Deniz’in mektubu

Deniz’in mektubu

09.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Deniz Göktaş yıllardır sahnelerden sanatını icra ederken kitlelere söyledikleri nedeniyle hapse atılmadı.

Duyduğunu/okuduğunu anlamayanlar kışkırtılıp hücuma geçirildiği için; dikkatler yaşadığımız rezilliklerden uzaklaştırılmak istendiği için; başkalarına gözdağı vermek için; başta kendisi olmak üzere her kesimi eleştirdiği ve bunu kitleleri etkilemekte en güçlü silah olan mizahla yaptığı için; mizah ve eleştiriden ölesiye korkanlar nedeniyle cezalandırıldı.

Kuyu tipi hapishaneden yazdığı mektup, onun en yeni başarısı. Bir bölümünü paylaşıyorum. İçinize sindirerek okuyun. Ben gülümseyerek ve keskin zekâsına hayran olarak, bir de genzim yanarak okudum. Kimi tümcelerin altını çizmek ve arabaşlıklar benden.

KURMACA DEĞİL BELGESEL 

Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “Ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “Arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzakarka açıyı yayınlayabilmişler.

Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın.

Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. Ve “Bir Zamanlar Anadolu”da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.

ANNEM BABAM

Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “Ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi.

Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın. Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “Yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.

HALK BENİ ANLADI 

Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.

Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile “ama bunu yanlış anlarlar mı?”, “burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?” kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.

Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü.

“Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN. Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.

Evet. Mektubunu dışarıdaki bizlere kolaylıklar dileyerek bitirmiş Deniz Göktaş. Tüm sevenlerinin sık sık tekrarladığı gibi: “Aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!”

NOT: Ömrünü sanatına adamış eşsiz tiyatro insanı Zihni Göktay’ı sonsuzluğa uğurladık. Tüm sevenlerine ve tiyatromuza sabırlar dilerim.