Seferberlik Zamanı - Dr. Ferruh DEMİRMEN
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Seferberlik Zamanı - Dr. Ferruh DEMİRMEN

17.09.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Haziran ayı ortalarında Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı'nda Ermeni sorununa ilişik bir toplantı yapıldı. Yaklaşık 5 saat süren toplantıda ne gibi kararlar alındığına dek bir açıklama olmadı. Bu haberden sonra hükümetin Ermeni sorununda ne gibi bir adımlar atacağı bilinmiyor; ancak vakit geçirmeden yapılacak çok şey var.

 

DURUMUN CİDDİYETİ

 

Ermeni sorununda herşeyden önce durumun ciddiyetinin altını çizmek gerekir. Hükümetin bu noktada bugüne değin çok pasif kaldığı ve dolayısıyla asılsız sözde Ermeni soykırımı suçlamalarının çok büyük bir boyuta ulaştığı bir gerçek. Günümüzde 32 ülke sözde Ermeni soykırımını şu veya bu şekilde tanıdı; tanımaların büyük çoğunluğu AKP döneminde oldu. 1960’lardan bu yana yabancı meclis, yönetim, eyalet, şehir kararları da hesaba katılırsa “soykırım”ı tanıma sayısı dünya çapında yaklaşık 200. ABD’de 49 eyaletin aldığı kararlar bu rakama dahil.

 

Bu bilanço Türk ulusu ve Türk geçmişinin haksız olarak yabancı kamuoyu nezdinde çok iğrenç bir suçla lekelendiğine işaret ediyor. Türk ulusu ve Türklük bir kuşatma altında.

Dahası, “soykırım”ın tanınması hususundaki “başarısını” daha da ileriye götürmeyi amaçlayan Ermeni tarafı, ek olarak Sevr Antlaşması çerçevesinde toprak istemlerini dayatmaya çalışmaktadır. 

TAZMİNAT TALEPLERİ

2019 yılı sonlarında ABD Temsilciler Meclisi ve Senatosu’nda alınan “soykırım” kararları ve onu izleyen gelişmeler Türkiye için büyük m?li külfet riski taşımaktadır. Kongre’de alınan kararlar her nekadar Başkan Trump tarafından imzalanmamış ve yasal bir mevzuat doğmadıysa da, önümüzdeki Kasım ayı seçimlerinden sonra durumun nasıl gelişeceği belirsiz. Demokrat partinin başkan adayı Joe Biden Kongre kararlarından sonra başkan olursa “soykırım”ı tanıyacağını açıkça dile getirdi. Böyle bir gelişme Ermeni lobisini ABD federal mahkemelerinde Türkiye aleyhine bireysel ya da toplu tazminat davaları açmaya, gerekirse ABD Yüksek Mahkemesi’ne başvurmaya cesaretlendirecektir.

 

2010 yılında birtakım Ermeni kökenli ABD vatandaşı Ziraat Bankası, Merkez Bankası ve genellikle Türkiye aleyhine California federal mahkemesinde 2 dava açtılar; birinci grup 65 milyon dolar, ikinci grup rakamı belirtilmeyen, ancak milyarca doları tutabilecek tazminat isteminde bulundular. Her nekadar mahkeme 2013’de aldığı bir kararla bu istekleri geri çevirdiyse de, ABD Başkanı’nın “soykırım”ı tanımasından sonra durum değişebilir. Mahkeme, red kararını soykırım savının Yürütme’nin siyasi takdiri altında olduğu argümanına bağladı. Davacılar kararı temyize taşıdılar; temyiz mahkemesi Ağustos 2019’da aldığı bir kararla alt mahkemenin kararını onayladı; gerekçe olarak zaman aşımını belirtti.

 

Ancak zaman aşımı gerekçesi Holokost’da (Yahudi Soykırımı) olduğu gibi soykırım suçlamalarında geçerli olmayabilir. Bu demek oluyor ki, 1915 olayları ABD hükümeti tarafından “soykırım” olarak kabul edilirse zaman aşımı gerekçesi geçersiz olabilir. ABD Yüksek Mahkemesi Mayıs ayında aldığı bir kararla tazminat taleplerinin geriye işleyebileceğine hüküm verdi.

 

İlginçtir ki, Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye ile ABD arasında yapılan görüşmelerden sonra Türkiye’nin Osmanlı dönemine ilişik ABD vatandaşlarına olan borç sorumluluğu 1937’de nihai çözüme bağlanmıştı. Türkiye o tarihte yaklaşık 900 bin dolar (bugünün parasıyla yaklaşık 24 milyon dolar) ödedi. Bu husus her nedense adı geçen davalarda gündeme gelmedi. Anlaşılılan, Türk tarafını savunan Amerikalı avukatlara Türk hükümeti tarafından bu noktada bilgi verilmedi.

Düşündürücü yeni bir gelişme, Ermeni örgütlerinin girişimleriyle bazı dış çevreler Sevr Antlaşması’nı ileri sürerek Ermenilere tazminat ödenmesi için çağrıda bulundu. HDP Gençlik Meclisi bu çağrıya imza attı

GENÇ BEYİNLERE BASKI

2016’da Almanya Federal Parlamentosu ve 2019’da ABD Kongresi’nde alınan “soykırım” kararları 1915 olaylarının orta eğitim okul müfredatına soykırım olarak dahil edilmesini öngörüyor. Günümüzde Almanya’da bu noktada 2 eyalette, ABD’de 15 eyalette uygulama veya plan var. “Soykırım” önümüzdeki yıl olası Biden Yönetimi’nce kabul edilirse ABD’de bu yöndeki girişimlerin ivme kazanacağı kesin. Öteki ülkelerde de benzer gelişmeler beklenir.

 

Ayrıca geçtiğimiz Mayıs’ta ABD Kongresi’nde onaylanan ve Başkan Trump tarafından imzalanarak yasalaşan yeni bir mevzuata göre okullarda Holokost’a ilişik eğitimlere federal hükümetin parasal yardım yapması öngörülüyor. Yasa her nekadar Holokost ile ilgili ise de, yasanın metninde “soykırım” sözcüğü de geçiyor. Ermeni lobisinin bu yasadan yararlanmak isteyeceği şüphesiz.

Bütün bu gelişmelerin sonucu olarak yabancı ülkelerde orta eğitim çağındaki Türk ve Türk kökenli genç öğrenciler psikolojik baskı altına girecek, ve hatta bunalım geçirecektir. Bu tür örneklerin olduğu biliniyor. Irkçılığı ve genç beyinlerde aşağılık duygularını kamçılayabilecek bu türk baskılar kabul edilemez.

KARŞILIK GÖRMEYEN GİRİŞİMLER

Ermeni sorununda bugüne değin Türkiye hükümetinin ana çözüm arayışı, tarihçilerden oluşan uluslararası bir komisyonun taplanmasına çağrı yapmak olmuştur. Bu çözüm yolunun zamanı geçmiştir. Yaklaşık 200 “soykırım” kararı aldırmayı başarmış Ermenistan ve Ermeni lobisi, böyle bir çözüm yoluna niye sıcak baksın? Her yıl 24 Nisan’da Sn. Tayyip Erdoğan tarafından Türkiye Ermeni topluluğuna gönderilen taziye mesajları da beklenen semereyi vermemiş, ne Ermenistan ve ne de Ermeni lobisinin tavırlarında bir yumuşama olmamıştır.

Aynı şekilde, bütün masrafları Türkiye hükümetince karşılanmak üzere Van Gölü’ndeki Akdamar Klisesi’nin onarımını teşhir etmeyi amaçlayan bir serginin 5 Kasım 2019’da New York’da açılması da hiçbir yarar sağlamadı. Sergide 88 fotoğraf teşhir edildi; bir düzineden fazla Patrikhane dahil Türkiye Ermeni ileri gelenleri ABD’ye getirelerek misafir edildi. Ne ki, olayı alay edercesine lanse eden bir Ermeni haber sitesine göre ne ABD Ermeni klisesi ve ne de Ermeni sivil toplumundan tek bir temsilci sergiye katılmadı. http://www.thecaliforniacourier.com/armenians-fly-from-istanbul-to-new-york-to-participate-in-turkish-propaganda/

“Jest” denilebilecek bu girişim, yaklaşık bir ay sonra ABD Senatosu’nda yapılan “soykırım” oylamasında da tek bir oyu etkilemedi.

Daha da vahimi, 10 Ağustos’da, Sevr Antlaşması’nın 100. yılında, Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkissian ve Başbakan Nikol Pashinyan bu antlaşmanın h?l? hüküm sürdüğünü savladılar. Aynı görüş, daha sonra birtakım Ermeni örgütlerinin düzenlediği bir panelde dile getirildi. Lozan’ı görmezden gelen bu özlemden anlaşılıyor ki “Batı Ermenistan” toprak hayalleri ölmüş değil.

ATILABİLECEK ADIMLAR

Bugünkü aşamada Ermeni sorununda yapılması gereken, bu sorunu bir devlet politikası olarak benimsemek ve “soykırım” suçlamalarına bir seferberlik anlayışıyla karşı koymaktır. Pasif, reaktif davranışlardan proaktif girişimlere geçilmeli, ve organize bir yaklaşımla Türk tezi çeşitli yollar ile dünya kamuoyuna anlatılmalı.

1915 olaylarının 1948 Birleşmiş Soykırım Sözleşmesi uyarınca bir soykırım olmayıp toplumlararası bir kırılma olduğu, savaş koşullarının her iki tarafa da büyük zayiat verdiği, tehcir nedeniyle iddia edilen 1,5 milyon Ermeni kaybının mantık dışı, insafsız bir yalan olduğu, ve bunun yanı sıra sadece Anadolu’da yaklaşık 520 bin sivil Müslüman halkının Ermeni milisleri tarafından katledildiği, bu hususun Batı kaynaklarında söz edilmediği, ve uluslararası hukukun Türk tezinin tarafında olduğu, bütün çıplaklığı ile dünya kamuoyuna yansıtılmalıdır.

Böyle bir “seferberlik” için Dışişleri Bakanlığı’na bağlı, en az Genel Müdürlük düzeyinde özel bir kurumun oluşturulması, gereken bütçenin sağlanması, ve faaliyetlerin bu kurumun yönetiminde yürütülmesi önem taşımaktadır.

Faaliyetler ana hatları ile şunlar olabilir:

1.      1915 olaylarının ve geçmişinin orta ve lise eğitim programına sokulması. (Türk halkı Ermeni sorununda genellikle bilgi yoksunu).

2.      Ermeni sorununda akademik çalışmaların teşviki, bu konuda konferanslar düzenlenmesi, uzman kişilerin yurtdışı toplantılarına katılımının desteklenmesi, Türk öğrencilerine bu bağlamda burs sağlanması.

3.      Türk akademisyenleri tarafından Ermeni sorunu konusunda yazılan kitap, yazı, vb.lerin yabancı akademik dergilerde yayınlanmasının teşviki.

4.      Türk tezini dünya kamuoyuna yansıtmayı amaçlayan, başta İngilizce olmak üzere yabancı dilde yayım yapan internet bilgi ve haber websitelerinin oluşturulması. (Günümüzde İngilizce yayım yapan 7-8 Ermeni haber websitesi var).

5.      Gn. Kurmay ATESE arşivi dahil, Ermeni sorununa ilişik devlet arşivlerinin internet ortamında araştırmacılara ve kamuoyuna açık olması.

6.      Ermeni sorununa ilişik Türkçe ve İngilizce belgesellerin yapımı ve Türk ve yabancı kamuoyuna gösterilmesi.   

7.      AB ülkeleri ve ABD başta olmak üzere, Konsolos ya da Başkonsolos olarak atanacak kimselerin bu atamalardan önce Ermeni sorunu konusunda özel kurs görmesi.

8.      Bu konsoloslukların bulunduğu yörelerde yaşayan Türk ve Türk asıllı kimseler ve sivil toplum kuruluşları (STK) ile Ermeni sorununa ilişik işbirliği kurması, onları bu konuda örgütlenmeye ve etkinlikte bulunmaya teşvik etmesi, gereğince özel konferanslar düzenlemesi.

9.      Ermeni sorununda seçkin, birikimli TBMM mensuplarının arada bir ABD gibi önemli ülke parlamenterleri ile temasta bulunması.

10.  İsrail’e dönük dış siyasetin daha dostane bir düzeye getirilmesi. (ABD’deki Yahudi lobisi Ermeni sorununda daha önceleri Türkiye’yi destekliyordu).   

11.  1973’den bu yana Ermeni terörüne kurban olan Türk diplomatları ve ailelerini saygıyla anan bir anıtın Ankara’da uygun bir yerde dikilmesi.

12.  Yargı yönteminin ciddi bir seçenek olarak değerlendirilmesi.

Yukarıda belirtilenler genellikle uzun vadede sonuç verebilecek atılımlar. Kısa vade için yargı yöntemi ön planda.

YARGI YÖNTEMİ

Yargı yöntemi bireysel, toplumsal (STK’lar), ya da devlet kapsamında ele alınabilir. Bireysel ve toplumsal girişimler, “soykırım” suçlamalarının haksız ve kasıtlı bir karalama olduğu gerekçesiyle yabancı ülkelerde açılacak tazminat davaları olarak mülahaza edilebilir. Devlet kapsamında yapılacak girişimler “soykırım” kararlarının hukuksal olarak kabul edilemez, büyük bir çarpıtma olduğu esasına dayanmalı. Yabancı parlamentolar, yönetimler, vb. tarafından alınmış “soykırım” kararları tümüyle siyasi nitelikte olup hukuksal açıdan geçersizdir. Ancak bu kararların şu veya bu yolla geriye çekilmesini beklemek, gerçekçi bir yaklaşım değil.

Yapılması gereken, Ermeni sorununun esas itibarı ile Türkiye ile Ermenistan arasında bir anlaşmazlık olduğu yaklaşımıyla konunun Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) taşınması. Soykırım Sözleşmesi’nde (Madde 9) böyle bir yol öngörülüyor. Ancak UAD’da ele alınan bir davada taraf ülkelerin önceden bu davaya rıza göstermesi gerekiyor. Türkiye böyle bir davanın UAD’da ele alınması için Ermenistan’a çağrıda bulunmalı. Ermenistan, güveni olmadığı için büyük bir olasılıkla böyle bir çağrıya sıcak bakmayacaktır; bu durum Türkiye için dünya kamuoyu nezdinde büyük bir kazanım olacaktır.

Bir seçenek, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler aracılığı ile 1915 olaylarına “soykırım” sıfatının yapıştırılmasının hukuk açısından doğru bir yaklaşım olup olmadığı hususunda UAD’dan görüş talep etmesi.

SONUÇ

Ermeni sorununda bugüne gelen durum ağırlıklı olarak Türkiye’nin aleyhinde. Yine Ermeni haber sitelerinden öğrendiğimize göre Türk hükümeti lobicilik maksadıyla ABD’de milyonlarca dolar para harcıyor; lobicilik genel anlamda olup Ermeni sorunuyla doğrudan ilgili değil, ve bu noktada bir fayda sağladığı da büyük bir soru işareti. Yapılacak olan, bir seferberlik yaklaşımıyla hükümetin kendine özgün, proaktif, yeni bir politika geliştirmesi. Uzun vadede atılabilecek adımlar olduğu gibi kısa vadede yargı yöntemi ön planda ele alınmalı. Yargı yönteminde Türkiye yıllarca çekingen davrandı; bu çekingenliğin Türkiye’ye herhangi bir çıkar sağladığı söylenemez. Sorun müzminleşmiştir.

Altını çizmek gerekir ki, 1915-1916 Osmanlı divan-ı harp yargılamaları dahil tarihi gerçekler, tehcir sürecinde Ermeni mültecilerin yaşadığı zülum ve kırılmalarda hükümetçe kötü bir niyetin veya kastın olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. İngilizlerin yürüttüğü 1919-1921 Malta Yargılaması da aynı sonuca işaret etmektedir. Bu bakımdan zülum ve kırılmaların “soykırım” olarak lanse edilmesi Soykırım Sözleşmesi’ne ters düşmektedir. İl?veten, Sözleşme’nin 6. maddesinin açıkça şart koştuğu, “soykırım”ı tescil eden tek bir geçerli yargı kararı yok.

2003 Avrupa Adalet Divanı hükmü, 2013/2015 AİHM İsviçre-Perinçek, ve 2016 Fransa Anayasa Konseyi kararları da “soykırım” konusunda Türk tezini desteklemedir.

Ermeni tarafının zora gelince gündeme getirdiği 1919-1920 Osmanlı yargı kararları – geriye dönük olmaları bir yana - işg?l altında hüküm veren ve inanırlığı olmayan “kanguru mahkemesi” kararlarından öteye gitmeyen kararlardır.

Ermenistan, soykırım iddiasını kanıtlamada güveni olmaması nedeniyle bugüne dek yargı yoluna gitmekten çekinmiş, onun yerine etnik lobisini de yanına alarak propaganda yöntemini yeğlemiş, ve bu noktada başarılı olmuştur. Bilindiği kadar Ermenistan para karşılığında lobicilik yapan yabancı şirketleri istihdam etmemektedir. Gücünü kendi faaliyetlerinden ve Ermeni diyasporasından almaktadır. Diyasporanın büyük parasal güce sahip olduğu ve çok sistemli çalıştığı bilinen bir gerçek.

En son olarak altını çizmek gerekir ki, Ermeni sorununda günümüzdeki olumsuz konjüktürün sorumlusu yalnız hükümet değildir. Yurt dışında yaşayan Türk topluluğunun da bu noktada büyük sorumluluğu olmuştur. Ermeni diyasporasının aksine Türk diyasporası bu güne dek bu noktada genellikle pasif, hatta duyarsız kalmıştır. Büyük bir özveri ile gayret gösteren yurtseverlerin sayısı çok az. Bu pasifliğin başlıca nedeni, Ermeni sorununun Türkiye’de eğitim programının dışında olmasından kaynaklanan bilgi ve motivasyon yoksunluğu.

DR. FERRUH DEMİRMEN


Yazarın Son Yazıları

MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025