Podemos’un hedefi: ‘Cenneti fethetmek’

27 Aralık 2015 Pazar

Podemos lideri Pablo Iglesias, bildiğimiz, gördüğümüz başka politikacılara benzemiyor.
Çok genç bir defa. İspanya’nın demokratik ilk anayasasının yapıldığı 1978’de doğmuş. Franco diktatörlüğünü hiç tanımıyor.
2000’lere adım atarken 20’lerine giren Iglesias, politik kimliğini sendika avukatı anne, kendisi gibi akademisyen bir babadan almış. İlk gençlik yıllarına denk düşen 21. yüzyıl başının küreselleşme karşıtı tüm hareketlerine, gösterilerine katılmış.
“Halkçı” Vallecas semtindeki evini henüz değiştirmeyen İspanya’nın “öfkelileri”nin lideri, Tarantino, Coppola, Pontecorvo’nun filmleri ile büyümüş. Gorki’nin “Ana”sını başucu kitabı bellemiş...
Iglesias’ı tanıdığımız klasik liderlerden farklı kılan temel özelliği, böyle dört dörtlük donanımlı bir aydın olması.

Sosyal öfkeden siyasi öfkeye
2010’lar başında “Tuerka” adında fenomen bir TV programını yönetene dek, Madrid Complutense Üniversitesi’nde siyaset bilimi hocalığı yapan “at kuyruklu” lider; Gramsci, Laclau, Mouffe, Negri, Zizek gibi düşünürlerin fikirleri etrafında toplanan, kendisi gibi akademisyen bir ekiple Podemos’un fitilini ateşlemiş...
Halen seçim kampanyalarının yöneticiliğini yapan, aynı üniversitede kendisi gibi öğretim üyesi olan (1983 doğumlu) Inigo Errejon ve yakın zamana dek yanından ayırmadığı sağ kolu, siyaset bilimci Juan Carlos Monedero ile birlikte oturup İspanyol Gezicilerinin enerjisini “nasıl siyaset arenasına taşırız”ın planını yapmışlar.
Madrid’de geçen kış Cumhuriyet için gerçekleştirdiğimiz bir söyleşide Podemos’un sırrını “sosyal öfkeyi, siyasi öfkeye dönüştürebilmek” şeklinde açıklayan Iglesias’ın dava arkadaşı Monedero; bu can alıcı noktayla atbaşı, “iletişime” verdikleri önemi anlatmıştı... Podemos’u, solun en ilgi çekici hareketlerinden biri haline getirmeyi başaran Iglesias’ın üçüncü çok önemli özelliği de bu: Bir iletişim ustası olması.
TV’deki programının sıra dışı başarısının ardından, büyük kanalların aranılan konuğu haline gelen Podemos lideri, kameralar önünde, evindeki oturma odasındaki kadar rahat ve doğal hareket ediyor.
Ekrandaki gibi meydanlarda da sözünü sakınmayan “yeni sol lider”; kendini özlü fikirlerle ifade ediyor. Marx gibi düşünürlerden alıntılar yapıyor; ekranda konuşurken, “Cennet konsensüsle fethedilmez. Saldırıyla ele geçirilir” tarzında çarpıcı ifadelere başvurmaktan kaçınmıyor. Dijital ortamı en az TV kadar başarıyla kullanıyor.
“Liderliğin yüzde 95’ini görsel-işitsel/audiovizuel yetenek” diye özetleyen bu genç, postmodern lider; “yeni siyaset”, “yeni liderlik anlayışının” örnek bir reçetesi gibi...
Tüm bu özelliklerini ancak sıradışı politikacılarda bulunan müthiş bir “kazanma tutkusu” ve “hırs” tamamlıyor.

Hiçten iktidara giden yol
Yakın zamanlara dek Harley Davidson motosikletiyle Madrid sokaklarında gezen ama aşırı popüler olduğu için artık kalabalık yerlerde görülmeyen “Podemos” gurusunu, Podemos’u aşırı kişiselleştirerek “tarikata” dönüştürmekle suçlayanlar var.
Iglesias’a yöneltilen bir diğer suçlama da “siyasi oportünizm”. Başta NATO’dan çıkmak, stratejik sanayileri millileştirmek, İspanya’nın borçlarını ödememek gibi çok radikal fikirlerle yola koyulan Iglesias ve arkadaşları; Yunanistan’da özellikle SYRİZA’nın başına gelenleri gördükten sonra hızla sosyal demokrat platforma kaydılar.
Podemos, dün özetlediğim gibi bir yandan “poderes facticos/güç odaklarını” kollarken; bir yandan da merkez solda sosyalistlerin oylarına sahip çıkıp, solun egemen gücü olmayı planlıyor.
Podemos üzerinde “Hiçten iktidara yolculuk” adında bir kitap yazan eski komünist tüfeklerden Ramon Tamames, hızla büyüyen oluşumun bünyesinde “başkaldırmak” ve “kazanmak” için kurgulanan iki farklı partinin bulunduğunu söylüyor ve Iglesias’ın makas değiştirmedeki başdöndürücü süratini bir Groucho Marx alıntısıyla tanımlıyor:
“Benim prensiplerim bunlar! Ama hoşunuza gitmezse, başka prensiplerim de var!”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020