Gülüşü kaybolmayan halk yenilmez - Cem Alptekin
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Gülüşü kaybolmayan halk yenilmez - Cem Alptekin

09.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Image

Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde geçen “600’lü yıllarda dördüncü kitaba son kitap demek iddialı bir çıkış” şakası, tam da felsefi ve sosyolojik anlamda dinsel bir dogmanın insan zihni ve zaman algısı üzerindeki etkisiyle oynayan bir kara mizah örneğidir. Hukuki açıdan bakıldığında bu tür bir mizahın suç teşkil edip etmeyeceği, Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları çerçevesinde incelenir. Bu doğrultuda söz konusu şakanın ceza hukukundaki karşılığı TCK 216/3. madde ile hükme bağlanan “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçudur. Ancak bir ifadenin ya da mizahi unsurun bu suçu oluşturabilmesi için kanun koyucu çok katı ve kümülatif (hepsi bir arada bulunması gereken) koşullar aramıştır:

- Aşağılama kastı ve niteliği: Maddede geçen “aşağılama” ifadesi; değersizleştirme, küçük düşürme, hakaret veya nefret uyandırma amacını taşımalıdır. Bir inanç esasının mantıksal, zamansal ya da sosyolojik durumuna yönelik uyumsuzlukları ortaya çıkaran eleştirel mizah, tek başına “aşağılama” olarak kabul edilmez. Şakada doğrudan kutsal değerlere (Kuran, Allah veya peygamber) yönelik hakaretamiz, sinkaflı veya kasıtlı olarak küçük düşürücü bir kelime veya tavır yer almamaktadır.

- “Kamu barışını bozmaya elverişlilik” şartı (En Kritik Eşik): Burada TCK md. 216/3’ün uygulanabilmesi için ifadenin sadece toplumu rahatsız etmesi yetmez; kamu barışını bozmaya elverişli somut bir tehlike yaratması gerekir. Yani ifadenin ardından toplumda bir infial, kamu düzeninin bozulması veya şiddet eğiliminin baş göstermesi gibi objektif olarak ölçülebilir bir tehlikenin doğmuş olması aranır.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE SANAT/MİZAH KORUMASI 

Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında, mizahın ve özellikle stand-up gibi hiciv sanatlarının sınırları çok daha geniş çizilmiştir.

İfade özgürlüğü sadece hoşumuza giden, zararsız fikirleri değil; aynı zamanda devletin veya toplumun bir kesiminin “rahatsız edici, şoke edici veya sarsıcı” bulduğu düşünceleri de kapsar. Hiciv ve komedi, doğası gereği abartı ve çarpıtma içerir.

Yargıtay’ın da benimsediği genel yaklaşıma göre, dinsel hassasiyetleri incitici veya bazı inananları rahatsız edici nitelikteki espriler eleştiri sınırları içinde kalıyorsa, şiddete çağrı içermiyorsa ve nefret söylemine varmıyorsa suç oluşturmaz. Söz konusu ifade bir bütün olarak incelendiğinde; Kuran’ın kronolojik açıdan son kitap ilan edilmesindeki tarihsel iddia ve keskinliği ile “son” kelimesinin mutlaklığı üzerine kurulu yapısal bir ironiyi barındırmaktadır.

Bu bağlamda espride: 

- Şiddete teşvik veya nefret söylemi yoktur (Bu nedenle TCK md. 216/1 - Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu oluşmaz).

- Kutsal değerlere doğrudan küfür, hakaret veya nitelikli küçümseme yoktur.

- Kamu barışını somut olarak tehlikeye atan bir durum mevcut değildir.

Hukuken bazı kesimlerin espriden hoşnut kalmaması, kırılması veya bunu “saygısızlık” olarak nitelendirmesi, o ifadenin ceza hukuku anlamında bir “suç” olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla, mevcut ceza hukuku standartları ve yüksek mahkeme içtihatları dikkate alındığında, bu eleştirel mizahın herhangi bir suçun yasal unsurlarını oluşturmadığı apaçık ortadadır.

Peki öyleyse tüm bu olan biten, bir bardak suda kopartılan kıyamet nedir?

KISSADAN HİSSE 

Umberto Eco’nun Gülün Adı romanındaki o gizemli, sayfaları zehirli kitap, aslında insanlık tarihinin en büyük kayıplarından birine yapılan muazzam bir kurgusal atıftır: Aristo’nun Poetika eserinin kayıp olan “Komedi” (İkinci) kitabı.

Romandaki en can alıcı anekdot ve kırılma noktası, kör başrahip Jorge von Burgos ile amansız bir gerçeğin peşinde olan Baskervilleli William’ın gizli kütüphanede karşı karşıya geldiği final sahnesidir. Bu sahnede kitabın neden zehirlendiğine ilişkin yapılan tartışma, romanın tüm felsefi ve teolojik çatışmasını özetler: Kör rahip Jorge, Aristo’nun komedi üzerine yazdığı bu kitabın gün yüzüne çıkmasını engellemek için sayfalarına zehir sürmüştür. Çünkü ona göre gülmek, kilisenin ve tanrı korkusunun önündeki en büyük tehdittir.

William, Jorge’yi köşeye sıkıştırdığında aralarında şu sarsıcı diyalog (ve felsefi düello) yaşanır: Jorge: “Gülme, köylünün eğlencesidir, şarapla sarhoş olanın hakkıdır... Ama burada, bu kitapta (Aristo’yu kastederek) gülme bir sanat haline getiriliyor, felsefenin kapıları ona açılıyor!.. Eğer bu kitap serbest kalırsa, insanlar tanrı korkusu olmadan da gülebileceklerini görecekler. Korkunun olmadığı yerde ise kiliseye ihtiyaç kalmaz.”

Mizah güldürür; gülmek devrimci bir eylemdir. Otokrasi ise karşıdevrimcidir; o nedenle mizahı da neşesi de yoktur. Engizisyon egemenlerin silahı ise mizah halkın en güçlü silahıdır.

O gün korkuyu alt ederek “kilise”nin iktidarını sarsan mizahın bugün de egemenlerin en büyük kâbusu olması bundandır.

Gülüşü kaybolmayan halk yenilmez.

AV. CEM ALPTEKİN

YAZAR, LAİKLİK MECLİSİ YK ÜYESİ