Seçenek ve seçim
Örsan K. Öymen
Son Köşe Yazıları

Seçenek ve seçim

09.01.2023 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

İnsanın özgür bir iradeye ve buna bağlı olarak seçim yapma olanağına sahip olup olmadığı, felsefenin ana konularından birisidir.

Felsefede bu soruya yanıt veren üç ana akım vardır: Radikal belirlenimcilik, ılımlı belirlenimcilik, belirlenmezcilik.

Radikal belirlenimcilik, insanın özgür iradeye sahip olmadığını, her şeyin insanın özgür iradesinin dışındaki bir neden ve sonuç ilişkisi içinde gerçekleştiğini savunur. Bu görüşe göre insanın özgür seçimi diye bir şey yoktur, insanın sadece dış etkenler tarafından belirlenen davranışları vardır.

Bu görüşün en büyük sorunu, özgür iradeyi ve özgür seçimi bir yanılsama olarak gördüğü için, yaşama dair bir amacı, ahlakı, erdemi, sorumluluğu, suçu, cezayı, adaleti ve hukuku olanaksız kılmasıdır.

Belirlenmezcilik, insanın özgür bir iradeye sahip olduğunu, insanın doğduktan ve belli bir olgunluk düzeyine eriştikten sonra, tüm eylemlerinin kendi özgür seçimine bağlı olduğunu, insanın dış etkenlerden ve kendi dışındaki nedensellik ilkesinden bağımsız olarak, kendi yaşamını oluşturabileceğini savunur.

Bu görüşün en büyük sorunu, bilimsellikten uzak oluşu, hem fizik, kimya, biyoloji, anatomi, genetik gibi doğa bilimlerinin hem de sosyoloji, psikoloji, antropoloji, tarih, siyaset bilimi, ekonomi gibi sosyal bilimlerin ortaya koyduğu nedensellik ilişkilerini yok sayması, gerçekçilikten uzak olması, fantastik bir dünya görüşü ortaya koymasıdır.

Ilımlı belirlenimcilik ise, özgür iradenin ve nedensellik ilkesinin bağdaştığını, insanın seçimlerini ve eylemlerini belirleyen dış etkenlerin ve nedenlerin de var olduğunu, ancak belli durumlarda ve koşullarda, insanın özgür iradesinin de onun yaşamını oluşturan nedenlerden birisi olabileceğini savunur. Ilımlı belirlenimcilik, bu iki mutlakçı akımın içine düştüğü genellemelerden kaçınır.

***

Ilımlı belirlenimciliğin azami düzeyde varlığını sürdürebilmesi, demokratik toplumlarda, yani halkın egemen olduğu toplumlarda olanaklıdır. İnsanın özgür iradesi ve özgür seçimi ile karar verebilmesi için, çoğulcu bir ortamda, önünde çeşitli seçeneklerin olması gerekir.

Özgür irade sorununu, toplumsal ve siyasi bağlamdan kopuk bir biçimde ele almak olanaklı değildir. Ahlak felsefesi ve siyaset felsefesi, bu bağlamda, iç içe geçmiş alanlardır.

Sonsuz sayıda seçenek, yaşamın ve insanın doğası gereği olanaksız olsa da, azami sayıda seçenek, seçim yapmak konusundaki hareket alanını genişletir. Seçeneğin olmadığı yerde seçim olmaz. Tek seçenekli bir düzende, seçimden söz edilemez.

Örneğin, dincilik, ırkçılık, sermayecilik, seçenekleri çoğaltan değil, seçenekleri daraltan düzenlerdir. Dolayısıyla, teokrasinin, faşizmin, kapitalizmin geçerli olduğu düzenlerde, insanın özgür iradesiyle hareket etmesi çok zorlaşır, neredeyse olanaksız hale gelir.

Bu düzenlerin ortak yönü, hastalıklı dünya görüşlerini toplumun tamamına dayatmalarıdır. Bu düzenlerde, özgür irade ve özgür seçim baskı altına girer.

***

Türkiye’de toplum, onlarca yıldır, bu hastalıklı ve özgürlük düşmanı dünya görüşlerinin altında ezilmektedir. Din, etnik kimlik ve para üzerinden, toplumun üzerinde büyük bir baskı ve sömürü ortamı oluşturulmuştur.

Bu ortamda halkın elinde kala kala, çok partili serbest seçimli parlamenter sistem kalmıştı. Vatandaş, teokrasinin, faşizmin ve kapitalizmin iktidarı altında ezilse de, en azından serbest seçimler üzerinden, geleceğini sınırlı bir ölçüde de olsa, belirleme olanağına veya umuduna sahipti.

Ancak AKP iktidarı döneminde, bu seçenek de halkın elinden alınmak üzeredir! 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinde bile, seçeneksizlik bir amaç ve alışkanlık haline getirilmemişti! Darbe yapan askerler, birkaç yıl içerisinde iktidarı sivil yönetimlere devrederek, çok partili serbest seçimli sisteme geri dönmüşlerdir.

Bugün yaşanan, çok daha farklı bir boyut taşımaktadır. AKP, 2007 yılında devreye soktuğu sivil darbeyi ve diktatörlük rejimini, sonsuza kadar sürdürmek için siyaset yapmaktadır!

Yazarın Son Yazıları

Tutsak kent

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, emperyalizme karşı yürüttüğü Kurtuluş Savaşı’nı kazanıp Cumhuriyeti kurduktan sonra, Ankara’yı Türkiye’nin başkenti yaptı.

Devamını Oku
06.07.2026
NATO’dan çıkış

1949 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne karşı emperyalist amaçlarla kurulan NATO adlı askeri ittifak örgütü, SSCB ve NATO’ya karşı bir tepki olarak kurulan “Varşova Paktı” yıkıldıktan sonra da varlığını sürdürdü.

Devamını Oku
04.07.2026
NATO

NATO adlı askeri ittifak örgütü, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1949 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dünyadaki etkisini kırmak için kuruldu.

Devamını Oku
29.06.2026
Ne yapmalı?

Türkiye’de halk, AKP iktidarının kurduğu baskı rejimine karşı nasıl mücadele edileceği konusunda bir çaresizlik yaşıyor.

Devamını Oku
27.06.2026
Müfettiş Kemal

Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkileri gasp edilerek hukuka aykırı biçimde AKP tarafından CHP’nin “yönetimine” getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’de yaptığı açıklamalar, Kılıçdaroğlu’nun çelişkilerini ve samimiyetsizliklerini bir kere daha ortaya çıkardı.

Devamını Oku
22.06.2026
Genel manzara ve yeni parti

AKP’nin “mutlak butlan” darbesiyle işbaşına gelen CHP’nin fiili kayyumu Kemal Kılıçdaroğlu, “göreve” atanır atanmaz, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e, kararın hukuka aykırı olduğunu, Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkilerinin gasp edildiğini, Özel’in dört ayrı kurultayda farklı delegeler tarafından seçilmiş genel başkan olduğunu, bu nedenle olağanüstü kurultayı acilen toplayacağını ve kendisinin de kurultayda aday olmayacağını aktarmış olsaydı, CHP’de bugün yaşananlar yaşanmayacağı gibi, Kılıçdaroğlu’nun iyi niyetli olduğu sonucuna da varılabilirdi.

Devamını Oku
20.06.2026