Değişim için...

09 Temmuz 2023 Pazar

Gazeteciliğimde gözümü “değişim”e açtım.

İspanya’ya yeni gitmiştim.

Franco sonrasının en heyecan verici sandık sınavı olarak görülen “28 Ekim 1982 seçimlerini” okuyucularına aktarmak için Cumhuriyet beni görevlendirmişti.

Kendimi bir günde “müstakbel başbakan” gözüyle bakılan sosyalist lider Felipe Gonzalez’in seçim otobüsünde buldum. 

İnanılmaz bir karizma, büyük siyasi zeka ve her durakta “Felipe, Felipe” çığlıklarıyla kendisini dışa vuran bir sevgi seli… 

İspanya yıllarımı aktardığım İspanya bir Kanlı Gül kitabımın 75. sayfasında, gazetecilik hayatımın da tarihini oluşturan Gonzalez’le ilk röportajımın ilk sorusunu bulabilirsiniz: 

-Kampanyada “Por el cambio/Değişim için” sloganını kullandınnız. Bu ne anlama geliyor?

-İspanya’da değişim, işleyen bir demokratik devlet mekanizmasının geliştirilmesi anlamına geliyor. Anayasada tanınan fakat kağıt üzerinde kalan özgürlüklerin inşası anlamına geliyor. İlerici bir mesaj olmaktan öte, yeni bir devlet anlayışının ve demokrasinin gelişmesi anlamına geliyor…

Portekiz sınırında, Badajoz kentinin boğa güreşi arenasında mehtaplı bir gecede yapılan tılsımlı bir mitingden yeni çıkmıştık. Mitingde kadınlar, İspanya’nın 40 yaşındaki demokrasi kahramanına- PSOE/İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nin de simgesi olan- kırmızı güller atmıştı. 

Halkın geleceğe yönelik düş ve beklentilerinin vücut bulmuş hali olan genç politikacı, Madrid’e dönüş yolunda okumakta olduğu Yourcenar’ın (ünlü Roma İmparatoru) “Hadrianus’un Anıları”nı yana bırakıp bana o unutulmaz röportajı vermişti. 

TARİH YAŞADIĞIMIZIN FARKINDAYDIK

Sonra seçim gecesi parlamentonun tam karışındaki Palace Oteli’nde zafer kutlamaları için tekrar biraraya geldik. 

Felipe ile sağ kolu Alfonso Guerra, otelin 110 numaralı penceresinden çıkıp geceyarısı halkı selamladılar. Balkon konuşması dendiğinde akla gelen Mussolinivari bir zafer konuşmasından imtina ettiler. Ortak coşkuyu paylaştılar. 

Felipe başkentte yarım milyon kişiyi topladığı son mitinginde: “Gelecek, değişim isteyen büyük çoğunluğun”demişti: “Geleceği, barışçı ve özgürlükçü biçimde fethedelim. İspanya ve gelecek bizim. Haydi ileri, kazanalım!”

Paco Ibañez, Moustaki, Joan Manuel Serrat, Miguel Rios gibi dönemin en popüler müzisyenlerinin katılımıyla şenlik tadında geçen son mitingindeki gibi zafer gecesi de aynı mesajı yinelemişti: “Gelecek bizim!”

Bu muhteşem umut anına tanıklık eden ve orada bulunan herkes, tarih yaşadığının farkındaydı. 

1982 seçimleri, Franco’nun ölümünden 7 yıl sonra yaşanan henüz 3. seçimdi.

Bahis, 19. yüzyılın sonu-20. yüzyılın üç çeyreğini bilumum darbeler, iç savaş, 40 yıllık diktatörlükle yitiren bir ülkenin zamanı geri alması, diğer Avrupa ülkeleriyle açılan makası kapatmasıydı. 

Gonzalez böyle bir tarihi kavşakta ülkenin karşısına çıkan yetenekli ve donanımlı bir lider, devlet adamı kumaşı olan bir siyasetçiydi. Toplumdaki “gelecek arayışı”nı çok iyi yakalamıştı. Bu sebeple zaten “por el cambio/değişim için” kampanya sloganı seçilmiş, hiçbir şey rastlantıya bırakılmamıştı. 

İmamoğlu gibi “değişim nedir?” diyenlere, “Kervan yolda düzülür” demiyordu Gonzalez. Uçan kuştan “helalleşme” isteyen Kılıçdaroğlu’nun hatalarına da düşmüyordu. 

Dikta dönemine hala özlem duyan sağcılara- misal- yanaşmayı ve kur yapmayı, onlardan medet ummayı aklından hiç geçirmiyordu. 

CHP liderinin son kampanyada yaptığı gibi “İktidara geldiğimizde hesap soracağız! Onu bunu yargılatacağız!” tehditlerine girişmiyordu. 

Ne biri, ne öteki… 

Ne “eziklik ve dalkavukluk”, ne retorik bir “tehdit dili”.  

SIR: GELECEĞE ODAKLANMAK 

Gonzalez “değişim”i salt geleceğe odaklanarak gerçekleştirdi. 

Yüzünü geriye değil, yalnız ileriye çevirdi. İspanya’nın karanlık geçmişinin labirentlerinden çıktığı için yüzde 50’nin oyunu alabildi ve mutlak çoğunlukla tarihi zafer sağladı.

Bu, Avrupa’nın en kanlı iç savaşında trajik biçimde yenik düşen ve 40 yıllık dikta döneminde üzerlerinden tank gibi geçilen kaybedenlerin zaferiydi. 

Ne ki zafer bir rövanşizme dönüşmedi. Aksine herkes zafere ortak edildi. Ancak bunun için lider kendi rotasından çıkarak eski faşistlere ve sağcılara dalkavukluk etmedi. 

Gonzalez işe, partisini “reset”leyerek başladı. 

İspanya’nın 1879’da kurulan en eski partisi olan PSOE, dikta yıllarında hiçleşmişti.  

Felipe partiyi, 1977-82 arasındaki 5 yılda tartışılmaz liderliği etrafında toplayarak yeniden örgütledi.

“Örgütçü” sağ kolu Alfonso Guerra ile 3 yıl içinde partinin üye sayısını 10 misli arttırdılar. 

Yaygın deyimle, “tabakları mutfakta Guerra hazırlıyor, Felipe sunuyordu”

“Değişim” projesinin baş mimarı keza Guerra oldu. Proje 5 eksende toplanmıştı: 1) Ekonominin modernleştirilmesi 2) Devletin reformlarla yeniden yapılandırılması 3) Demokrasinin güçlendirilmesi 4) Ordu, kilise, finans üçgeninden oluşan “poderes facticos/derin güçlerin” kışkırtılmaması 5) AB’ine üyelik...

Buradan devam... 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Biden vakası 14 Temmuz 2024
Demokrasilerde son perde 30 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları