İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, Adana’da, Antalya’da, Mersin’de, Aydın’da, Afyon’da, Kocaeli’nde, Uşak’ta, Bolu’da, Adıyaman’da halkın seçtiği belediye başkanları ya tutuklandılar ya da AKP’ye transfer edildiler. Böylece bu illerdeki halk egemenliği, millet egemenliği gasp edildi, onlarca milyon vatandaşın verdiği oylar çöpe atıldı!
AKP’nin diktatörlük rejimi ve sivil darbesi anayasadaki halk egemenliği ilkesini ve anayasal düzeni ortadan kaldırdı!
Bazıları hâlâ bunun farkında değil, diktatörlük rejimini kanıksamış gibi olağan yaşamına devam ediyor!
Söz konusu belediye başkanları haklarındaki iddialar nedeniyle tutuksuz yargılansalardı, masumiyet karinesi ilkesi ve tutuksuz yargılama esas alınsaydı ve seçilmiş belediye başkanları görevlerinden alınmamış olsalardı, CHP’li ve YP’li belediye başkanları gibi, AKP’li belediye başkanları da haklarındaki iddialardan dolayı yargılansalardı, halkın egemenliği gasp edilmemiş olacaktı.
Ancak AKP iktidarı bunun tam tersini yaparak tarihe kara bir leke olarak geçti!
***
Aydın, Afyon ve İzmir belediye başkanlarının AKP’ye transfer olmalarında, AKP’nin kendilerine yönelik tehditlerinin ve şantajlarının etkili olduğuna dair iddialar medyada yer aldı. Bu iddialar doğruysa, bu hem tehdit ve şantaj yapanlar hem de bu tehditlere ve şantajlara boyun eğenler açısından utanç verici bir durumdur!
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve birçok başka belediye başkanı mert ve cesur bir delikanlı ve insan gibi uzun bir süredir hapiste yatarken ve duruşlarından hiçbir taviz vermezken, bazı belediye başkanlarının tel tel dökülmeleri utanç vericidir!
Ancak bazı siyasetçilerde ve belediye başkanlarında utanma duygusu diye bir şeyin kalmadığı da anlaşılmaktadır. AKP’ye transfer ve rozet takma törenlerinde, transfer edenler de transfer olanlar da kameralara sırıtarak poz vermektedirler, bayraklar sallamaktadırlar, sanki olağan bir olay gerçekleşiyormuş gibi davranmaktadırlar, bu transferle övünmektedirler ve bir zafer kazanmış havası estirmektedirler!
Sanki bir futbol takımı parayı bastırarak bir futbolcuyu transfer etmektedir! Oysa burada olup biten, halkın oylarının yok sayılmasıdır! Kameraların önünde halka hakaret edilmektedir, halka kazık atılmaktadır! Halka hakaret etmek, halka kazık atmak bir zafer gibi kutlanabilir mi?!
Örneğin İzmir halkı Cemil Tugay’a AKP’ye geçmesi için mi oy vermiştir?!
Türkiye’de siyasal çürüme doruk noktasını yaşamaktadır. Bu dönemden daha beter bir dönem Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman yaşanmamıştır!
Bu durumdan kuşkusuz ki transfer olan fırıldakları aday gösteren siyasetçiler ve yöneticiler de sorumludur!
***
Antik Yunan filozofu Aristoteles, yaklaşık 2400 yıl önce, yaşamın amacının iyi bir insan olmak olduğunu, iyi bir insan olmanın da erdemli olmak anlamına geldiğini söylemişti. Aristoteles’e göre adalet ve cesaret en önemli erdemlerin arasında yer alır.
Aristoteles erdemlilik durumunu aynı zamanda bir karakter mükemmelliği veya yetkinliği olarak görüyordu. Erdemli olan insan aynı zamanda yüksek bir karaktere sahip olan bir insandır. Aristoteles’e göre erdemsiz insanların karakteri zayıftır.
Halk arasında bu durum karaktersizlik olarak da nitelendirilmektedir. Bu bir kişilik bozukluğuna işaret etmektedir.
İnsanın potansiyelini kullanması ve kişiliğini, karakterini geliştirmesi kolay bir şey değildir. Bunun için hem yaşam deneyimi hem de akıl ve sorgulama süreci gerekmektedir.
Örneğin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk yüksek karakterli bir insandır. Onun kurduğu Cumhuriyette yetişen milyonlarca insan da aynı biçimde yüksek bir karaktere sahiptir.
Siyasetçiler ve yöneticiler ise genellikle hem Atatürk’ün hem de halkın gerisinde kalmıştır.
Kurtuluş, siyasetçilerin görünüşte değil, gerçekten halkı temsil etmeleriyle olanaklıdır!