Düşmana karşı bir savaşı ve mücadeleyi kazanabilmek için, öncelikle düşmanın gücünü ve kapasitesini çok iyi analiz etmek gerekir. Emperyalizm de, adalet, eşitlik ve özgürlük için mücadele veren insanların düşmanı olduğuna göre, emperyalizmin gücünü ve kapasitesini çok iyi bilmek gerekir.
ABD’ye yönelik hınç, nefret, öfke ve kin duygularının etkisiyle, “ABD savaşları kaybediyor, ABD dünyadaki hegemonyasını kaybetti” gibi fantastik kurgularla, ABD emperyalizmine karşı mücadele verilemez. Bu tür iddialar kişilerin kendi kendilerini kandırmaları, hınç, nefret, öfke ve kin duygularını tatmin etmeleri dışında bir işe yaramaz.
ABD’nin bugünkü askeri, ekonomik, stratejik gücünü kabul etmek ve bu güce nasıl ulaştığını anlamak, ABD emperyalizmine karşı mücadelenin önkoşuludur.
***
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun birkaç saat içinde evinden paketlenip ABD’ye getirilmesi; ABD-İsrail ortak operasyonunun sonucunda, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in ve İran’ın üst düzey yöneticilerinin öldürülmeleri; İran hava kuvvetlerinin ve hava savunma sistemlerinin ve deniz kuvvetlerinin birkaç hafta içinde tamamıyla ortadan kaldırılması; İran’ın füze ve nükleer altyapı sistemlerinin çoğunluğunun yok edilmesi; ABD’nin askeri gücünün göstergeleri arasında sayılabilir.
İran da ABD’ye ve İsrail’e ait bazı hedefleri vurmuş olsa da, bunlar ABD’nin ve İsrail’in hem niceliksel hem de niteliksel açıdan vurdukları hedeflerin yanında bir ayrıntı olarak kalırlar.
Savaşın İran topraklarında karadan yürütülmesi durumunda ise askeri üstünlüğün İran’a geçmesi yüksek olasılıktır. İran’ın elinde kalan tek koz karadan bir savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığının engellenmesidir.
***
ABD’nin hem karadan bir savaşa girmesi, hem de karadan bir savaşa girmeden bir hava ve deniz savaşını uzatması, kendi kamuoyu açısından olanaksızdır. Bu tek başına İran’ın karadaki asker sayısına bağlı gücüyle ve Hürmüz Boğazı’ndaki coğrafi avantajıyla bağlantılı bir konu değildir. Bu ABD’nin iç politikasındaki yapıyla ve yine ABD’nin İran’a göre iç politikada daha güçlü olmasıyla da bağlantılıdır.
İran’da gerçek ve resmi bir muhalefet yoktur. İran’da düşünceyi ifade, yayınlama, medya ve örgütlenme özgürlüğü yoktur; yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığı yoktur; laiklik yoktur.
ABD, siyasi, hukuki ve ekonomik açıdan Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde olsa da, İran ile karşılaştırıldığında, İran’ın ilerisindedir. Bu nedenle ABD’de halkın çoğunluğu ABD’nin İran’da yürüttüğü savaşa karşı olduğu gibi, bunu özgürce ifade edebilmektedir; kongrede senatörler ve medyada gazeteciler ve televizyon yorumcuları, Trump’ı sert bir biçimde eleştirebilmektedirler ve kimse de bu eleştirilerinden dolayı İran’da olduğu gibi tutuklanmamaktadır ve katledilmemektedir.
ABD’de büyük çoğunluk, İran’daki teokratik diktatörlüğü savunduğu için değil, ABD’nin hukuka aykırı biçimde savaşa girmesine karşı olduğu için ve ABD’nin ekonomik gelişmesine odaklanılması gerektiğini düşündüğü için savaşa karşı çıkmaktadır.
ABD’nin iç dinamikleriyle ilgili bu durumu, İran’daki yönetimin zaferi ve üstünlüğü gibi sunmak, akıl tutulmasından başka bir şey değildir.
***
ABD bugünkü askeri, ekonomik ve stratejik gücüne, bilimle ve teknolojiyle ulaşmıştır. Bilimsel ve teknolojik bir gelişme için de, ABD’de olduğu gibi, özgür ve nitelikli bir üniversite ve araştırma yapılanması zorunludur.
Bu nedenle anti-emperyalist bir mücadele için öncelikle, bilim, teknoloji ve eğitim alanında devrimci gelişmelerin sağlanması gerekir.
ABD’nin, dünyanın yörüngesinin dışına ve Ay’a doğru insanların yollanmasını bir defa daha sağladığı bir çağda, ayet okumakla, dinle, imanla emperyalizme karşı mücadele verilmez.