El Bab’daki ateş çemberi

11 Şubat 2017 Cumartesi

Peter Hopkirk’ün “Büyük Oyun” kitabını yeni bitirdim. “Büyük Oyun” uzmanlığıyla bilinen tanınmış gazetecinin daha önce Türkçeye “İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun” başlığıyla çevrilen diğer eserini okumuştum...
İki kitabında da “büyük güçlerin” Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya’daki paylaşım serüvenini anlatan Hopkirk, “girizgâh”ında; “Tarihin aslında bir tekerrürden ibaret” olduğunu söylüyor; “İnsan gazete başlıklarına bakarken yüzyıl öncesinden bu yana fazla bir şeyin değişmediğini görüyor. Büyük oyun hâlâ güncelliğini koruyor” diyor. “
Büyük Oyun”, Hopkirk’ün ilk kitabı.
İlk kitapta Hopkirk, “gölgeler turnuvası” şeklinde tanımladığı “büyük oyun”u “Rusların sıcak denizlere açılma tutkusuyla” açıklıyor. 19. yüzyılı baştan sona şartlayan bu tutku giderek topraklarında güneş batmayan İngiliz imparatorluğunun çıkarlarıyla çatışıyor. 19. yüzyıl başında Britanya İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında başlangıçta 3 bin kilometre olan uzaklık; Rus genişlemeciliğiyle aynı yüzyılın sonunda 30 kilometreye iniyor.

Tarihten ders almayınca
Rusların sıcak denizlere doğru günde ortalama 150 kilometrekarelik genişlemeyle durmaksızın ilerlemeleri, Hindistan yoluna kimseyi yaklaştırmak istemeyen İngilizleri huylandırıyor. Ruslar ilerlerken, İngilizler de ne pahasına olursa olsun... Bu gözü doymayan komşuları durdurmaya çalışıyor.
Bu sebeple kâh karşı karşıya gelerek çatışıyor, kâh rakip güçlere karşı kol kol kola giren Büyük Rus ve Britanya imparatorluklarının yüzyıllık tepişmesinde sahnelenen kirli tezgâhları ve şeytanın aklına gelmeyecek ali cengiz oyunlarını, sinsi tuzakları, ihanetleri anlatıyor Hopkirk.
Gerek Ruslar, gerekse de İngilizler; birbirlerini ezeli rakip görmelerine rağmen en büyük dolapları ve hinlikleri, hâkimiyet kurdukları topraklarda bilgi ve görgüden tamamıyla yoksun yerli Müslüman halklara uyguluyorlar. Bu halkların zenginlik ve gösteriş meraklısı liderlerini “pahalı hediyelerle” tava getiriyorlar; dinle yatıp sözde dinle kalkan ama dinlerini hiç bilmeyen cahil Müslümanları, “hacı” kılığına girerek “Arabistanlı Lawrence” misali kandırıyorlar.
Kafkaslar’dan Orta Asya’ya dek uzanan bölgelerde, Müslümanların zaafı olan “din”i devamlı istismar ediyorlar.
Bu “gölgeler turnuvasında” en dikkat çekici taraf, koca bir yüzyıl boyunca sahneye konan ve tekrar tekrar sergilenen, hayata geçirilen bu “emperyal oyun stratejileri”nin; Müslüman topluluklarda katiyetle bir “silkinme”, “ayma” farkı yaratmaması ve tarihten hiç ders çıkartılmaması.

Reklam arasından sonra devam
Yüzyıllık reklam arasından sonra şimdi aynı oyun Ortadoğu’da yeniden sergileniyor. İngiltere’nin yerine ABD’yi koyduğumuzda yüzyıl öncesinin “paylaşım savaşlarının” Müslüman halklar üzerinde aynı topraklarda, aynen olduğu gibi devam ettiğini görüyoruz.
Trump’ın Putin’le seçim öncesi flörtleşmesi bakın hız kesiverdi. Rus lidere kampanyada toz kondurmayan ABD Başkanı; Oval Ofis’e taşınalı beri “Birbirimizi tanıyalım. Bekleyelim görelim!” moduna girdi. Yeni etapta Ortadoğu’da taraflar birbirini yoklarken CIA Başkanı Pompeo, ilk yurtdışı gezisini Türkiye’ye yaptı. Gezinin ajandasındaki en öncelikli konuların başında Suriye’deki Rakka operasyonu vardı. Ankara yeni CIA başkanıyla bu kritik görüşmeleri yaparken, El Bab’da Rus uçaklarının “yanlışlıkla üç askerimizi” şehit ettiği haberi geldi.
Bu durum Türkiye’de geniş çevrelerce bir “kaza” değil; “mesaj” olarak algılandı.
Kendisi bizzat KGB kökenli olan Putin’in Türkiye’ye ayağının tozuyla gelen yeni CIA başkanına verdiği bir mesaj olarak görüldü.
“Büyük oyun” mirasçılarının böyle “gölge turnuvalarının” hiç sonlandırılmadan sürdürüldüğü topraklara, tarihten ders almadan “stratejik derinlik” düşleriyle dalmanın çok acı olan bedeli bu.
El Bab’da bu ateş çemberine girmişken bir de içeride fabrika ayarlarını değiştirecek referandumlar ve “anayasa oylamaları” yapılıyor... Saatin yelkovanı, hem içeriden, hem dışarıdan... Tam yüz yıl öncesine dönüyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020