Köşe Yazısı

A+ A-

Camiler Karartılmalıydı

Paylaş
instela'da paylaş
09 Ocak 2015 Cuma

Dünkü Avrupa gazetelerine baktım.

Paris saldırısının tüm vahşetine rağmen, ön sayfalarda kan, panik, dehşet fotoğrafları yoktu.

Nefret başlıkları da...

Acılı ailelerin gözyaşları da...

Çoğu Fransız gazetesi, “Hepimiz Charlie Hebdo’yuz” manşetinin cesur kararlılığıyla çıkmıştı.

İngiliz Independent’ın birinci sayfasındaki karikatürde, kana bulanmış dergiden fırçasıyla uzanmış bir el; dikilmiş orta parmağıyla, “Ayaktayım” mesajı veriyordu.

Türk basınının tavırsız başlıklarıyla kıyaslanınca, ilkeli bir duruş hemen kendini gösteriyordu:

“Silahlar, kalemleri susturamaz!”

***

Yine de yeniklik hissi içinde olanlar yok değildi.

Örneğin “L’exquipe”de, bu kanlı maçı dehşetle izleyen insanların karikatürü vardı:

Skor tabelasında:

“Özgürlük: 0 Barbarlık: 12” yazıyordu.

Maçın sonucu bu mu?

Henüz bilmiyoruz.

Dahası, maçın başında mıyız, sonunda mı; ondan da habersiziz.

Ama bence bu karikatürde asıl önemsenmesi gereken şey, takımların adları...

Bu maçta, taraflar, İslam ile Hıristiyanlık değil...

Avrupa ile Asya değil. Doğu ile Batı da değil...

“Barbarlık”ın “Özgürlük”e karşı maçı bu...

***

Aradığımız çarenin sırrı da bu tasnifte yatıyor. Çünkü bizi ayıran şey, dinimiz, dilimiz, rengimiz, ırkımız, kıtamız değil...

Biz, farklı dinden, dilden, renkten, kıtadan “Özgürlük” yanlıları olarak “Barbarlar” takımına karşı savaşıyoruz.

“Gâvurlar”a karşı “Müslümanlar” cephesinde değiliz; düşünce özgürlüğüne inananlar olarak, Charlie Hebdo’nun cesur kalemlerinin yanında “Le Pen+El Kaide nefret ortaklığı”nın karşısında duruyoruz.

Her dinin içindeki bağnaza karşı, her dinden insanlarla, bağnazlığın yeryüzünden silinmesi mücadelesinde buluşuyoruz.

Silahın karşısında kalemin yanında, fanatizme karşı sağduyu takımında saf tutuyoruz.

***

Önceki günkü performansıyla Türkiye’nin bu saflaşmada pek de kararlı bir tavır sergilemediğini, barbarlıkla arasına mesafe koymakta geciktiğini söylemek gerek...

Kınama mesajları verildi gerçi; ama örneğin Cumhurbaşkanı’nın mesajı, katliamdan 10 saat sonra ve dünya liderlerinin hayli gerisinden geldi.

Diyanet İşleri de tepki vermek için, ertesi günü bekledi.

Geçen ay Taliban’ın Pakistan’daki kanlı saldırısı nedeniyle, dayanışma amacıyla bir günlük yas ilan edip bayrakları yarıya indiren Türkiye, aynısını Fransa için yapamaz mıydı?

Almanya’daki ırkçı saldırılar nedeniyle
kiliselerin ışıklarını kapatmasını öven Diyanet İşleri, Hz. Peygamber adına yapılan katliama tavır için, bir günlüğüne camileri karartamaz mıydı?

Artık kınama mesajlarına, “Zamanlama manidar”, “Algı manipülasyonu” türünden uyarılar serpiştirmek yerine, vahşetle İslam arasına net bir çizgi çekmenin, “Bütün Müslümanlar terörist değil ama neden teröristlerin çoğu Müslüman” sorusunu yinelemenin, İslamofobi kadar İslamı da tartışmanın, “sevgi dini” olduğu söylenen bir inançtan nasıl bunca şiddet ve nefret üretilebildiğini ve nasıl yok edilebileceğini sormanın zamanıdır.

***

Bedri Koraman ve karikatüre tahammül

Dünya karikatüristlerine başsağlığı dilerken bugünlerde yoğun bakımda tedavi gören bir çizgi ustasına, duayen ağabeyimiz Bedri Koraman’a da buradan geçmiş olsun demek ve acil şifalar dilemek istiyorum.

Onun adına çıkarılan kitapta, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in imzasını taşıyan, kısa bir giriş yazısı var.

Diyor ki:

“Mizah, zekânın diriliğidir ve bu nedenle daima eleştirel bir ağırlığa sahiptir.”

Ve şu teşhisi koyuyor:

“Demokratik rejimlerde siyasi mizahın sahip olduğu yer, bir gelişmişlik göstergesidir.”

Bu göstergeyle günümüze bakarsak, gelişmişliğin hayli gerisine düştüğümüz anlaşılır. Demirel’in koltuğunda, kendisini hicveden bir karikatüre 10 yıl hapis talebiyle dava açtıran bir Cumhurbaşkanı oturuyor.

Ve onun tahammülsüzlüğü, Türk mizah dergilerine Paris katliamını örnek verip “Ayağınızı denk alın” diyenlere yol gösteriyor.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Süleyman Demirel