Seferberlik Zamanı - Dr. Ferruh DEMİRMEN
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Seferberlik Zamanı - Dr. Ferruh DEMİRMEN

17.09.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Haziran ayı ortalarında Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı'nda Ermeni sorununa ilişik bir toplantı yapıldı. Yaklaşık 5 saat süren toplantıda ne gibi kararlar alındığına dek bir açıklama olmadı. Bu haberden sonra hükümetin Ermeni sorununda ne gibi bir adımlar atacağı bilinmiyor; ancak vakit geçirmeden yapılacak çok şey var.

 

DURUMUN CİDDİYETİ

 

Ermeni sorununda herşeyden önce durumun ciddiyetinin altını çizmek gerekir. Hükümetin bu noktada bugüne değin çok pasif kaldığı ve dolayısıyla asılsız sözde Ermeni soykırımı suçlamalarının çok büyük bir boyuta ulaştığı bir gerçek. Günümüzde 32 ülke sözde Ermeni soykırımını şu veya bu şekilde tanıdı; tanımaların büyük çoğunluğu AKP döneminde oldu. 1960’lardan bu yana yabancı meclis, yönetim, eyalet, şehir kararları da hesaba katılırsa “soykırım”ı tanıma sayısı dünya çapında yaklaşık 200. ABD’de 49 eyaletin aldığı kararlar bu rakama dahil.

 

Bu bilanço Türk ulusu ve Türk geçmişinin haksız olarak yabancı kamuoyu nezdinde çok iğrenç bir suçla lekelendiğine işaret ediyor. Türk ulusu ve Türklük bir kuşatma altında.

Dahası, “soykırım”ın tanınması hususundaki “başarısını” daha da ileriye götürmeyi amaçlayan Ermeni tarafı, ek olarak Sevr Antlaşması çerçevesinde toprak istemlerini dayatmaya çalışmaktadır. 

TAZMİNAT TALEPLERİ

2019 yılı sonlarında ABD Temsilciler Meclisi ve Senatosu’nda alınan “soykırım” kararları ve onu izleyen gelişmeler Türkiye için büyük m?li külfet riski taşımaktadır. Kongre’de alınan kararlar her nekadar Başkan Trump tarafından imzalanmamış ve yasal bir mevzuat doğmadıysa da, önümüzdeki Kasım ayı seçimlerinden sonra durumun nasıl gelişeceği belirsiz. Demokrat partinin başkan adayı Joe Biden Kongre kararlarından sonra başkan olursa “soykırım”ı tanıyacağını açıkça dile getirdi. Böyle bir gelişme Ermeni lobisini ABD federal mahkemelerinde Türkiye aleyhine bireysel ya da toplu tazminat davaları açmaya, gerekirse ABD Yüksek Mahkemesi’ne başvurmaya cesaretlendirecektir.

 

2010 yılında birtakım Ermeni kökenli ABD vatandaşı Ziraat Bankası, Merkez Bankası ve genellikle Türkiye aleyhine California federal mahkemesinde 2 dava açtılar; birinci grup 65 milyon dolar, ikinci grup rakamı belirtilmeyen, ancak milyarca doları tutabilecek tazminat isteminde bulundular. Her nekadar mahkeme 2013’de aldığı bir kararla bu istekleri geri çevirdiyse de, ABD Başkanı’nın “soykırım”ı tanımasından sonra durum değişebilir. Mahkeme, red kararını soykırım savının Yürütme’nin siyasi takdiri altında olduğu argümanına bağladı. Davacılar kararı temyize taşıdılar; temyiz mahkemesi Ağustos 2019’da aldığı bir kararla alt mahkemenin kararını onayladı; gerekçe olarak zaman aşımını belirtti.

 

Ancak zaman aşımı gerekçesi Holokost’da (Yahudi Soykırımı) olduğu gibi soykırım suçlamalarında geçerli olmayabilir. Bu demek oluyor ki, 1915 olayları ABD hükümeti tarafından “soykırım” olarak kabul edilirse zaman aşımı gerekçesi geçersiz olabilir. ABD Yüksek Mahkemesi Mayıs ayında aldığı bir kararla tazminat taleplerinin geriye işleyebileceğine hüküm verdi.

 

İlginçtir ki, Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye ile ABD arasında yapılan görüşmelerden sonra Türkiye’nin Osmanlı dönemine ilişik ABD vatandaşlarına olan borç sorumluluğu 1937’de nihai çözüme bağlanmıştı. Türkiye o tarihte yaklaşık 900 bin dolar (bugünün parasıyla yaklaşık 24 milyon dolar) ödedi. Bu husus her nedense adı geçen davalarda gündeme gelmedi. Anlaşılılan, Türk tarafını savunan Amerikalı avukatlara Türk hükümeti tarafından bu noktada bilgi verilmedi.

Düşündürücü yeni bir gelişme, Ermeni örgütlerinin girişimleriyle bazı dış çevreler Sevr Antlaşması’nı ileri sürerek Ermenilere tazminat ödenmesi için çağrıda bulundu. HDP Gençlik Meclisi bu çağrıya imza attı

GENÇ BEYİNLERE BASKI

2016’da Almanya Federal Parlamentosu ve 2019’da ABD Kongresi’nde alınan “soykırım” kararları 1915 olaylarının orta eğitim okul müfredatına soykırım olarak dahil edilmesini öngörüyor. Günümüzde Almanya’da bu noktada 2 eyalette, ABD’de 15 eyalette uygulama veya plan var. “Soykırım” önümüzdeki yıl olası Biden Yönetimi’nce kabul edilirse ABD’de bu yöndeki girişimlerin ivme kazanacağı kesin. Öteki ülkelerde de benzer gelişmeler beklenir.

 

Ayrıca geçtiğimiz Mayıs’ta ABD Kongresi’nde onaylanan ve Başkan Trump tarafından imzalanarak yasalaşan yeni bir mevzuata göre okullarda Holokost’a ilişik eğitimlere federal hükümetin parasal yardım yapması öngörülüyor. Yasa her nekadar Holokost ile ilgili ise de, yasanın metninde “soykırım” sözcüğü de geçiyor. Ermeni lobisinin bu yasadan yararlanmak isteyeceği şüphesiz.

Bütün bu gelişmelerin sonucu olarak yabancı ülkelerde orta eğitim çağındaki Türk ve Türk kökenli genç öğrenciler psikolojik baskı altına girecek, ve hatta bunalım geçirecektir. Bu tür örneklerin olduğu biliniyor. Irkçılığı ve genç beyinlerde aşağılık duygularını kamçılayabilecek bu türk baskılar kabul edilemez.

KARŞILIK GÖRMEYEN GİRİŞİMLER

Ermeni sorununda bugüne değin Türkiye hükümetinin ana çözüm arayışı, tarihçilerden oluşan uluslararası bir komisyonun taplanmasına çağrı yapmak olmuştur. Bu çözüm yolunun zamanı geçmiştir. Yaklaşık 200 “soykırım” kararı aldırmayı başarmış Ermenistan ve Ermeni lobisi, böyle bir çözüm yoluna niye sıcak baksın? Her yıl 24 Nisan’da Sn. Tayyip Erdoğan tarafından Türkiye Ermeni topluluğuna gönderilen taziye mesajları da beklenen semereyi vermemiş, ne Ermenistan ve ne de Ermeni lobisinin tavırlarında bir yumuşama olmamıştır.

Aynı şekilde, bütün masrafları Türkiye hükümetince karşılanmak üzere Van Gölü’ndeki Akdamar Klisesi’nin onarımını teşhir etmeyi amaçlayan bir serginin 5 Kasım 2019’da New York’da açılması da hiçbir yarar sağlamadı. Sergide 88 fotoğraf teşhir edildi; bir düzineden fazla Patrikhane dahil Türkiye Ermeni ileri gelenleri ABD’ye getirelerek misafir edildi. Ne ki, olayı alay edercesine lanse eden bir Ermeni haber sitesine göre ne ABD Ermeni klisesi ve ne de Ermeni sivil toplumundan tek bir temsilci sergiye katılmadı. http://www.thecaliforniacourier.com/armenians-fly-from-istanbul-to-new-york-to-participate-in-turkish-propaganda/

“Jest” denilebilecek bu girişim, yaklaşık bir ay sonra ABD Senatosu’nda yapılan “soykırım” oylamasında da tek bir oyu etkilemedi.

Daha da vahimi, 10 Ağustos’da, Sevr Antlaşması’nın 100. yılında, Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian ve Başbakan Nikol Pashinyan bu antlaşmanın h?l? hüküm sürdüğünü savladılar. Aynı görüş, daha sonra birtakım Ermeni örgütlerinin düzenlediği bir panelde dile getirildi. Lozan’ı görmezden gelen bu özlemden anlaşılıyor ki “Batı Ermenistan” toprak hayalleri ölmüş değil.

ATILABİLECEK ADIMLAR

Bugünkü aşamada Ermeni sorununda yapılması gereken, bu sorunu bir devlet politikası olarak benimsemek ve “soykırım” suçlamalarına bir seferberlik anlayışıyla karşı koymaktır. Pasif, reaktif davranışlardan proaktif girişimlere geçilmeli, ve organize bir yaklaşımla Türk tezi çeşitli yollar ile dünya kamuoyuna anlatılmalı.

1915 olaylarının 1948 Birleşmiş Soykırım Sözleşmesi uyarınca bir soykırım olmayıp toplumlararası bir kırılma olduğu, savaş koşullarının her iki tarafa da büyük zayiat verdiği, tehcir nedeniyle iddia edilen 1,5 milyon Ermeni kaybının mantık dışı, insafsız bir yalan olduğu, ve bunun yanı sıra sadece Anadolu’da yaklaşık 520 bin sivil Müslüman halkının Ermeni milisleri tarafından katledildiği, bu hususun Batı kaynaklarında söz edilmediği, ve uluslararası hukukun Türk tezinin tarafında olduğu, bütün çıplaklığı ile dünya kamuoyuna yansıtılmalıdır.

Böyle bir “seferberlik” için Dışişleri Bakanlığı’na bağlı, en az Genel Müdürlük düzeyinde özel bir kurumun oluşturulması, gereken bütçenin sağlanması, ve faaliyetlerin bu kurumun yönetiminde yürütülmesi önem taşımaktadır.

Faaliyetler ana hatları ile şunlar olabilir:

1.      1915 olaylarının ve geçmişinin orta ve lise eğitim programına sokulması. (Türk halkı Ermeni sorununda genellikle bilgi yoksunu).

2.      Ermeni sorununda akademik çalışmaların teşviki, bu konuda konferanslar düzenlenmesi, uzman kişilerin yurtdışı toplantılarına katılımının desteklenmesi, Türk öğrencilerine bu bağlamda burs sağlanması.

3.      Türk akademisyenleri tarafından Ermeni sorunu konusunda yazılan kitap, yazı, vb.lerin yabancı akademik dergilerde yayınlanmasının teşviki.

4.      Türk tezini dünya kamuoyuna yansıtmayı amaçlayan, başta İngilizce olmak üzere yabancı dilde yayım yapan internet bilgi ve haber websitelerinin oluşturulması. (Günümüzde İngilizce yayım yapan 7-8 Ermeni haber websitesi var).

5.      Gn. Kurmay ATESE arşivi dahil, Ermeni sorununa ilişik devlet arşivlerinin internet ortamında araştırmacılara ve kamuoyuna açık olması.

6.      Ermeni sorununa ilişik Türkçe ve İngilizce belgesellerin yapımı ve Türk ve yabancı kamuoyuna gösterilmesi.   

7.      AB ülkeleri ve ABD başta olmak üzere, Konsolos ya da Başkonsolos olarak atanacak kimselerin bu atamalardan önce Ermeni sorunu konusunda özel kurs görmesi.

8.      Bu konsoloslukların bulunduğu yörelerde yaşayan Türk ve Türk asıllı kimseler ve sivil toplum kuruluşları (STK) ile Ermeni sorununa ilişik işbirliği kurması, onları bu konuda örgütlenmeye ve etkinlikte bulunmaya teşvik etmesi, gereğince özel konferanslar düzenlemesi.

9.      Ermeni sorununda seçkin, birikimli TBMM mensuplarının arada bir ABD gibi önemli ülke parlamenterleri ile temasta bulunması.

10.  İsrail’e dönük dış siyasetin daha dostane bir düzeye getirilmesi. (ABD’deki Yahudi lobisi Ermeni sorununda daha önceleri Türkiye’yi destekliyordu).   

11.  1973’den bu yana Ermeni terörüne kurban olan Türk diplomatları ve ailelerini saygıyla anan bir anıtın Ankara’da uygun bir yerde dikilmesi.

12.  Yargı yönteminin ciddi bir seçenek olarak değerlendirilmesi.

Yukarıda belirtilenler genellikle uzun vadede sonuç verebilecek atılımlar. Kısa vade için yargı yöntemi ön planda.

YARGI YÖNTEMİ

Yargı yöntemi bireysel, toplumsal (STK’lar), ya da devlet kapsamında ele alınabilir. Bireysel ve toplumsal girişimler, “soykırım” suçlamalarının haksız ve kasıtlı bir karalama olduğu gerekçesiyle yabancı ülkelerde açılacak tazminat davaları olarak mülahaza edilebilir. Devlet kapsamında yapılacak girişimler “soykırım” kararlarının hukuksal olarak kabul edilemez, büyük bir çarpıtma olduğu esasına dayanmalı. Yabancı parlamentolar, yönetimler, vb. tarafından alınmış “soykırım” kararları tümüyle siyasi nitelikte olup hukuksal açıdan geçersizdir. Ancak bu kararların şu veya bu yolla geriye çekilmesini beklemek, gerçekçi bir yaklaşım değil.

Yapılması gereken, Ermeni sorununun esas itibarı ile Türkiye ile Ermenistan arasında bir anlaşmazlık olduğu yaklaşımıyla konunun Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) taşınması. Soykırım Sözleşmesi’nde (Madde 9) böyle bir yol öngörülüyor. Ancak UAD’da ele alınan bir davada taraf ülkelerin önceden bu davaya rıza göstermesi gerekiyor. Türkiye böyle bir davanın UAD’da ele alınması için Ermenistan’a çağrıda bulunmalı. Ermenistan, güveni olmadığı için büyük bir olasılıkla böyle bir çağrıya sıcak bakmayacaktır; bu durum Türkiye için dünya kamuoyu nezdinde büyük bir kazanım olacaktır.

Bir seçenek, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler aracılığı ile 1915 olaylarına “soykırım” sıfatının yapıştırılmasının hukuk açısından doğru bir yaklaşım olup olmadığı hususunda UAD’dan görüş talep etmesi.

SONUÇ

Ermeni sorununda bugüne gelen durum ağırlıklı olarak Türkiye’nin aleyhinde. Yine Ermeni haber sitelerinden öğrendiğimize göre Türk hükümeti lobicilik maksadıyla ABD’de milyonlarca dolar para harcıyor; lobicilik genel anlamda olup Ermeni sorunuyla doğrudan ilgili değil, ve bu noktada bir fayda sağladığı da büyük bir soru işareti. Yapılacak olan, bir seferberlik yaklaşımıyla hükümetin kendine özgün, proaktif, yeni bir politika geliştirmesi. Uzun vadede atılabilecek adımlar olduğu gibi kısa vadede yargı yöntemi ön planda ele alınmalı. Yargı yönteminde Türkiye yıllarca çekingen davrandı; bu çekingenliğin Türkiye’ye herhangi bir çıkar sağladığı söylenemez. Sorun müzminleşmiştir.

Altını çizmek gerekir ki, 1915-1916 Osmanlı divan-ı harp yargılamaları dahil tarihi gerçekler, tehcir sürecinde Ermeni mültecilerin yaşadığı zülum ve kırılmalarda hükümetçe kötü bir niyetin veya kastın olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. İngilizlerin yürüttüğü 1919-1921 Malta Yargılaması da aynı sonuca işaret etmektedir. Bu bakımdan zülum ve kırılmaların “soykırım” olarak lanse edilmesi Soykırım Sözleşmesi’ne ters düşmektedir. İl?veten, Sözleşme’nin 6. maddesinin açıkça şart koştuğu, “soykırım”ı tescil eden tek bir geçerli yargı kararı yok.

2003 Avrupa Adalet Divanı hükmü, 2013/2015 AİHM İsviçre-Perinçek, ve 2016 Fransa Anayasa Konseyi kararları da “soykırım” konusunda Türk tezini desteklemedir.

Ermeni tarafının zora gelince gündeme getirdiği 1919-1920 Osmanlı yargı kararları – geriye dönük olmaları bir yana - işg?l altında hüküm veren ve inanırlığı olmayan “kanguru mahkemesi” kararlarından öteye gitmeyen kararlardır.

Ermenistan, soykırım iddiasını kanıtlamada güveni olmaması nedeniyle bugüne dek yargı yoluna gitmekten çekinmiş, onun yerine etnik lobisini de yanına alarak propaganda yöntemini yeğlemiş, ve bu noktada başarılı olmuştur. Bilindiği kadar Ermenistan para karşılığında lobicilik yapan yabancı şirketleri istihdam etmemektedir. Gücünü kendi faaliyetlerinden ve Ermeni diyasporasından almaktadır. Diyasporanın büyük parasal güce sahip olduğu ve çok sistemli çalıştığı bilinen bir gerçek.

En son olarak altını çizmek gerekir ki, Ermeni sorununda günümüzdeki olumsuz konjüktürün sorumlusu yalnız hükümet değildir. Yurt dışında yaşayan Türk topluluğunun da bu noktada büyük sorumluluğu olmuştur. Ermeni diyasporasının aksine Türk diyasporası bu güne dek bu noktada genellikle pasif, hatta duyarsız kalmıştır. Büyük bir özveri ile gayret gösteren yurtseverlerin sayısı çok az. Bu pasifliğin başlıca nedeni, Ermeni sorununun Türkiye’de eğitim programının dışında olmasından kaynaklanan bilgi ve motivasyon yoksunluğu.

DR. FERRUH DEMİRMEN


Yazarın Son Yazıları

1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026
Deprem dersleri - İbrahim Berksoy

42 yıllık kısa ömrüne yaşama ilişkin birbirinden ilginç düşünceler sığdıran Danimarkalı felsefeci Kiergagaard’ın şu sözü hiç aklımdan çıkmaz: “Yaşamı ileri dönük yaşar, geriye dönüp anlarız.”

Devamını Oku
06.02.2026
Modern toplumun temel ilkesi: Laiklik - Arif Anıl Öztürk

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ortak paydalarından biri olan laikliğin anayasaya girişinin 89. yıldönümündeyiz.

Devamını Oku
05.02.2026
Kronikleşen hastalık - Kadir Serkan Selçuk

İktidarın bir süredir devam eden “sorunları çözememe hastalığı” artık kronikleşti.

Devamını Oku
05.02.2026
Meşruiyet üzerine - Doğan Soyaslan

Meşruiyet siyasi ve hukuki anlamlarda kullanılır.

Devamını Oku
04.02.2026
BALATRO - A. Celal Binzet

Doğrusu bir sözcüğün günlük dildeki anlamı dışında ne denli yoğunluk içerdiğini öğrenmek hiç de kolay olmadı.

Devamını Oku
04.02.2026
Liyakat meselesi: Mine–öz–sinir hattı - Roşan Orhan

Türkiye’de bazı sorunlar vardır; bağırmaz, çağırmaz, ilk bakışta can yakmaz.

Devamını Oku
04.02.2026
Kalınlaşan müfredat, güçsüzleşen çocuklar - Abdullah Yüksel

Eğitim sistemimizde ilginç bir denklem var: Müfredat kalınlaştıkça çocuklar inceliyor.

Devamını Oku
03.02.2026