır gümüşü vardı.

Düşünün; bir firma var, borcundan dolayı icralık, iflası isteniyor. Bu firmanın sahibi, başka bir firması ile Türkiye’nin en büyük gümüş madeni şirketinin özelleştirmesine girip kazanıyor. Özelleştirme ihalesinin taksidini ödeyemiyor. İhale iptal ediliyor. Sonra başka bir firma ile ihaleye giriyor ve tekrar kazanıyor.

Sadece bu değil; Adularya Enerji/ Yunus Emre Termik Santralı projesi. Bu proje 2008’de Naksan Holding tarafından başlatılıyor. 2016’da FETÖ soruşturmaları kapsamında TMSF’ye devrediliyor. Çekya İhracat Bankası’na 433 milyon Avro borç var. 2018-2019 ihale sürecinde satılamıyor. 2022’de ihale yapılmış, ihaleyi Doruk Madencilik kazanmış.

Nasıl kazanmış? Doruk Madencilik önce projenin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve diğer finans kuruluşlarından Adularya projesine ait kredileri ve alacak haklarını satın almış. Bunları ödediği için kamu nezdinde mahsup yapılmış ve tesis için kamuya 1 milyar 100 milyon gibi bir rakam ödenerek proje satın alınmış.

Holding sahibi TBMM Üstün Hizmet Ödülü almış. Protokole Bülent Arınç, Recep Akdağ ve Taner Yıldız da eşlik etmiş. Prag Büyükelçisi Egemen Bağış’ın maden şirketi ile yakın ilişkileri de çok ilginç.

Holdinge bağlı olan madenlerin hepsinde sorunlar yaşanıyor.

Trabzon Yomra-Sürmene maden işletmesinde çalışan işçiler 2025 yılında 3 ay maaşlarını alamadı. Kıdem tazminatları ödenmedi. Giresun Şebinkarahisar maden işletmesinde 2021 yılında atık havuzunun iç seti yıkıldı ve zehirli atıklar çevreye yayıldı. 4 bin 500 ton zehirli atık çevreye yayıldı. Bakanlık şirkete 12 milyon TL ceza kesti. Firma yeni atık depolama ve cevher zenginleştirme tesisi için ÇED onayı aldı.

Çanakkale Yenice maden işletmesindeki işçiler yine maaşlarını alamadı. Sendikalı olduğu için 11 işçi ocağı işgal etti. Direniş yedi gün sürdü. Çanakkale valisi ve Yenice kaymakamının “Haklar ödenecek” sözü ile işçiler dışarı çıktı. Ancak işçiler tazminatsız olarak işten atıldılar. Yıldız Bakır işletmesinde 2025 yılında 400 işçi aylardır maaşlarını alamadıkları için iş bıraktı. KMK Madencilik’te şubat ve mayıs alacakları verilmemiş, ücretsiz izne gönderilmiş. Çankırı Kurşunlu’da 2018 yılında yüzlerce işçi ücretini alamamış ve işten çıkarılmıştır.

Osmangazi Elektrik Dağıtım AŞ 2010 yılında 485 milyon dolara devralınmış. Ancak 2013 yılında TETAŞ’a ait olan 180 milyon liralık borç ödenmeyince EPDK yönetime el koymuştur.

Yazmakla bitmez.

Peki bu holdinge göz yuman kim? Bu holding devletten büyük mü? Defalarca aynı sorunlar yaşanırken nasıl bu şirketlere göz yumulabiliyor?

Enflasyonuyla, uygulanmayan anayasasıyla, verilmeyen işçi haklarıyla, denetimden yoksun düzeniyle gittikçe Latin Amerika ülkelerine dönüyoruz.

Sırf bu yüzden mesele, yalnızca Doruk Madencilik işçilerinin hak mücadelesi değil; kamu kaynaklarının nasıl yönetildiği, şirketlerin hangi koşullarda faaliyet gösterdiği ve devletin kimi, ne ölçüde koruduğu sorularının da yeniden tartışılmasıdır.

Aksi halde bugün Mihalıççık’tan Ankara’ya yürüyen işçilerin hikâyesi, yarın başka bir yerde, başka işçiler için tekrar edecektir.