Zihni Göktay’a veda
Tolga Aydoğan
Son Köşe Yazıları

Zihni Göktay’a veda

09.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Zihni Göktay’ı uzun yıllar tiyatro sahnesinde, sinema perdesinde ve televizyon ekranlarında seyrettik. Onu ölümsüz kılan ve hafızalara kazınan ise 28 yıl boyunca oynadığı “Lüküs Hayat” opereti oldu.

Image

Göktay, Ocak ayında Ankara turnesine giderken dengesini kaybederek düşmüş, kalça kemiğini kırmış fakat mesleğine saygısından dolayı tekerlekli sandalyeyle sahneye çıkarak gösteriyi tamamlamıştı. Kalça kırığına bağlı olarak oluşan sağlık sorunları nedeniyle de birkaç gün önce aramızdan ayrıldı. 

Göktay için İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatrosu Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde tören düzenlendi, ardından da Karacahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Törende kızı Zeynep babasının kaleme aldığı bir yazıyı paylaştı. Zihni Göktay tiyatrocu olmak isteyen kızına seneler önce şunları yazmıştı:  

“Bana da 40 yıl önce babacığım destek olmuştu. Bu, bin bir zorluğuna rağmen seçmekten asla pişman olmadığım bu güzel sanata ilk adımı atmak için... Eğer bu bir bayrak yarışıysa, ben de sana ‘Yolun açık olsun’ diliyorum güzel kızım. Yalnız başa güreş. Amacın daima zirve olsun. En iyisi olmaya gayret göster. Yetenek yetmez; dürüstlük, ahlak, sorumluluk duygusu ve yılmadan, bıkmadan azimle çalışmak gerekir. Türkiye'de kadın olmak çok zor. Çalışan kadın olmak daha da zor. Çalışan tiyatrocu kadın olmak daha da zor. Tiyatrocu, evli ve anne bir kadın olmak ise çok, çok daha zor. Ben senin hepsini göğüsleyeceğine inanıyorum. Kendine ve seyircine olan saygın, tiyatroya olan saygının temelidir. Bunlar seni zirveye çıkaracaktır. Şimdilerde ‘Zihni Göktay'ın kızı Zeynep’ diyorlar. İleride ‘Zeynep Göktay'ın babası’ desinler bana. Zeynep, unutma; ben ve annen öldüğümüz gün bile sahneye çıkmak zorundasın. Ölümümüzü yaz tatiline getirmek elimizde değil. Bu, böyle bir sanattır. Güzellikler, şans ve başarı, geleceğinde ilerlediğin yolda sana yardımcı olsun; yoluna halı olsun ki bu dikenli yolda ayakların incinmesin. Hadi rastgele, babişkon.”

17 YIL ÖNCEKİ RÖPORTAJ

Zihni Göktay’ı 2009 senesinin soğuk bir ekim günü tanıdım. Zeynep’e “Baban turneye gelince bir röportaj yapmak istiyorum” demiştim. O da bizi 29 Ekim 2009 gecesi Ankara’da buluşturmuştu. O gece “Lüküs Hayat” oynanmıştı, büyük bir keyifle izlemiştim. Temsilden sonra Zihni Bey’le kaldığı otelin lobisinde görüşmüştük. Röportajın öznesi Ankara’ydı ve şöyle demişti: “Ben Ankara’da ilk kez profesyonel oldum. İlk profesyonel maaşımı Ankara’da aldım. Meydan Sahnesi’nde!”. Son sahnesi de Ankara’da oldu. 17 yıl önceki o röportajın tamamını vermek mümkün değil ama bir kısmını paylaşmak isterim:

Image

Image

TA: Zihni Göktay’ın Lüküs Hayat serüveni nasıl başladı?

ZG: 1984 Kasım’ında. Şehir Tiyatroları’nın Genel Sanat Yönetmeni Gencay Gürün’ün projesiydi. İBB Başkanı Bedrettin Dalan destek verdi. Şehir Tiyatrosu’nun orkestrası yoktu, bir kadrolu orkestra kuruldu. Oyuna Cemal Reşit Rey süpervizör oldu. Üç aylık prova döneminden sonra Haldun Dormen’in sihirli yönetimiyle Lüküs Hayat başladı. 

TA: Lüküs Hayat’ın Türk tiyatrosundaki önemi nedir?

ZG: Muhsin Ertuğrul ve arkadaşları Vasfi Rıza Zobu, Hazım Körmükçü, Behzat Butak gibi usta sanatçılar bir operet devrini başlattılar. O zamanların İstanbul valisi Muhittin Üstündağ “Sanki biraz daha sabun köpüğü, şampanya kabarcığı gibi oyunlar da gerekiyor mu acaba?” diye soruyor. Muhsin Bey de bu tür müzikli oyunlara iyi gözle bakmıyor ama ne yapsın bütçeyi belediye tayin ettiği için kıramıyor. Bunun üzerine Fransa’da müziği bol sözü az olan bir revü varmış, bir de Dolce Vita… İkisinden esinlenmişler, Lüküs Hayat’ı yapmışlar. Bizim de elimizde Hazım Körmükçü, Bedia Hanım, Vasfi Bey, Refik Kemal Arduman, Şevkiye May, Halide Pişkin gibi bir komedi kadrosu var. Operet devri 1932’de “Üç Saat” operetiyle başlıyor. Bu tutunca, arkasından “Lüküs Hayat” başlıyor ve dört sene oynuyor. “Lüküs Hayat” İstanbul’un bir parçası oldu. Vefa Bozası, Kanlıca Yoğurdu, Emirgan Çınaraltı Çayı, Alibeyköy Mısırı, Yedikule Marulu gibi İstanbul’un folklorik özelliği gibi oldu. 

TA: Kızınız da sizin yolunuzda, sizden etkilendiğini düşünüyor musunuz? 

ZG: Kesinlikle. Lisede merak sardı, tiyatro koluna girdi. Konuştuk, Türkiye’de kadın olmanın, tiyatrocu olmanın zorluğunu ve en önemlisi tiyatrocu kadın olmanın zorluğunu anlattım. Annemin vefatında matine - suare, iki oyun oynadım o gün. “Annemi ağlayarak gömdüm, mezarlıktan çıkıp tiyatroda insanları güldürdüm böyle şeylere hazırlıklı ol” dedim. Tiyatroculuk zor bir meslektir. Zeynep, Lüküs Hayat’ın prömiyerinde doğdu. Oyunda sevgilimin adı Zeynep ya, Suna Ablam da “Adını Zeynep koyalım” dedi. Kızım Zeynep’in isim anası da Suna Pekuysal’dır. Zeynep’le aynı yaşta Lüküs Hayat da devam edip gidiyor. 

TA: Örnek aldığınız isimler kimlerdir?

ZG: Sahne disiplinini, tiyatro etiğini Türk tiyatrosunun başöğretmeni Muhsin Ertuğrul’dan, oyunculukta İsmail Dümbüllü’den, Muammer Karaca’dan, Vasfi Rıza Zobu’dan, Ulvi Uraz’dan, Avni Dilligil’den feyiz aldım. Sonra Müşfik Ağabeyimiz (Kenter), Yıldız Abla (Kenter) onları örnek aldık. Gazanfer Ağabey (Özcan), Nejat Ağabey (Uygur), Erol Günaydın bize ağabeylik ettiler. 

TA: Bugün sahnede herkes gülerken birden gözleriniz doldu, sizi etkileyen neydi?

ZG: Çünkü ön sırada oturan bir seyirci, oyun sırasında tabağa işlenmiş bir Atatürk fotoğrafını gönderdi sahneye. Ben de onu alınca duygulandım ve aynen şunu söyledim “Şu an siz bu tiyatroda beni alkışlıyorsanız ben de sizlere bir şeyler anlatabiliyorsam, bu mavi gözlü adam sayesinde”. Seyirci alkışlamaya başladı, gözyaşlarımı tutamadım. Oyuncu arkadaşlar ağlıyor, seyirciler ağlıyor. Böyle bir güzellik yaşandı. İşte Ankara seyircisinin farkı budur. Ulu Önderin cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’da konservatuarı kurdurmasıyla muazzam bir bilinçli seyirci yetişmiş ve devam ediyor.

TA: Ankara’yla ilgili bir anınız var mıdır?

ZG: 1964’te Ankara’ya geldiğimde Hergele Meydanı’nda Erciş Palas Oteli’nde kalıyordum. Bir ekim ayıydı. Cebimde elli lira para vardı. Babam anca o kadar para verebilmişti. Yetmiş lira da eniştem vermişti. On gün dayandım o parayla. Sonra otel kâtibi ‘Şimdiye kadar biriken borcunu öde ondan sonra otele gir’ dedi. Tabii ödeyemedim ve giremedim otele. Bir arkadaşımı da askere aldılar, ertesi gün onun yerine oyuna çıkacağım. Teksti ezberlemem gerek. Gecenin bir yarısı Ulus’ta Hergele Meydanı’nda öylece kala kaldım. Ne yapayım derken Ankara Garı’na gittim. Bekleme salonunda oyunu ezberlemeye başladım. Saat 02:00 gibi salonu kapattılar. Beni dışarı çıkardılar. Peronda Ankara’nın o ayazında sabaha kadar gaz lambasının altında rolümü ezberledim. Ertesi gün oynadım ama hasta oldum. Zatürre başlangıcı! Ankara’yla ilgili böyle bir anım var, hüzünle başladı Ankara benim için…” 

Ankara, Göktay için hep özeldi. Türk milleti ve Türk tiyatrosu için de Zihni Göktay hep özel kalacak. 

Lüküs bir hayat yaşamadı ama yıllarca Lüküs Hayat’ı oynadı, Türk tiyatrosuna iki evlat kazandırdı. Oğlu Ömer veda töreninde "Babamın gözü açık gitmedi. Vasiyeti bizi tiyatro sahnelerinde görmekti, biz de onu yerine getiriyoruz" derken Zeynep de “Çok kişinin kalbine çok güzel tohumlar serpti ve bugün bunu daha da net görüyorum” dedi. 

Herkesin sevdiği ve herkesin saygı duyduğu o özel bir isim ayrıldı aramızdan. Huzurla uyusun… 

Yazarın Son Yazıları

Figaro'nun Düğümü

Geçen akşam Büyük Tiyatro Opera Sahnesinde “Figaro’nun Düğünü” operasının prömiyerindeydik.

Devamını Oku
09.10.2026
Köşebaşı ve Ahmet Kutsi Tecer

1937 senesinde Ahmet Kutsi Tecer ve eşi Meliha Hanım’ın yolu Ankara ile kesişir.

Devamını Oku
02.10.2026
Şevket Rado ve Doğan Kardeş

Şimdi 1930-1940’lar Ankara’sına gitme imkânı olsaydı Karaoğlan Meydanı’nda sıralanmış dükkanların en başında bulunan İstanbul Pastanesi’nde edebiyatçıları görürdünüz.

Devamını Oku
25.09.2026
Ankara’nın kuruluşunu anlatan sergi

Osmanlı dönemi Ankara’sı bir ticaret kentidir ve bu ticaretin ana kaynağı da Ankara keçisinden elde sof kumaşıdır.

Devamını Oku
18.09.2026
9 Eylül ve İzmir’e giren komutanlar

3 Kasım 1948 günü Cumhuriyet Gazetesi’nin ikinci sayfasında emekli süvari subayı Behçet Bağatır’ın bir mektubu yayınlanır ve şöyle bir çağrıda bulunur...

Devamını Oku
09.09.2026
Bozcaada’nın sesleri

Geçtiğimiz ay vizyona giren Odyssey filminde Bozcaada yani Tenedos’tan da bahsedildiğini filmi izleyenler anımsayabilir.

Devamını Oku
04.09.2026
Hatıralar ışığında 30 Ağustos

Türk ordusunun 9 Eylül günü İzmir’e girişinden önce “Armutlu” köyünde yaşananlar, Türk milletinin bu zafere ve Mustafa Kemal Paşa’ya olan inancını ve minnettarlığını gözler önüne serer.

Devamını Oku
30.08.2026
Burhaniye Cahit Sıtkı Müzesi

Geçtiğimiz aylarda bir müzayedede önemli bir Türk yazarının fotoğrafını fark ettim.

Devamını Oku
21.08.2026
Rumeli Türküleri ve Atatürk

Atatürk’ün içinde Rumeli’ye karşı hep bir özlem vardır.

Devamını Oku
15.08.2026
Gaip romancı

6 Haziran 1936 günü Ağaç Dergisinde bir ilan çıkar “Gaip Aranıyor” başlığı ile… Denir ki:

Devamını Oku
07.08.2026
Cumhuriyetin kızları

Türk kadınının hak arayışı II. Meşrutiyet ile hız kazanır.

Devamını Oku
31.07.2026
Varlık 93 yaşında

Yaşar Nabi Nayır’ın kültür hayatımıza en büyük katkısı elbette Varlık’tır.

Devamını Oku
22.07.2026
Zihni Göktay’a veda

Zihni Göktay’ı uzun yıllar tiyatro sahnesinde, sinema perdesinde ve televizyon ekranlarında seyrettik.

Devamını Oku
09.07.2026
Edebiyatın Başkenti Ankara

1915 senesinde Çanakkale Savaşları sırasında İstanbul’dan cepheye bir heyet gider.

Devamını Oku
03.07.2026
Müzik sadece müzik değildir

Azerbaycan’dan Haydar, Moskova’dan Lena, Ukrayna’dan Maria, Tahran’dan Mehran, Gebze’den İnci, Kayseri’den Kübra, Başakşehir’den Tuğba, Ankara'dan Gülsemin ve adını bilmediğimiz binlerce kişi.

Devamını Oku
28.06.2026
Orhan Veli'nin yarım milyonluk kitabı

Son günlerde bir tartışma aldı gidiyor

Devamını Oku
25.06.2026
Bilime Adanmış Bir Ömür: Erdal İnönü

6 Haziran günü Erdal İnönü’nün 100. doğum günüydü.

Devamını Oku
09.06.2026
“Yoooh Canım”

Geçen akşam sözleştik arkadaşla, oturduk, sohbet muhabbet...

Devamını Oku
05.06.2026
Nezihe’nin kadife bayramlığı

Ülke gündemi karışık.

Devamını Oku
27.05.2026
Bandırma Vapuru’nun fotoğrafı

1 Temmuz 1927…

Devamını Oku
19.05.2026
“Bir şey mi yapacaksın Kemal?”

Bundan 107 sene önce bugün…

Devamını Oku
14.05.2026
Kayıp Edebiyat

3 Kasım 1951 günü Nurullah Ataç Ankara’dan İstanbul’daki Yaşar Nabi’ye bir mektup gönderir ve bir defterden bahseder.

Devamını Oku
08.05.2026
“ELÇİ”

22 Nisan Çarşamba günü Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nda ATAM Başkanı Sayın Ahmet Kılınç'ın davetiyle “Millî Mücadele’den Günümüze Ankara’daki Diplomatik Misyonlar ve Elçilik Binaları” başlıklı konferansta elçilikleri anlattık.

Devamını Oku
25.04.2026
Sorun nerede?

Geçen hafta Ankara Kitap Fuarı’ndaydık.

Devamını Oku
17.04.2026
Ay'a seyahat

“Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık”

Devamını Oku
10.04.2026
İlk kütüphanemiz nasıl doğdu?

İlk kütüphanemiz nasıl doğdu?

Devamını Oku
02.04.2026
Dinolar ve Kemaller

Adana’daydık iki gün önce.

Devamını Oku
27.03.2026
“Nerede o eski bayramlar”

“Nerede o eski bayramlar?” diyen çok tabii günümüzde. Bayram denince ilk akla gelen de bayramlık, bayram harçlığı ve çocuklar… Devir değişti, zamane çocukları da kapıya gelip şeker istemiyor artık.

Devamını Oku
19.03.2026
Sosyal medya ve Atatürk

Melih Cevdet’in anılarını kaleme aldığı kitabında bazı dostlarının vefatından duyduğu üzüntüden bahsetmiştir.

Devamını Oku
13.03.2026
Celal Hoca

Mayıs 1934, Çankaya Köşkü.

Devamını Oku
05.03.2026
“Atatürk’ün Çeşmesi” Koruma Altında

“Atatürk’ün Çeşmesi” Koruma Altında

Devamını Oku
27.02.2026
Müze olmasını istemişti: Orhan Veli’nin doğduğu ev satışta

Orhan Veli Kanık, Türk şiirine yeni bir soluk getirmiş, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte başlattığı “Garip” akımı ile sadeleşmeyi savunmuş; vezin, aruz, kafiyeyi atarak yepyeni bir anlayışı Türk şiirine sokmuştur.

Devamını Oku
20.02.2026
Keçiören ve Atatürk

Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya geldiğinde coşkuyla karşılanır ve Hükümet Konağı’nda soluklandıktan sonra Keçiören’deki Ziraat Mektebi’ne yerleşir.

Devamını Oku
13.02.2026
Amanullah Han'ın gözyaşları

Taliban yönetiminin Afganistan genelinde uygulanacak olan yeni kararları gündemi meşgul etmekte.

Devamını Oku
30.01.2026
Lucia Di Lammermoor ve Gencer

1929 Ekonomik Buhranı’nın ardından yerli mallar önem kazanmış, bu nedenle Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kurulmuş, 1930-1932 yılları arasında Ankara’da Türk Ocağı ve Evkaf Apartmanı’nda yerli ürünlerden oluşan sergiler açılmıştır.

Devamını Oku
18.01.2026
Mesut İktu’ya veda

Mesut İktu 3 Ocak 2026 günü aramızdan ayrıldı.

Devamını Oku
08.01.2026
“20 Yumurta, 10 Ekmek, 1 Okka Peynir”

“20 Yumurta, 10 Ekmek, 1 Okka Peynir”

Devamını Oku
30.12.2025
Nazım, Kuvayi Milliye Destanı ve Melih Bey

Nazım, Kuvayi Milliye Destanı ve Melih Bey

Devamını Oku
12.12.2025
“Atatürk ve Çallı’nın Tehlikeli Bir Tablosu”

“Atatürk ve Çallı’nın Tehlikeli Bir Tablosu”

Devamını Oku
05.12.2025
Karanlığı aydınlatanlar

Karanlığı aydınlatanlar

Devamını Oku
24.11.2025