Barış Doster

Yanlış diplomasi, Kıbrıs Meselesi ve Doğu Akdeniz

06 Temmuz 2019 Cumartesi

Diplomasi; bir devletin ulusal çıkarlarını korumak, yeni hak, yarar ve kazanımlar edinmek için gereken düşünce, eylem ve yöntemleri içerir. Beceri, bilgi, birikim, deneyim gerektirir. Zamanı, zemini, kuvvet dengesini gözetmeyi zorunlu kılar. O nedenle diplomaside ilk adımı atan, ilk hamleyi yapan, ilk girişimde bulunan taraf olmak önemli olsa da, öncelik sağlasa da, her zaman istenilen sonucu vermez.
Diplomasinin bu kısa tanımına göre; Türkiye’nin son yıllardaki diplomatik adımları hep başarısızdır. Yüksek perdeden konuşan, seyahat etmekten hoşlanan, zirvelere katılmayı seven, sıkça tehdit eden, yerli yersiz arabulucu olmaya heveslenen diplomasi iflas etmiştir. En somut örneği de Kıbrıs’tır. Her ne kadar KKTC’deki yeni hükümet, Cumhurbaşkanı Akıncı ile kıyaslanmayacak kadar milli davada hassas olsa da, şimdiye dek o kadar çok yanlış yapılmış, öylesine büyük ödünler verilmiştir ki, toparlamak zordur. Arkasına ABD ve Avrupa’yı da alan Yunan - Rum tarafı, Türkiye’yi Kıbrıs’ta işgalci olarak gördüğü halde ve Yunanistan Ege Denizi’nde 18 Türk adasını işgal etmesine rağmen, Türkiye’nin geri adım atması istenmektedir.
Dahası var. Yunanistan, Ege Denizi’nde karasularını genişletme peşindedir. Sözde soykırım iddialarının en büyük destekçilerindendir. Buna karşılık; dünya ticaretinin yüzde 90’ı deniz yoluyla yapılırken ve Kıbrıs çevresinde Türkiye’ye kabaca 100 yıl yetecek kadar petrol ve doğalgaz olduğu belirtilirken, Türkiye halen, Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölgesini (MEB) ilan etmemiştir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), MEB paylaşımı için Mısır’la 2003, Lübnan’la 2007, İsrail’le de 2010’da antlaşma imzalamıştır. Topraklarında iki İngiliz üssü (Agratur ve Dikelya) bulunan GKRY, bu üsler yetmezmiş gibi Fransa’yla da üs konusunda anlaşmıştır. ABD’ye üs verme pazarlıkları ise Rusya’nın tepkisine rağmen sürmektedir.

Akdeniz’in doğusu, Türkiye’nin güneyi
Yunan - Rum tarafı, adada iki farklı, iki eşit, iki bağımsız, iki egemen devlet olduğunu kabul etmezler. Türkiye’nin garantörlük haklarından vazgeçmesini isterler. İki kesimliliğe karşıdırlar. Oysa iki kesimli yapı sayesinde adada 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan beri kimsenin burnu kanamamıştır.
Yunanistan; Akdeniz ve Ege’de Türkiye’yi karaya hapsetmek, denizleri Türkiye’ye kapatmak için çalışmaktadır. Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı sınırlamalarının birbiriyle ilgili olduğunu bildiğinden, özellikle Mısır’la anlaşmaya çabalamaktadır. Çünkü Ege Denizi’nin kıta sahanlığının sınırı, Doğu Akdeniz kıta sahanlığının saptanmasında önemlidir. Kıbrıs’taki Rumlar; gerek Türk tarafının duyarsız, ilgisiz, pasif, ödün vermeye hazır tutumundan yararlanarak, gerek AB üyesi olmanın verdiği rahatlıkla, adadaki Türklerin hakkına, hukukuna tecavüz etmektedir. Akdeniz’de Türkiye karşıtı cephenin başını çekmekte; bir yandan İsrail, diğer yandan Mısır’la birlikte, cepheyi genişletmektedir.
Bu durumda Türkiye’nin yapması gereken, bir an önce Doğu Akdeniz’de MEB ilan etmek, komşularıyla ilişkilerini geliştirmek, deniz gücünü önemseyerek mavi vatana sahip çıkmak ve Kıbrıs konusunda ödün vermemektir.
Sözün özü; Kıbrıs’ta dik durmadan, Doğu Akdeniz’de etkili olmak imkânsızdır.      


Yazarın Son Yazıları