Köşe Yazısı

A+ A-
Barış Doster

19 Mayıs kutlamalarının verdiği ders

22 Mayıs 2019 Çarşamba

Türkiye, 19 Mayıs 1919’un yüzüncü yılını büyük coşkuyla kutladı. Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Devrimi’yle arasına mesafe koyan bazı siyasiler bile, Samsun’daki törenlerde fotoğraf verdiler. “Bu ne kadar samimiydi? Bunun ne kadarı siyasi ihtiyaçtan doğdu? Ne kadarı protokolün gereğiydi? Ne kadarı İstanbul seçimleriyle ilgiliydi? Ne kadarı Türkiye ittifakı arayışının ürünüydü? Ne kadarı dünyaya mesaj verme çabasından kaynaklandı?” gibisinden çok haklı sorular kafaları kurcalasa da, asıl önemlisi, devlet aygıtından çok, milletin sahiplenişiydi.
Şurası gerçek; iktidarın, ona bağlı bürokrasinin ve yerel yönetimlerin Atatürk anmalarına ve Cumhuriyet kutlamalarına yönelik tepkisi, milletin hem daha yüksek katılımla hem daha bilinçli şekilde Atatürk’ü ve Cumhuriyeti sahiplenmesini hızlandırdı. “Açılım süreci” denilen çözülme ve çürüme günlerinde Atatürk anıtlarına çelenk koymanın yasaklandığı, kamu kurumlarından T.C. ibaresinin kaldırıldığı günlerden geçti Türkiye. Her ne kadar halen pek çok kamu kurumu, iktidara mensup çok sayıda belediye, Atatürk’ün adını anmadan Çanakkale Zaferi’ni ve milli bayramları kutlamaya çalışsalar da, bunun toplumda karşılığı olmadığını görmüyorlar. Zamanla anlarlar.

Atatürk’ün farkı
Atatürk’ü tarihte önemli, öncü, özgün ve önder yapan, yenilmez ve haklı kılan, asker, devrimci ve devlet kurucusu olarak, fikri hazırlığıdır. Zamanlama dâhisi olmasıdır. Kararlı, tutarlı ve yürekli eylemleridir. Halkçı, toplumcu, eşitlikçi, aydınlanmacı siyasal çizgisi, tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist mücadelesidir. “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” derken, Cumhuriyetin toplumsal, sınıfsal boyutunu vurgulamıştır.“Cumhuriyet fazilettir” derken, Cumhuriyeti, Türkiye’yi Türkiye’den yönetmek için kurduğunu, devrimleri bir daha kul olmayalım, esir düşmeyelim, işgale uğramayalım diye yaptığını belirtmek istemiştir. Dahası var...
Atatürk; kapsamda farklıdır. Kapsamdaki farkı; Karslının Kars’ı, Edirnelinin Edirne’yi kurtarmaya çalıştığı, işgale karşı direnen yurtsever örgütlerin yerel, bölgesel kaldığı bir ortamda, tüm milli kuvvetlere ulusal bir hedef göstermiştir. Her vatanseveri, vatanın her yerinden sorumlu kılmıştır. Trabzonlu Maraş’tan sorumludur, Diyarbakırlı Tekirdağ’dan. Aynen cephede, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” dediği gibi...
Atatürk; yöntemde farklıdır. Pek çok yurtseverin “Amerikan mandası mı, İngiliz himayesi mi?” diye tartıştıkları dönemde, Atatürk tarihin şu tunç yasasını hatırlatmıştır herkese: “Savaşla kurulan, savaşla yıkılır”. Milli Mücadele’nin silahla yapılacağını söylemiştir. Aynen Çanakkale muharebelerinde “Size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” dediği gibi…
Atatürk; amaçta farklıdır. Hilafeti ve saltanatı kurtarmak için değil, milli egemenliğe dayalı, bağımsız ve laik bir Cumhuriyet için yola çıkmıştır. Bu konuda, pek çok mücadele arkadaşından farklıdır. Nitekim bu ayrılık, Meclis’in açılmasıyla birlikte su yüzüne çıkmış, saltanat ve hilafetin kaldırılmasında, Cumhuriyetin ilanında, çokpartili hayat denemelerinde, devrimler sürecinde, laiklik anlayışında belirginleşmiştir.
19 Mayıs kutlamalarında halkın sahiplendiği Atatürk; işte bu Atatürk’tür.