NATO üyeliğinin Türkiye güvenliğinde önemi
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

NATO üyeliğinin Türkiye güvenliğinde önemi

09.03.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Kamuoyuna bilgi sağlayan kimileri NATO üyeliğinin ülkemize getirdiği-götürdüğü hakkında tek yönlü saptamalarla Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta iken acaba haklı mıdırlar?

• NATO. SSCB tarafından toprak bütünlüğü tehdit edilen Türkiye, Kore Savaşı’nda 3 bin 216 zayiat verdiği bir bedel ile(1) 1952’de NATO’ya kabul edilmiş( 2) böylece bugüne kadar konvansiyonel ve nükleer Sovyet tehdidinin etkisinden korunmuştur. Doğu Bloku’nun dağılmasından sonra ise NATO değişerek önce 29 üyeyi, buna ek olarak 41 de partner devleti, yani toplamda 70 devleti ilişkilendiren veya BM’nin üçte birinin aşan ortaklı bir askeri işbirliği blokuna dönüşmüştür. Bu örgüt, barışın riske girdiği krizlerde BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarını da uygulayabilen yerküredeki tek yapıdır. ABD’nin NATO kuruluş amacına aykırı son girişimleri( 3) dikkate alındığında Avrupa ile ABD arasında NATO odaklı sürtüşmeler mevcuttur. NATO’daki gelişmelerin yönlendirilmesi isteniyor ise üye devletlerin merkezlerinde dikkat ve özen gösterilmesi şarttır. Aksi durumlarda NATO’da başlatılabilecek girişimlerle sürüklenmek ve onlara uyum kaçınılmaz olur.

 Katkılar-kazanımlar. Türkiye NATO’ya ödediği giriş bedeli dışında son 70 yılda topraklarında nükleer silahları barındırarak, Ortadoğu’daki her krizde rol oynamış olan İncirlik Üssü’nü NATO ve ABD hizmetine sunarak, Küba krizinde nükleer darbe riski üstlenerek üye olarak gerekli özverilerde bulunmuştur. Jeopolitik durum üstünlüğü ve askeri yapısı dikkate alındığında Türkiye NATO’da iyi bir konumda bulunmakta, değeri çok yüksek bazı yararları da elde etmektedir. Bunlardan en başta geleni potansiyel muhasımlarına karşı NATO dayanışması ile sağladığı nükleer ve konvansiyel caydırıcılığıdır ki “barışın korunmasında” olmazsa olmazdır. Ayrıca, NATO Türkiye’ye Batı normlarında askeri standartlaşma ve ortak harekât kabiliyeti, teknoloji transferi, ortak askeri üretim ve kullanım, hassas teknoloji ve teknik dokümantasyona NATO üyesi olması itibarıyla erişimi vb. imkânlar sağlamaktadır ki bunların bazıları paha biçilmez önemdedir. Bu alanlardan kazanılan niteliklerle Türkiye NATO üyesi olarak ülke güvenliğini dün gibi bugün de düşük maliyetle karşılamaktadır. Ayrıca Türkiye’nin geçen 40 yılda yaptığı atılımlarla askeri teknolojide yerli ve/veya daha az dışa bağımlı üretim yapması ve bunları dışsatımda döviz sağlayıcı hale getirmesi de NATO üyeliğinin getirdiği dolaylı kazanımlardandır.

 İddialar ve Yanıtlar. Bugün kimileri tehdidin ortadan kalktığını, NATO’nun gereksiz hale geldiğini, NATO’nun bir ABD örgütü olduğunu, emperyalist olduğunu, burada üye olmanın Türkiye’ye bir şey kazandırmadığını, aksine ABD bağımlısı ve düşünce tembeli olmasına neden olduğunu; Türkiye’nin Rusya’dan alacağı S-400 füzelerinin ABD ve NATO’nun Türkiye’ye yönelik tehdit, şantaj içeren tepkilerini de öne sürerek açıklamaya çalışmakta, çözüm için “tam bağımsız” Türkiye askeri-siyasi gücünü veya alternatif kampta güvenlik işbirliğine işaret etmektedirler. Kanaatimce bunlar bilgiye dayanmayan ve gerçek ile çelişen beyan veya düşüncelerdir. Öncelikle NATO kendi başına veya ABD istemleri ile değil ancak oybirliği ile karar alabilen bir ortaklıktır; karar için her üyesinin itirazını dikkate almak mecburiyetindedir. Tabii ki bir NATO kararına itirazı olan üyenin “kendi için kabul edilemezliği” ve de “ittifak üyeleri için kendisinin uygun görmediğini” haklı gerekçelerle ortaya koyması beklenir. Bunu yapacak bilgi ve tecrübeye sahip, ayrıca NATO kurallar külliyatına hâkim olma durumunda NATO’daki her açıklamanız hadise yaratır ve sözünüz dinlenir, emrivakiler önlenir ve diğer üyeler de itirazlarınıza destekçi olabilirler. Bunlar Türkiye tarafından yapılmıştır ve (yetersiz FETÖ unsurları ile NATO’da temsil edilme durumu olan bir süre dışında da) yapılmaktadır. O halde iddiaların aksine NATO, bazı askeri imkânları nedeniyle ABD’nin ağırlığının olduğu ama her üyenin de eşit hak-söz sahibi olduğu bir uzlaşma örgütü olarak görülmelidir.

ABD’nin S-400 rahatsızlığı
Türkiye’ye kazandırdıkları yukarıda özetlenen NATO’nun S-400 konusunda ise genel sekreterinin beyanına göre bu tedarik kararımıza egemen bir devlet olarak “saygı duyulmaktadır”. Ayrıca halen NATO’da yedi üye devletin S-300, S-200 vd. tipte Rus kökenli hava savunma silahı kullanmakta olduğu da bilinmektedir. Gerçekte S-400’den rahatsız olan sadece ABD’dedir. Bunun nedenleri ticari veya askeri rekabet, Rusya’ya karşı olan hasmane ABD yaklaşımı veya kimi teknolojik sırların korunması olabilir. Dahası ABD Türkiye’nin bölgede hava taarruzlarına bağışık bir askeri üstünlüğüne gelmesini istemiyor da olabilir.(4)
Bunların bir Kongre ambargosuna konu edilmesi Kongre’deki Türkiye aleyhtarı siyasi gruplar için iç politikada kazanım fırsatı olmaktan ibarettir. S-400 alımı doğru bir seçimdir ve bu hamleler Türkiye’ye engel olamaz. NATO’dan dışlanma ise böyle bir mekanizma olmadığından konu dışıdır. Diğer yandan Türkiye 20 yılı aşkındır ABD isteklerine “hayır” diyebilen, çıkarları gerektirdiğinde ABD ile yol ayırımına giden bir askeri, diplomatik ve güvenlik bürokrasisi ile çalışmaktadır. (Siyasetçinin ne yaptığı ayrı bir iştir.) Zaten TBMM 1 Mart 2003’te Irak tezkeresini reddedince ABD faturayı askere kesmiş, 4 ay sonra Temmuz 2003’te Süleymaniye’de “çuval hadisesi” yaşanmış ve ikili ilişkiler de dip noktaya inmiştir. Halen bu kırılmanın telafi edildiğine dair işaretler çok azdır. 1975 silah ambargosu, 1992’de Muavenet zırhlısının vurulması ve çuval olayı hep birlikte ABD-Türkiye sözde “stratejik” ilişkilerini onulmaz şekilde yaralamıştır. ABD Başkanı Trump’ın “Türk ekonomisini mahvederiz” şeklindeki mesajı hem bu olumsuz durumu artırıcı hem de İttifak (Atlantik) Anlaşması (md. 2) ile bağdaşmaz görülmelidir. ABD’nin Türkiye güneyinde İsrail’e dost bir bağımsız Kürt devleti kurma planları zaten jeopolitik nedenleri ile “yapılabilir” değildir. Bu ilişkiler bağlamında kimilerinin “Türk siyasetçilerin, yüksek rütbeli komutanların, bürokratların, diplomatların büyük bölümü için -ABD yönetimindeki- NATO’nun dokunulamaz, sorgulanamaz bir örgüt olduğu” iddiası gerçekler ile bağdaşır hiç değildir. Ancak hata yapabilme lüksü ve bunu telafi kabiliyetli bulunan süper güç nitelikli ABD ile ikili veya NATO ilişkilerinin yürütülmesi-yönetilmesi sanatsal beceriler, nitelikli diplomatlar ve askerler ister, bunu da siyaset yapan kurumlar unutmamalıdır.

Nato Türkiye için önemlidir
NATO dışılık seçenek midir? Yine de bir an için Türkiye’nin NATO dışında kaldığını ancak tüm ihtilaflı olduğu komşularının (Yunanistan, Mısır, İsrail, hatta Irak) ise NATO müttefiki olduğunu varsayalım; bu durumda bunlardan bir ikisi ile silahlı çatışmaya kadar vardırabilecek bir dış politika uzlaşmazlığında Türkiye’nin tüm NATO silahlı gücünü karşısında göreceğini tahmin etmek için kâhin olmak gerekmemektedir. Sevr dönemi örnekleri akıllardadır. Bundan Türkiye’nin elbette kaçınması gerekir ki NATO ittifakının bir özelliği de ittifak üyeleri içindeki uzlaşmazlıkların savaşa dönüşmesini engellemesidir.( 5) Şanghay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİO) alternatif görenlere de bu örgütün henüz pek bir varlık gösteremediği, Türkiye’ye bu yönden bir talep-davet yapmadığı, bunun için önce NATO’dan ayrılıp kazanımların kaybedilmesi ve hemen ortaya çıkacak risklerin göğüslenmesinin gerekeceği, ayrıca üyeleri arasında süregelen Pakistan-Hindistan çatışmasına da ŞİO’nun engel olamadığını hatırlatarak NATO ittifakı üyeliğinin Türkiye güvenliği üzerinde taşıdığı önemin hatırlatılmasını tamamlamak istiyorum. 

 (1) Türkiye Kore Savaşı’na 15 bin asker göndermiş, bunların 751’i şehit düşmüş, 2068’i savaşta yaralanmış, 244’ü esir düşmüş ve 163’ü kaybolmuştur. Toplam zayiatımız 3216 kişidir. Bkz. Kore Cumh. Kore Savaşı 60’ıncı yıl yayını. (2) Soğuk savaş sonrası da benzeri şartları sağlayan (Körfez Savaşında ABD kuvvetleri ile koalisyona katılan) kimi ülkelerin NATO genişlemesi ile örgüte üye yapıldığı bilinmektedir. (3) Avrupa-ABD arasındaki Transatlantik bağı zayıflatıcı, hatta NATO’dan çıkmak da dahil ABD girişimleri vardır. (4) Konunun ayrıntısı için bkz. Em. Hv. Plt. Kur. Albay Osman Başıbüyük’ün 4 Eylül 2018 tarihli ODATV makalesi. (5) Önceki SACEUR, e. Oramiral James Stavridis’in 31 Ocak 2019 tarihli Washington Panel Tartışmasındaki açıklamasından alıntıdır.

Dr. Deniz Kutluk /
Em. Tümamiral

Yazarın Son Yazıları

Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026