‘Dinci kapitalizm’, oligarşi ve AKP

28 Ocak 2020 Salı

AKP üst yönetimi, iktidarını ve geleceğini, “dinci kapitalizme” ve AKP oligarşisine bağlamış görünüyor. Başlangıçta, 2002 ve ertesinde “bölgesel olarak Müslüman Kardeşler’e dayalı” bir gücü, dinci kapitalizmin desteği olarak kullanmak istediler.

Ancak bu ayak, Irak, Suriye ve son olarak da Libya’da iflas etti. AKP üst yönetimi, Müslüman Kardeşler şemsiyesi ile bel bağladığı bu desteği, hem ABD hem de Arap ülkeleri boyutlarında kaybetti. AKP tek başına kaldı.

Tek dayanak olarak da, “Türkiye içinde, her ne pahasına olursa olsun, dinci kapitalizme sonuna kadar dayanmak” zorunda kaldı. Başlangıçta Gülen cemaati ile yürütülen süreç, ABD’nin 15 Temmuz oyunu sonucu AKP’nin operasyon alanını iyice daralttı.

Son zamanlarda “tarikatlardan yeni destek sağlama girişimleri”, bu çaresizliğin sonuçlarıdır. Bölgesel olarak Arap dünyasından eski desteğini kaybeden AKP üst yönetimi, ellerindeki son kozları oynamaktadır:

- Dinci kapitalizm, yabancılaştırma ve Araplaştırma uygulamaları ile devletin elindeki varlıklar ya özelleştirilmişler, ya da “kullanım hakları” çok uzun vadeli olarak yabancılara verilmiştir.

- Büyük altyapı projeleri (!) devlet garantisi altında çok uzun vadeli gelir transferleri yükümlülükleri getirilerek, gelecek nesiller borçlu hale sokulmuştur.

- ABD ve Rusya’nın “iktidar desteğini” kaybetmemek için, “her iki tarafa da (!)” büyük ödünler verilmiştir. Muhtemelen, dünyadaki tek örnek olduk!

İktidarın “otoriter gücünü” artırabilmek için, çıta sürekli olarak yükseltildi: rejim, tek adam yönetimine çevrilerek yalnız kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılmadı: uygulamalarda denetim olanakları ortadan kaldırıldı.

Hukukun üstünlüğü yerine, “yeni rejim kanunlarının üstünlüğü” ortaya çıkarıldı.

“Dinci ve oligarşik kapitalizm” uygulamaları, ancak böyle bir rejim altında sürdürülebilir. “Sürdürülebilir üstünlükler kuramı”, vazgeçilmez olarak çıtanın sürekli yükseltilerek otoriter rejimin daha da otoriter hale gelmesine yol açar. Bu ise, bumerang misali, işleri tersine çevirir: aynen İstanbul seçimlerinde haksız yere seçimlerin, baskıyla tekrarlanmasının getirdiği sonuçlar gibi.

Suriye, Libya ve İstanbul kanalı bir bütündür

Bu üç olay da tükenişin sonuçlarıdır: Suriye bataklığına Müslüman Kardeşler üzerinden saplanmamız ekonomik, sosyal ve askeri felaketleri doğurdu: bu saplanılan süreç, işin Libya’ya da uzatılmasını, iktidar açısından vazgeçilmez duruma getirdi.

ABD’nin imzalamadığı Lozan’la, yine onun hoşlanmadığı Montrö ile kavgası olan AKP, bu sefer de İstanbul kanalı projesini devreye soktu.

Hoşlananlar mı? Başta ABD, sonra kimi yandaş Arap ülkeleri ve tabii yandaş “rantçılar”! Ya zarar görenler: 83 milyonun tamamı. AKP iktidarı, bu kısırdöngünün içine saplanmıştır.

***

Ve “doğa”nın kaybı: doğanın en büyük dostlarından Hayrettin Karaca’yı kaybettik. Son çıkan “Yüzleşme” kitabımda, onunla Yalova’da geçen sohbetlerimizi de kaleme almıştım. Bu halkın vefalı insanlarının hiçbir zaman unutamayacağı bir idealist doğa dostuydu. Doğanın rengârenk çiçekleri onu bağırlarında saklasın, mutlu etsin  şimdi, toprak dedelerini…


Yazarın Son Yazıları