Özgürlük İçin Ayakta

12 Ocak 2015 Pazartesi

Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik... Bu üç ilke özelde Fransa’nın, genelde ise tüm Avrupa’nın iki yüz yıldır baskılara karşı sürdürdüğü mücadeledeki kazanım ve ideallerinin simgesi.
Bu simgelerin Avrupa için ne kadar kritik öneme sahip olduğunu son Paris katliamı çok daha iyi ortaya koydu. Fransa ve Avrupa halkları katliamdan bu yana ayakta. İnsanlığın en önemli kazanımları olarak gördükleri basın, düşünce ve ifade özgürlüğü silahla susturulmak istenince gece gündüz ‘Je suis Charlie’ (He-pimiz Charlie’yiz) sloganıyla kendileri için bu değerlerin ne kadar vazgeçilemez ve uğrunda direnilmesi zorunlu olduğunu gösteriyorlar. Fransız Devrimi’nden 226 yıl sonra yüz binler tekrar ‘özgürlükleri’ için meydanlarda.

***

Avrupalıların düşünce özgürlüğünün, nefes almak, su içmek kadar hayati öneme sahip olduğunu ortaya koyan tepkileri, bu değerler üzerinde asıl düşünmesi gerekenlerin başında Türkiye’nin geldiği gerçeğini de bir kez daha yüzümüze çarpıyor. Türkiye bu katliama, düşünce, ifade ve basın özgürlüklerinin önündeki baskı ve kısıtlamaların arttığı bir süreçte yakalandı.
Fransa ve Avrupa’da sokaklardaki milyonlar, yüzyılların mücadelesi sonucu elde ettikleri bu özgürlüklerin üzerine titriyor. Türkiye’de ise durum ne yazık ki böyle değil. Türkiye hâlâ farklı görüş sahiplerinin hükümetler tarafından yasaklanıp hapsedildiği, eleştirel fikirlerin hem iktidarlarca hem de mahalle baskılarıyla susturulduğu bir ülke konumunda.
Yine Türkiye, toplumun geneline ters gelen farklı, şaşırtıcı ve uç düşüncelerin ifadesinin engellendiği günlerden geçiyor. Yine Türkiye uzunca bir süredir kamunun, eğitim alanının, entelektüel sanat ve kültür dünyasının laiklikten uzaklaşarak dini referanslarla şekillendirilmeye çalışıldığı bir ülke konumunda.
Bütün bunların ışığında, Paris’in göbeğinde bir dergiye ve öldürülen 12 ismin şahsında düşünce ve ifade özgürlüğüne sıkılan kurşunlar ‘demokrasi mi?’, ‘otoriterizm mi?’ ayrımındaki Türkiye’de benzer mücadaleleri verenler açısından kaygı vericidir. İktidar baskısı nedeniyle zaten çok az kullanılabilen ifade ve düşünce özgürlüğü bu kez de doğrudan kanlı saldırı tehdidi altına girmiş oluyor. Uzunca bir süredir Ortadoğu ve Suriye nedeniyle ateş hattında olan ve IŞİD ve benzeri radikal terör tehdidine Avrupa’dan daha daha yakın olan Türkiye’de de, özgür düşünceyi savunmak; baskıların, yargılamaların, hapislerin yanı sıra ne yazık ki artık bizzat katliam riskini de göze almayı zorunlu kılmakta.

***

Dün Paris’in meydanlarından verilen dayanışma görüntüsü son derece önemli olmakla birlikte, o görüntüde yer alan liderlerin başında olduğu yönetimlerin uyguladığı bazı politikaların da Avrupa’nın can evinde yaşanan katliamda sorumlulukları olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Zaten on yıllardır yoksulluk, sömürü, otoriter liderler ve iç savaş koşulları altında yaşamak zorunda bırakılan Ortadoğu ve İslam dünyasındaki çalkantılar, Batılı iktidarların kendi çıkarları doğrultusundaki politikaları nedeniyle de iyice derinleşmiş durumda. Avrupa halkları Paris’teki katliamda hedef seçilen insanlığın evrensel kazanımlarına sahip çıkarken, ne yazık ki bu kıtadaki bazı iktidarlar için aynı şeyi söylemek mümkün değil. İzledikleri politikalarla İslam coğrafyasında kan ve şiddetin en önemli araç olmasını sağlayan terör gruplarının oluşmasında önemli pay sahibi durumundalar.

***

Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik... Bu değerlerin mücadelesini geçmişte olduğu gibi bugün de dünyanın dört bir yerinde iktidarlar değil, halklar vermekte. Dünkü büyük Paris yürüyüşü, katliamlarda ölenlere bir uğurlamanın çok ötesinde, bu mücadelede ortak bir direniş, ayağa kalkış umudunu beraberinde taşımakta.