1 Mart tezkeresine dönüş!
Mustafa Balbay
Son Köşe Yazıları

1 Mart tezkeresine dönüş!

09.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

NATO’nun Ankara zirvesi önümüzdeki görünür geleceğin gündemini belirleyecek bir sürecin başlangıcı oldu.

Sonuç bildirgesinde iki ana konu vardı:

Rusya ve İran...

Biri Karadeniz komşumuz, biri doğu komşumuz.

Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra Rusya ile NATO ilişkileri neredeyse ortaklığa giden bir ılımlı yola girmişti. NATO baktı ki bu yol kendi ayağına kurşun sıkmak olacak, kendisini işlevsizleştirme tehlikesi var; yeniden tehdit politikasına geçti.

İran’la en son 28 Şubat’ta ABD’nin başlattığı savaş ABD’nin istediği gibi sonuçlanmadı. Trump şimdi İran’ı NATO’nun ana konusu yapmak üzere yola çıktı.

Trump’ın, İran’la ipleri tümüyle Ankara’dayken koparmasının rastlantı olmadığı bir gerçek. Olası plan söyle görünüyor:

ABD, Suriye’yi istediği gibi kullanacağı kıvama getirecek. Suriye üzerinden bir İran operasyonu planlayacak. Körfez ülkelerine, “Bakın İran sizi de vurdu. Buna karşı önlem alın” diyecek. Böylece, İran’la İsrail’den çok, öteki İslam ülkelerini karşı karşıya getirecek!

Yeniden altını çizelim. Bu Trump politikası, oyunu bozmak ya da oyunun parçası olmak muhatap ülkelerin bileceği iş!

***

Zirvenin Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren pek çok yanı var. Genel durum şu:

Türkiye-ABD ilişkileri yok, Trump-Erdoğan ilişkileri var!

Trump’ın ziyaret programındaki Anıtkabir’i çıkarmasından Erdoğan söylemlerine kadar her şey bu kapıya çıkıyor. NATO’nun Türkiye’de yeniden örgütleneceği bir süreç başlamış görünüyor. Bu örgütlenmenin içinde nelerin olacağını, yeniden yapılanmanın neleri kapsayacağı resmi olarak yapılacak açıklamalarla kesinlik kazanır. O nedenle olasılıklara dayalı bir değerlendirme yapmak gerçekçi olmaz. Ancak NATO’nun Rusya ve İran vurgusu en çok hangi ülkenin konuya muhatap olacağını açıklamaya yetiyor.

Yakın tarihten çağrışımla açıklamak gerekirse ABD’nin Irak operasyonu öncesinde Türkiye’den istemlerini ortaya koyan 1 Mart 2003 tarihli tezkere çok tartışılmıştı. TBMM’nin reddettiği o tezkerede Türkiye’nin neredeyse tüm limanları ve havaalanları gerektikçe kullanılabilecekti.

Elbette o günün aynısını yaşamıyoruz. ABD’nin Ortadoğu’yu şekillendirirken, daha net ifadeyle Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) yaşama geçirmek üzere yeni yöntemler geliştirirken Türkiye’yi yanında görmek istediği de bir gerçek! Erdoğan dünkü konuşmasında Türkiye’nin elindeki imkânların NATO katında büyük bir avantaj olduğunu farklı cümlelerle sık sık vurguladı.

Bu bağlamda Avrupa’nın güvenlik mimarisi inşa edilirken Türkiye’nin güvenlik mimarisinin de yenileneceği anlaşılıyor.

***

Başta vurguladığımız gibi gerek küresel gerekse ülkesel olarak gerilimi yüksek bir döneme giriyoruz. Bu süreçte, “Trump, Türkiye’de Erdoğan’la çalışmak istiyor” cümlesi basit bir tercih değil. İçi dışı dolu, Türkiye’nin kuruluş temellerini sarsacak bir strateji.

O cümleyi bazıları şöyle okuyor:

Erdoğan’ın değişmezliğinin, değiştirilemezliğinin altyapısını sağlamlaştırmanın tam vaktidir!

Bu bağlamda ilginç bir “9 Temmuz” sendromu oluştu!

Zirvede, gücün, genel kabulün zirvesine ulaştıktan sonra ver elini...

Başta muhalefete yönelik daha sindirici adımlar olmak üzere her şey konuşuluyor.

Yukarıda çizdiğimiz tabloyu kesinlikle bir karamsarlık demeti olarak aktarmadık. Gerçekçi olasılıklar bilinmeli ki buna karşı atılabilecek adımlar sağlam olsun.

Hiçbir iktidar tek başına dış destekle ayakta kalamaz. Bunun tarihte pek çok örneği var.

Belki bir deneyi daha yaşayıp göreceğiz!