Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Çiğdem Toker

Perhizler ve turşular

15 Temmuz 2018 Pazar

Türk Lirası’ndaki değer kaybı durdurulabilir mi? Bizi yöneten kadrolara kulak verirseniz, çabaları bu yönde.
Mali disiplini sağlayacaklar, enflasyon tek haneye inecek, falan filan.
(Hafife aldığımız düşünülmesin. Düşük enflasyonun bizi yönetenlerin değil bizlerin bütçesini ilgilendireceğinin farkındayız.) [Haber görseli]
Hatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan NATO zirvesi dönüşünde şöyle bile dedi:
“Kur baskısı denen olayı frenleyebilecek olan en iyi araçlardan biri, uluslararası platformda milli paralarla ticaret yapmaktır. Bunu Rusya ile konuştuk, kısmen başladık. İran ile kısmen başladık. Çin ile de konuşuyoruz. Alışverişi milli paralarla yaptığımız oranda kur baskısı da azalacaktır.”
Burada duralım:
Madem kur baskısını azaltmak için milli parayla ticaret yapma gibi bir seçenek masada.
Daha zahmetsiz bir yöntem var: Kamu ihalelerini dolar üzerinden yapmamak.
Yine anımsatalım: Sağlık Bakanlığı’nın toplu alım nitelikli 5 kalem tıbbi görüntüleme cihaz ihalesinde tekliflerin dolar üzerinden verilme koşulu var.
Bakanlık, yerli üreticilerin itiraz ve tepkilerine karşın pek de milli görünmeyen bu tercihinden vazgeçmedi.

İkinci kez ertelendi
Bu arada milyarlarca dolarlık bir alıma sonuçlanacak ihalenin tekrar ertelendiğini öğrendik.
İhalenin yapılacağı duyurulan ilk tarih 4 Temmuz 2018’di.
Sonra bu tarih 24 Temmuz’a ertelendi.
Öğrendik ki, Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü, taraflara 10 Temmuz’da bir “zeyilname” (değişiklik yapma belgesi) bildirmiş.
Toplamda 54 bin 593 adet tıbbi görüntüleme cihaz alımının yapılacağı ihalenin, yeni tarihi 13 Ağustos 2018 olmuş. İhalede verilecek tekliflerin para birimiyle ilgili bir değişiklik yok.
Yani TL’ye dönülmemiş. İçinde perhiz ve turşu sözcükleri geçen atasözü gayri ihtiyari beliriyor zihinde.
TL’nin dolar karşısındaki değer kaybını gerçekten önemseyen bir yönetim, 10 milyar dolarlardan bahsedilen bir kamu ihalesini dolar üzerinden yapmakta bu kadar ısrarcı olur muydu?

Bütçe disiplin notu sıfır!
Bakanlar Kurulu giderayarak kallavi bir 703 sayılı KHK çıkardı. [Haber görseli]
Neredeyse tamamı kanun konusu düzenlemeleri, son kararnameyle yapıverdi. (Bu da Meclis’i Meclis eliyle tasfiye eden kanun teklifiyle mümkün oldu.)
600 milletvekili bu kararnameyi Resmi Gazete’den bizlerle birlikte öğrendi.
Kamu İhale Kanunu’nun varlığını gülünç hale getiren değişiklikler bu kararnamedeydi.
Cumhurbaşkanlığı Makamı ve İdari İşler Başkanlığı, harcırah, kamu ihale, kamu konut, devlet ihale ve kamu ihale sözleşmeleri kanunlarına tabi olmadan her türlü mal ve hizmet alabilecek.
(Okluk’taki Yazlık Saray inşaatı devam etmesine ve bu projenin REC Uluslararası AŞ tarafından başlandığını bilmemize karşın, bu konuda açılmış bir ihale duymamıştık...)
Aynı KHK ile Hazine ve Maliye Bakanlığı da benzer bir ayrıcalıktan yararlanacak.
Yani bazı mal ve hizmet alımın pazarlık usulü veya sözleşmeyle yaptırabilecek.
Hazine ve Maliye Bakanlığı diyoruz... Kamu parasına sahip çıkacak bakanlık, “Ben İhale Kanunu’na tabi olmayayım, istediğimden mal hizmet alayım” diyor.
Bir de “mali disiplin” demezler mi gözümüzün içine baka baka.

Ç. A. neden aramızda dolaşıyor?
Vahşice öldürüldüğü anlaşılan Şule Çet’e dair ilk haber bir plazanın 20. katından “düştüğü”ydü.
Şüpheli Çağatay A., iki kez gözaltına alınıp adli kontrol şartıyla bırakıldı.
Hürriyet muhabiri Fevzi Kızılkoyun’un haberine göre Çağatay A., “Kendisine engel olmaya çalıştım, atlarken tutmaya çalıştım ama başaramadım. Atlamasın diye tuttuğum sırada parmaklarımda sıyrıklar oluştu. Abi-kardeş ilişkimiz vardı. ‘Yaşamak istemiyorum’ diyerek atladı” diye ifade verdi.
Kızılkoyun cuma günü de soruşturma dosyasına giren otopsi raporunu yazdı: “Çet’in 9 parmağının tırnak altında bir erkeğe ait dokular (deri kalıntısı) ve DNA bulguları tespit edildi. Çet’in kanında ‘Uyumayı tetikleyen uyarıcı madde’ ile vücudunda boğuşma izlerine de rastlandı. Erkeğe ait doku örnekleri ve DNA bulgularının ise Çağatay A’ya ait olduğu belirlendi.
Çet’in düştüğü ofisteki 25 ayrı noktada da parmak izi çalışması yapıldı. Yapılan kriminal incelemenin ardından soruşturma dosyasına gönderilen Olay Yeri İnceleme Raporu’nda Çet’in 3 farklı yerde (bir gazoz kapağında, çalışma ofisi masasında ve sehpada) parmak izi belirlendi. Çet’in düştüğü 1.20 santimlik pencerenin camında, pervazında ve çerçevesinde ise genç kadına ait parmak izi tespit edilemedi.”
Ç. A. serbest. Sakin kalmanın güçlüğü içinden yükselen soru:
Ç. A. neden aramızda dolaşıyor?
NEDEN?
Bu yazı yazıldıktan sonra Çağatay A. tutuklandı.

Vurguna, vurguncuya serbesti
“İnsider trading”, içerden öğrenenlerin ticareti demek. [Haber görseli]
Borsada piyasa seyrini etkileyecek bir bilgiyi herkesten önce öğrenme konumunda olanların işlemi yani. Bu, sermaye piyasası olan dünyanın her ülkesinde yaptırıma bağlanmış bir suçtur.
Misal, büyük bir şirkette yöneticisiniz, patronsunuz. Bilançoda kâr açıklanacağını biliyorsunuz.
Kâr açıklayınca hisse prim yapacak. Siz bilanço açıklanmadan önce, bu bilginin sahibi olarak hisse alırsanız, eşitliği bozarsınız.
Suç olması bu yüzden.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) herkesin ağzını açık bırakan bir karar aldı.
31 Ağustos’a kadar bu tür işlemler artık “insider trading” sayılmayacak.
Yani koca düzenleyici, kural koyucu kurul düne kadar “vurgun” denilen işlemlere kapılarını açtı.
Bir de “yapısal reform” demezler mi gözümüzün içine baka baka?

Adnan Oktar’ın özgüven kaynağı
Gazetecilikte kıdemliyseniz, Türkiye’de yaşıyorsanız, zaman zaman bıkkınlıkla karışık bir “deja vu” duygusu hissetmemeniz imkânsız.
6 Ocak 2000 tarihli Hürriyet gazetesi kupürü önümde. [Haber görseli]
Altında imzam olan haberin başlığı “Kara para incelemesi”.
Haberin “kim” unsuru Adnan Oktar. O sıra tutuklu. Operasyon yapılmış.
Maliye müfettişleri Oktar ve grubunun ilişki içinde olduğu
10 şirket ile ilgili inceleme yapmış. Bu ilişkilerin bir de kara para mevzuatı açısından incelenmesi için dosyayı MASAK’a göndermiş. 10 şirket adıyla ortaklarıyla orada yazıyor.
Şimdi aradan geçmiş 18 yıl. Adnan Oktar’ın lüks evine baskın yapılmış. Gözaltına alınmış. El konulan şirket sayısı 86’ya yükselmiş.
Boğaz’ın göbeğinde, tarihi SİT alanı üzerinde bir villada yaşayacaksın. TV kanalın olacak. Tek tip estetik operasyona maruz bırakılmış kadınlarla gülünç/ acıklı şovlar yapacaksın.
Cümle âlem bunları bilecek. Hatta amiyane tabirle yıllarca “bu muhabbetlerin goygoyunu” yapacak.
Bir sabah bütün bunlar, bu onlarca suç yeni fark edilmiş gibi operasyon yapılacak.
En hafif tabirle tuhaf değil mi?
Siz de sormadınız mı: Adnan Oktar İstanbul’un göbeğinde suçlama konusu edilen bunca fiili açık açık icra ederken kimden cesaret aldı? Bugüne kadar neden beklendi?

Tümü Çiğdem Toker - Son yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018 Paz
O fayansın talimatı kimden? 7 Eylül 2018 Cum
Ulaşıma ulaşım ihalesi 5 Eylül 2018 Çar