Can, Strasbourg’un kahramanı

12 Aralık 2015 Cumartesi

Strasbourg- Basın özgürlüğü mücadelesinde yalnız olmadığımızı biliyoruz. Odamın üçüncü bir penceresi var şimdi. İfadenin özgür, yazmanın serbest, sansürün yasak olduğu demokratik bir geleceğe bakıyor.
Strasbourg Belediye Başkanı Roland Ries’in konuşması, Can’ın bir ay önce, Strasbourg’da RSF -Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü- ödülünü alırken söylediği bu sözlerle bitti.
İkinci turu yarın yapılacak yerel seçim kampanyasında olduğundan Can Dündar için düzenlenen törene doğrudan katılamayan, ama bu vesile için özel bir konuşma hazırlayan Strasbourg belediye başkanının, genel yayın yönetmenimizin sözleriyle bitirdiği mesajını, Başkanlık Sarayı’nda bizi olağanüstü sıcak sözlerle karşılayan yardımcısı Nawal Rafik okudu.

‘Faşizme karşı omuz omuza’
Can Dündar ve Erdem Gül’ü bir an önce bırakın!” talebiyle Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na özel bir mektup da yazan Belediye Başkanı Roland Ries, içten ve duyarak hazırlandığı belli olan konuşmasını, yarınki seçimlerin oluşturduğu “aşırı sağ” tehdidine atıfla açtı.
İlk turu geçen pazar yapılan seçimlerde birinci parti olarak öne çıkan Le Pen tehlikesine karşı “değerlerimizi korumak için her zamankinden çok beraber olmamız gerekiyor” diye söze giren Ries, ardından şöyle devam etti: “Kazanılan haklara artık geri dönüşü olmaz diye bakamayız. Ağır bir zamandan geçiyoruz. Aşırı sağın fikirlerine karşı elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.
Strasbourg sosyalist belediye başkanının mesajını dinlerken, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganının ilk defa bu kertede hayatın içinden, ete kemiğe bürünmüş şeklini hissettim...
Ries, bizde, mitinglerde çoğu kez üzerinde fazla düşünülmeden atılan bu sloganın, zamanın ruhu içinde adeta açılımını yaptı ve “Bakın şimdi biz de tehlike altındayız. Tehdide karşı beraberiz. Burada işte faşizme karşı işte omuz omuzayız!” demeye getirdi.

‘Cumhuriyet’in diğer adı: Cesaret
Roland Ries’le daha karşılaşmadım. Ama yardımcısı Nawal (Nevval!) Rafik bize çok yakın ilgi gösterdi.
Can’ın adına sevgili eşi Dilek’e sunulan “Strasbourg kentinin onur madalyası” töreni ardından Nawal Hanım yanıma gelip döne döne; “Sizi ve gazetenizi cesaretinizden dolayı kutluyorum” dedi ve “Geçirdiğiniz kötü günlerde yanınızda olduğumuzu bilin!” diye üsteledi.
Cumhuriyet”in adı böyle artık “cesaret”in diğer ismi olarak biliniyor.
Gazetemizin tüm mensuplarına ezcümle “cesaret abidesi” diye bakılıyor.
Hey gidi Can!
Bizler casus, hain, kahraman değiliz… Gazeteciyiz!” demiştin…
Bunu hatırladım.
Nawal Hanım’a “Biz kahraman filan değiliz. Sadece bildiğimiz tek şey olan gazeteciliği yapmak istiyoruz” demek istedim. Diyemedim. Yutkunup teşekkür ettim.
Perşembe gecesi, “Avrupa demokrasisinin başkenti” Strasbourg; Can’ın ve “basına AKP’nin zulmü” ile eşanlama gelen “Cumhuriyet”in gecesi oldu.
Bu sıra dışı gecede “basın özgürlüğü mücadelesinde”, “Cumhuriyet”in çile listesindeki tüm yazarları hatırlamadan edemedim…
1949’dan bu yana Türkiye’nin de kurucuları arasında bulunduğu Avrupa Konseyi’nin karargâhı, Avrupa Parlamentosu ve İnsan Hakları Mahkemesi’nin kenti olan Strasbourg’da; “özgürlükler mücadelesi”, “cesareti”, “angajmanı” için Dündar adına düzenlenen törende, basın özgürlükleri sıralamasında Türkiye’nin 180 ülke arasında 154. sıraya indiği belirtildi.
Cehennemin dibine ulaşmamız için artık yalnız 26 ülke kalmış başka deyişle…
Strasbourg belediyesinin, bu kara günlerle tezat oluşturan ışıltılı Noel ağacı altında yapılan konuşmalarda RSF namına söz alan Strasbourg Basın Kulübü Başkanı Françoise Schöller de bu vesileyle, “Can Dündar ve Erdem Gül’ün hücrelerinde azimlerinden hiçbir şey yitirmediklerini biliyoruz” diyerek şu hatırlatmada bulundu:
Yapabileceğimizin minimumu aynı azimle onları hep beraber desteklemektir.”  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020