Belleğim 65 yıl öncesine gidiyor! 9 Temmuz 1961 günü, kurucu Meclis’in hazırlayıp kabul ettiği 1961 Anayasası halkoylamasına sunulmuştu ve yurttaşlar sandık başındaydılar. 27 Mayıs 1960 devriminden sonra oldukça demokratik biçimde sivil toplum ve meslek örgütleri tarafından seçimle oluşturulan kurucu Meclis, en yaşlı üye Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk tarafından açılmış ve başkanlığa Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Kâzım Orbay seçilmişti. En genç divan üyesi de Alev Coşkun’du.
O tarihte CHP Ankara İl Gençlik Kolu başkanıydım. Arkadaşlarımla birlikte sandıklardaki temsilcilere kumanya dağıtıyorduk. Kıvançlıydık çünkü CHP’nin 1959 kurultayında açıklanan “İlk Hedefler Beyannamesi”ndeki yargı bağımsızlığı, üniversite özerliği, yansız radyo, Anayasa Mahkemesi, Senato, Basın İlan Kurumu gerçek oluyor, “sosyal devlet” kavramı ilk kez Anayasaya giriyor ve yine ilk kez sendikal hak ve özgürlükler, grevli toplusözleşmeli işçi hakları çalışma yaşamını taçlandırıyordu. Bugün de dünyadaki değeri tartışmasız kabul edilen 1961 Anayasası 27 Mayıs’ın ulusumuza armağanıydı. Kanımca Köy Enstitüleri kapatılmasa ve 1961 Anayasası tastamam uygulansa, ulusal kalkınmamız ve uluslararası saygınlığımız bugünkünden çok farklı olurdu.
Akşama doğru alınan sonuçlar ilginçti. Anayasaya yüzde 61.7 oranında evet, yüzde 38.3 oranında hayır oyu çıkmıştı. İşçilerin yoğun olduğu Kocaeli, Sakarya ve Zonguldak illeri grevli, toplusözleşmeli çalışma yaşamı getiren Anayasaya hayır demişti! Ülkenin her dönem ileriye açık batı illeri İzmir, Manisa, Aydın, Muğla, Kütahya, Bursa ile Samsun’dan çıkan hayır oyları yüzde ellinin üstündeydi. Kırsal kesimde hem katılım hem de hayır oyları yüksekti. Ülkenin aydınları ve o günkü Babiali yazarları ikilem içinde kalmışlardı. Anayasanın geçtiğine seviniyor, yüksek orandaki hayır oylarına yüksünüyorlardı. Her seçimden sonra olduğu gibi bazı üsten bakanlar ise bu sonuçlardan seçmeni ve halkı sorumlu görüyorlardı!
‘ZAMAN EN BÜYÜK HAKEMDİR’
Aradan 65 yıl geçti. Çok kez yinelendiği gibi zaman en büyük hakemdir. Olaya soğukkanlı, nesnel ve bilimsel baktığımızda sonuçları gerçek anlamda yorumlamak olasıdır. Oylara etkin olan iki unsurdan söz edebiliriz. Birincisi, bu Anayasa ne kadar mükemmel olursa olsun toplum iradesinin tamamını yansıtmamaktaydı. Kurucu Meclis’in oluşumunda iki parti vardı. CHP 49, CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) 25 üye ile temsil ediliyorlardı. İktidardan düşürülen Demokrat Parti ise bir üyesinin istemi üzerine Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kapatılmıştı! Üstüne üstlük Demokrat Parti’ye oy verenler basında ve kamuoyunda “Düşükler, kuyruklar” sıfatıyla aşağılanıyorlardı! Ayrıca demokrasi tarihimize bir kara leke ve hukuk cinayeti olarak geçen Yassıada Mahkemeleri “Köpek” ve “Bebek” dosyalarına bakıyordu!
Böyle bir kaos ortamında seçmenden duysal davranmamasını istemek büyük bir haksızlık olurdu. 65 yıl sonra Kocaeli, Sakarya ve Zonguldak işçilerinin grevli toplusözleşmeye değil Yassıada mahkemelerine hayır dediklerini yorumlamak daha isabetli olur kanısındayım. İzmir ve civarındaki Ege ve Marmara illerine gelince… Onlar son genel seçimde (1957) Demokrat Parti’ye (DP) oy veren seçim bölgeleriydi. Partileri kapatılan, her gün kuyruk ve düşük nitelemeleriyle horlanan yurttaşlardan Anayasanın hukuksal değerlendirmesini istemek haksızlık olmaz mıydı? Onlar da Anayasaya değil, Yassıada mahkemelerine hayır diyorlardı!
‘YENİ ANAYASA KONUSU’
Sonuçta anlaşılıyor ki genellikle tüm kesimlerin oydaşmasına (mutabakatına) dayanan ve sınıflar arası bir sözleşme niteliğindeki anayasanın toplumun tamamına yakın desteğini alması “olmazsa olmaz” bir koşuldur. Ortadan ikiye ayrılmış görüntüdeki seçmen tablosundan jilet farkıyla çıkan anayasanın uzun ömürlü olması hatta kabul görmesi beklenemez.
Günümüze gelince… Çeşitli transferlerle zar zor oluşturulan milletvekilleri tarafından 400 oyla Meclis’ten geçirilen bir anayasa daha çıkmadan meşruiyeti tartışılan bir belge olacaktır. Hele son derece kutuplaşmış bir topluma, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını yok sayan bir iktidar tarafından, hangi gerekçeyle olursa olsun dayatılacak bir metnin “mutlak butlanla” sonuçlanması kaçınılmazdır!
KEMAL ANADOL
ESKİ CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ