Köşe Yazısı

A+ A-

İktidarın en büyük düşmanı!

Paylaş
instela'da paylaş
08 Ocak 2016 Cuma

Öyle bir hal içindeyiz ki, artık mesele demokrasi, özgürlükler, otoriterlik, başkanlık vs. bile değil! Öyle bir çukura düştük ki artık aklıselim, edep, adap, insanlık, hepsi tedavülden kalktı. Derme, çatma İslamcılık-sağcılıkmilliyetçilik karması bir siyasal ideoloji peşinde ülke yangın yerine döndü. Dahası, söz konusu olan ideoloji bile değil. “Maduriyetin isyanı” sandığımız meğer öfkeye dönmüş bir aşağılık kompleksi, “haysiyetli bir itiraz” sandığımız meğer pespaye bir intikam duygusu imiş. Marazi sandığımız esas, esas sandığımız “riya” imiş. Bilemezdik, insana değer veren kimse bilemezdi. “İnanmasaydınız” diye kimse üste çıkmaya çalışmasın, onların da ne olduğunu biliyoruz. İnsana değer veren, kendi sözüne sahip çıkmakta ne kadar titizlenirse, başkalarının da sözünü de o denli önemser, ciddiye alır, bu saflık değil, ilkesel, ahlaki bir seçimdir. Gerisi, sözünü, kişiliğini ciddiye aldığınız “muhatabınızın”, siyasi değil ahlaki sorunudur.

Nefis meselesi...
Az gittik, uz gittik, anlaşıldı ki “artık muhafazakâr demokratız, özgürlükçüyüz” diyenler meğer sıradan mezhepçi/İslamcı- Türkçü milliyetçi kafadan bir adım öteye gitmemişler. Dahası o bile değilmiş, mesele terbiye edilmemiş bir nefis meselesi imiş. Meğer isyan ve itiraz ettiklerini sandığımız dünyayı, çevreyi çok gözlerinde büyütmüşler, ezikliklerinin asıl sebebi buymuş, öfkelerinin bir türlü dinmemesi bundanmış. Aslında, “Beyaz Türkler” edebiyatının satır altı “beyazlaşma” ihtirası, bu o kadar belli ki, meğer dinmeyen hırçınlıklarının nedeni buymuş. O nedenle, kendini ancak küfürle ifade edebilen, ama “aslında kötü bir insan olmadığı için” eşi dostu kahkahalara boğan, “sohbet ehli” birinin ardından bunca yas tutuluyor. Peki, “kötü insan” kime denir acaba? Ağzı bunca bozuk biri ile şen kahkahalar atmak neyin nesi? Belli ki bunların hiçbir önemi yok, mesele şu: aslında hepsi ağız dolusu küfür etmek isterlermiş, abileri onlar için küfrediyormuş! Onun için abilerini çok seviyor, onunla çok keyifli vakit geçiriyorlarmış. Efendi görünmek için kendilerini çok zorlamışlar, çünkü sahiden efendi/ hanımefendi değilmişler, nezaket, edep, adap katlanmak zorunda kaldıkları bir şeymiş. Onun için yeterince güçlü olduklarında ortaya dökmekte mahsur görmüyorlar.

Kasaba zevki...
İslam adına, Osmanlı medeniyeti adına ortaya dökülen, etrafı kırıp geçirenler, bırakın İslamı, Osmanlı medeniyetini, edepli bir adam/kadın sayılacak meziyetlerden haberleri yok, umurlarında değil. Kendilerini mirasçısı saydıkları medeniyet içinde hiçbir yerlerinin olamayacağının farkında olacak kadar tarih bilgileri, kültürleri, bunları tartacak şahsiyetleri de yok. Tam da bu nedenle, “Osmanlı kültürü” diye kasaba zevkine sarılmaları da şaşırtıcı değil, İslam adına tavşanın suyunun suyunun suyuna talim etmeleri de!
İdeoloji bile değil, işte böyle bir ruh hali, böyle bir zihniyet dünyası bizi yönetiyor, bu zihniyeti otoriter bir sistemle lehimlemeye çalışıyor. Böylesi, tehlikeli bir iflasın ilanı, başka bir şey değil. Geçmişini, kültürel birikimini inkâr edenlerin girdiği çıkmaz yolun sonu, onlara karşı çıkmak adına beslenip büyütülen en bayağısından bir intikam çukuru oldu. Ne tarihi, ne medeniyeti, ne dini? Sonunda geleceğiniz yer, “bizim adımıza söven adam”! “Bir büyük itirazın” dili ağzı bozuk olmaz, sizinki sıradan bir hayıflanmaymış, dışlanmışlıktan, küçümsenmekten haysiyetli bir isyan çıkarmak kim, siz kim? Sizinki, eziklerin sinsiliğine sığınmak, bükemediği eli öpmek, fırsat bulunca öptüğü eli deli gibi bir öfke ile koparmak azmi imiş. Bırakın, beyaz Türkler, siyah Kürtler, Rusya, İran, işinize gelince size dost, gelmeyince düşman ilan ettiğiniz NATO, AB, ABD, velhasıl “yedi düvel düşmanı”, kendinizle uğraşın! Size en büyük düşman kendinizsiniz, başkasına hacet yok!