NATO-Silivri hattı

NATO-Silivri hattı

09.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Gündem nedir? Şu anda Dünya’ya sorarsanız, ana gündem Dünya Kupası’dır. Futbolun yeryüzünü gece gündüz sarstığı dönemde, her türlü sürprizli sonuçla milyonlar kâh oturup kâh kalkar… İkinci büyük gündem, Londra’da Wimbledon Tenis turnuvasıdır. NATO‘da neler konuşulacağı ise, dünya halklarının çoğunluğu için arkadan gelen “sözde” en büyük gündemdir. Çünkü halklar, NATO buluşmasının kendilerine nasıl faydası olacağını, neleri iyileştireceğini, nasıl bir barış getirebileceğini pek göremezler. Siyasetçilere pek bir güven kalmadığından, bu buluşmaların iki yüzlü çıkar ilişkilerinin öne çıkmasından başka bir şey yansıtmayacağına inanırlar, birçoğu olan biteni uzaktan yan gözle izlemeyi tercih ederler. Sözde “mutlu aile fotoğrafını” geniş planda fazla heyecan duymadan, hatta dudak bükerek izlerler…

FUTBOLDAN SİYASETE, TİK-TOK’A TRUMP İNCİLERİ

Dünya, “yeni çıkarlar evreni”nde Trump gibi bir tartışmalı kişiliğin, futbolun tüm yerleşik kurallarını bir telefonda yok ederek, dünya futbol federasyonu FIFA’nın “sözde” başkanı Infantino’ya kurduğu baskıyla, Amerikalı futbolcu Folarin Bolagun’un gördüğü kırmızı kartın iptalini sağladığını geçen hafta sonu ibretle izlemiştir. Ben bu kırmızı kartın iptal edildiği haberini, birlikte bir grup sergisi açtığım iki ressam arkadaşım, Yusuf Taktak ve Emre Zeytinoğlu ile beraber Ayvalık’ta aldım. Meslektaşlarıma hemen şunu söyledim: “Kesin Trump, FIFA Başkanı Infantino’yu aramıştır, o da kurallarda ne yazdığına bakmadan anında uygulamıştır”. Sonra bu tahminimin doğru olduğu ve olayın aynen böyle yaşandığı ayyuka çıktı! Gerçekten bu haberleri izlerken aklıma neler geldi neler… Türkiye’de iktidar yargının bağımsız olduğunu iddia ettiğine göre, acaba Türkiye’de İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçilirken, zarflardaki dört oydan birisinin hatalı olduğu gibi bir Zihni Sinir fikrini, aynı Amerikalı beyinler mi tasarlamışlardır? Kim kime bakmıştır bilmiyorum, ama üzüm üzüme baka baka kararır, bu bilinen bir gerçektir coğrafyamızda…

Trump, büyük NATO buluşmasında daha Bismillah derken (!) sayısız çam devirdi! Birçok değerli görüşünü öğrenmiş olduk kendisinden: “TikTok’ta müthiş bir etkileşim alanım var, milyarlar beni izliyor / İspanya umutsuz bir vakadır, artık oraya gitmeyin / İranlılar yalancı pislik ve hasta insanlar / Erdoğan’ı çok seviyorum. Bana kırmızı halı serdi / Erdoğan Bibi’yi (Benjamin Netanyahu) sevmiyor, Bibi de Erdoğan’ı sevmiyor, ama ben Bibi’yi seviyorum / Grönland’ı geri vermemeliydik”. Tabi bu yazı önünüze gelene kadar, kim bilir daha hangi yeniler inciler dökecek ortaya! Ben ömrümde böyle bir insana daha rastlamadım. Bir yandan aklına esen zamanda, aklına estiği ülkeye baskın veya bombalama yapıyor, bir yandan onlarla müzakereler yapıp kendisini Kissinger gibi bir arabulucu zannediyor, bir yandan da önümüzdeki yılın Nobel Barış ödülünü almak için taktikler geliştiriyor (!) Trump’a tavsiyem, dünya halklarının ezici çoğunluğu neden kendisi yerine İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’i coşkuyla seviyor ve tercih ediyor, biraz araştırsın. 

TÜRKİYE’NİN GERÇEK GÜNDEMİ SİLİVRİ’DE!

Türkiye’nin gerçek gündemi ise tabii ki daha farklı. İşgal altındaki CHP’nin butlan kadrosu, büyük bir inatla olağanüstü kurultayı toplamamak için direnirken, binlerce sayfalık bir iddianame ile suçlanan ve 1,5 yıldır cezaevinde gün sayan, aylardır İBB davasında gizli tanıklar ve her gün fikrini değiştiren yalancı şahitlere karşı mantığını ve ruhunu korumaya çalışan Ekrem İmamoğlu, savunmasını aylarca beklemiş olmasına rağmen sadece iki güne sıkıştırmaya zorlanmakta, anlaşılmaz bir şekilde bu kutsal hakkını kullanamadan davanın oldu bittiye getirilişini izlemeye zorlanmaktadır. İmamoğlu savunmasının, NATO buluşmaları ile aynı haftaya denk getirilmesi ne anlam taşımaktadır? İmamoğlu’nun tepkilerinin halka ve medyaya ulaşmaması için mi bu yol seçilmiştir? 

Ekrem İmamoğlu evvelsi gün, savunmasını şekillendirmek için nasıl bir baskı altında çalıştığını ve nasıl engellendiğini şu sözlerle aktardı: “Benim ismimle kurulan iddianamenin görüşüldüğü mahkemeye katılmamın engellenmesi çok ağır bir hak ihlalidir, düşman hukukunun zirvesidir. Mahkeme, iddianamede en fazla suç isnat edilen kişilerin ve avukatlarının savunmalarını kısıtlamakta, yok saymaktadır. Bu durum asrın hukuksuzluğu olan İBB davasının, tümüyle çökmüş bir yargısız infaz yığınına döndüğünün ispatıdır. Dava açıldıktan sonra doğal yargıç ilkesi hiçe sayılarak dizayn edilen, bu sebeple bağımsızlığı ve tarafsızlığından asla söz edilemeyecek mahkeme heyeti, bugün itibarıyla görünürde bile olsa yargılama faaliyetinden tümden vazgeçmiştir”. Dün ise ne yazık ki bunları hem teyit eden hem de aşan şekilde İmamoğlu’nun savunma hakları için mücadele etmesine fırsat verilmeden, kendisi jandarma zoruyla salondan çıkarılmakla tehdit edilmiş, İmamoğlu durumu protesto ederek kendisi oradan ayrılmıştır.

Ülkede hukukun geldiği durum bundan daha iyi özetlenemez: Hakkında binlerce sayfa iddianame olan, 1,5 yıldır cezaevinde yatan, 143 eylemden şüpheli görülen ve 4 aydır haftada dört gün mahkemeye çıkıp bütün İBB davasında yargılanan ve yargılanan arkadaşlarına destek veren, hakime ve iddialara yanıt veren İmamoğlu‘nun, hakkındaki bu kadar uzun ve sayısız başlıktaki davalara “ciddi olarak” bir buçuk günde toplu savunma yapması isteniyor! El insaf! İleride bu dönemin oyunları yapıldığında, insanlar bu kararları alanlar hakkında ne düşünürler, varın siz tahmin edin!

OSMANLI VURGUSU İLE FARKLI TÜRKİYE İMAJI…

İşte bu noktadan itibaren, NATO buluşmasında yaşanan olağandışı seçkilerle ülkemizdeki anti-demokratik sarmal arasında toplu yorumlar yaparak, bu gidişatta paralellikler bulmak mümkün olabilecektir. NATO buluşmasına gelen liderlerin programına bu kez toplu bir Anıtkabir resmi ziyareti konulmamıştır. Yani genel teamüller ters yüz edilmiş, daha önce Obama ve Clinton’un, diğer Avrupa liderlerinin geleneksel ve en önemli durakları yok edilmiş! Yabancı konuklara dağıtılan havalı, özel basılmış resmi 5 TL’lerin bir yüzünde 5 Türk Lirası ibaresi bulunurken, diğer yüzünde NATO hatırası yazıları ve Külliye’nin grafik görseli yer almakta. Yani Atatürk ve/veya Anıtkabir bu özel parada bile yer bulamamış kendine! Bu da yetmemiş, Beştepe Sarayı’nın önündeki törenlerde, her çeşit görkemli ve gösterişli yeniçeri askeri yerini almış! Bu ağır imaj değişikliklerine ülke içinden bir örnek de, müfredatta Kurtuluş Savaşı’nın adının “Milli Mücadele” olarak değiştirilmesi inadı! Ve tabii buna ekleyebileceğimiz sayısız başka gelişme var. Bu sütunda size çeyrek asırdır her hafta yazdıklarımdan istediğiniz demeti seçip ekleyebilirsiniz! 

Uzun lafın kısası, Dünya’ya artık sözde yeni sürüm, Osmanlı modeli bir farklı Türkiye’nin sinyalleri veriliyor. Trump’ın kendisinin de zaten pek heveslisi olmadığı “Demokrasi” kelimesi adeta bir fazlalık gibi, gereksiz bir tanımlama olarak ortalıkta laf olsun, dostlar alışverişte görsün diye uluslararası alanda gezdiriliyor, hepsi bu! Türkiye’de artık adı tam olarak konmamış tek adam merkezli bir rejimin görselleri, şatafatı ve gösterişi NATO buluşması vesilesiyle adeta dünyanın gözüne sokuluyor.

Sanki bütün o buluşmalarda iki lider arasında şu konuşmalar geçiyor: “Sen bizim durumları kurcalama! İyi biliyorsun ki ben senin dediklerini yapıyorum. Zaten daha dün kendin hatırlatmadın mı rahip Bronson olayını? Senin Bibi’yi ben bir-iki azarlarım, sen arada okşarsın, diğer müttefiklerin zaten ne istesen homurdansalar da imzalıyorlar, pek dert olmuyor. Böyle kaynatır gideriz işte!”

Yoksa siz başka bir duyum mu aldınız?