Şeytan tüyü...

Şeytan tüyü...

22.11.2013 01:03
Güncellenme:
Takip Et:

HANGİ ROLE GİRERSE GİRSİN, ÖNCE NEJAT UYGUR’DU
Haber yurtdışında bana ulaştığında o yüz, o beden, o sahnede var olma biçimi geldi gözümün önüne yerleşti. Yüreğime yerleşti demiyorum çünkü zaten hiç çıkmamıştı. Bunu o da biliyordu, ben de...
Yüreğimden hiç çıkmayan Nejat Uygur’un “İnsaniyettin” adlı oyunuydu. 1970’li yıllardı. Kocamustafapaşa’da kendi tiyatrosunu kurmuştu. Kendi uyarladığı tek kişilik bir oyundu. Doğumundan ölümüne insanın var olma serüvenini iki saatlik bir sürede sahneye taşımıştı.
O gün, “İnsaniyettin” oyununda izlediğim Nejat Uygur’un sahnedeki var oluş biçiminin gerisindeki kodları, “sırları”, “gizleri”, “neden ve nasılları” yazıya dökmüş ve yayımlamıştım... Sonra yıllar boyu her karşılaşmamızda, bana o yazıyı anımsatacak, yeni oyunun o referanslara uyup uymadığını soracak, dünden bugüne uzanan süreçte yeni kucaklaşmalara vesile olacaktı...
Sahneden salona geçen elektrik
70’ler çok geride kaldı. Dümbüllü’den Charlie Chaplin’e uzanan çizgide Nejat Uygur tekti, benzersizdi... “Ne” oynadığı değildi önemli olan. Önemli olan sahnede var olma biçimiydi. O hem bir “kahramandı” hem de “anti-kahraman”... Ezen ve ezilen... Hangi role girerse girsin, önce Nejat Uygur’du.
2000 yılının şubatında ondan izlediğim “Sizinki Can da Bizimki Patlıcan mı?” adlı oyunundan sonra şöyle yazmışım:
“Nejat Uygur sahnede görüldüğü an, salona bir elektrik yayıldı. Göründü... ve... hiçbir şey yapmadı... Yalnızca sahnenin bir ucundan ötekine yürüdü. Kâh biz izleyicilere bakarak, kâh gözlerini kaçırıp kendi içine bakarak yürüdü, yürüdü, sahnenin en önüne geldi. Dolu salondaki tüm seyircilerin gözbebeklerine (ve yüreklerine) tek tek baktı ve elleriyle yüzüne biçim verdi. Yani iki küçük el hareketiyle dudak kenarlarına ve kaşlarına dokundu. Karşımızda iki yüz, iki maske, gülen ve ağlayan tiyatro maskeleri belirdi. Nejat Uygur böylece oyuna girmiş oldu. O andan sonra sahneden salona yayılan elektrik, o ısı, o sıcaklık hiç eksilmedi. Nejat Uygur’un şeytan tüyü hepimizi avucuna almıştı.”
Sahicilik
“Şeytan tüyü” dediğim onun ustalığıydı. Birikimiydi. Halk geleneğinden beslenmesiydi. Geleneksel tiyatromuzun her öğesinden yararlanması, bunları içselleştirmesiydi. Uzun ve zengin bir sürecin halkalarından biri olduğunun bilincinde olmasıydı... Sahneden söylediği her söze inanmamız, “sahiciliğinden” kuşku duymamamız bundandı. Bu sahicilik, onun sadece kendine değil, seyircisine inanmasından, seyircisine duyduğu sevgi ve saygıdan, seyircisiyle bütünleşmesindendi.
Trajik ve komik iç içe
Nejat Uygur’un en önemli özelliklerinden biri de komik olanla trajik olanı iç içe var etme ve büyütme yeteneğiydi.
Bir duruş, bir bakış, bir dudak büküşle, kahkahaları gözyaşına, gözyaşlarını kahkahaya dönüştürebilirdi...
Yüzünü, mimiklerini, bedenini kullanarak yarattığı dünyaya biz seyirciyi de katar, peşinden sürükler, sonra bir an gelir, bunun sadece bir yanılsama, bir “illüzyon”, sadece bir “oyun” olduğunu bizlere anımsatıverirdi...
“Oyun” gerçeğine sarılışı, oyunun dışına çıkıp seyirciye seslenmesi, kendiyle dalga geçebilmesi, kendine gülebilmesi, canlandırdığı rolle “Nejat Uygur” olmak arasında gidiş gelişleri biz ölümlü tiyatro seyircisinin mutluluğuydu.
Sevgili Nejat Uygur, bakın ne kadar nesnel yazmaya çalıştım... Tıpkı, “İnsaniyettin” oyunundan sonra yapmaya çalıştığım gibi, bin yıl önceki gibi. Sizi kucaklıyorum; eşinize, çocuklarınıza sabırlar diliyorum... İyi ki vardınız, iyi ki varsınız. Her gülümsememizde, sizden bir tortu var olmayı sürdürecek.  

Yazarın Son Yazıları

Bir kayıp, bir ödül

“Ooo, Bayan Şifahi buradaymış!”

Devamını Oku
15.03.2026
İki savaş arasında

Başlık doğru...

Devamını Oku
12.03.2026
Katliam devam ediyor

Farkında mısınız, ülkemizde kadın katliamı dolu dizgin devam ediyor.

Devamını Oku
08.03.2026
Vicdan biraz vicdan

Ey siyaset!

Devamını Oku
05.03.2026
Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025